fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fenerbahçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2008 Pazar

Bir kere de hakemsiz gelin...

Ulaşım sponsorumuz taksici Musa kardeş,atkı bizim :)
Stada giriş
maç öncesi pankartlar
maç öncesi pankartlar
maç öncesi pankartlar

Kartal yazan bayrağımız
Maç öncesi Beşiktaş alt tribün
Maç öncesi Beşiktaş üst tribün
Seromoni
Son dakikalar
İskele bizi bekler

Geçen sene yaşanan rezaletten sonra bu senede benzer bir müdahale bekliyordum.Bu sene görev Bünyamin UyurGezer'e düşmüş çıktı tek hareketle görevini yaptı ne olduğuda uzun bir bekleyişden sonra ortaya çıktı.
Demekki Fedrasyon üyesi ,zamanında Aziz Yıldırım'a Beşiktaş'ı nasıl bitiririz başkan diye soran eski Bursaspor başkanı maç öncesi Papermoon'da Aziz Yıldırım'la boşuna buluşmamış.Demirören Polat buluşmasını anormal bulan sivri zekalılar şu buluşmayıda yorumlasınlar yarım akıllarıyla...
Maça gelirsek; Ertuğrul Sağlam'ı niye gönderdik?
Dün sahaya çıkan 11'i bir tane Beşiktaş'lı beğenmedi,yenseydik de bence beğenmeyeceklerdi,aynı benim gibi.Sahadaki Fenerbahçe'yi gördükten sonra Eskişehir maçı 11'iyle çıksan bu maçı çok rahat alır gelirdin.Denizli'yi hatalı buluyorum,ben Denizliyim diyorsan bir fark yaratmalısın,en kötü 2-1 değilde 3-1 yenilirsin biz yine alkışlarız.Şu taraftardaki takımdaki cesaretin yarısı teknik kadroda yok.
Takımda Gökhan Zan kardeşimizi görmekten utanç duyuyorum,çok da iyi bir paraya oynuyor ,ama hakkını verdiğini söyleyemem.Senelerdir ileride gol arar dün rakip cezasahasında rövaşata deniyor,ceza sahası dışında topa gelişine vuruyor hepsi farklı şekilde dışarda ,defansdan çıkarken top dağıtma yapması gereken en iyi iş ama onuda beceremiyor.Yediğimiz ikinci golde ofsaytı bozanda bu kardeşimiz.Hava topu kesecek diye nasıl Beşiktaş'ta forma giyer anlamıyorum.
Rüştü'de bence yetersiz ,adamın çok bariz kalede canı sıkılıyor,kalecilikten sıkılmış doğrusu,Guiza'nın golünde iki kişi rakibe basarken bir insan nasıl kaleyi terkeder ki.?
Bu yaştan sonra he hangi bir gelişim de söz konusu değil,Bence seneye yabancı haklarımızdan birini kalede kullanalım.
Ama ilgimnçtir bu kadar badireye rağmen 50 dakika 10 kişi oynayan takım 2.golü atmaya çok yaklaştı.Kısa bir flasback dakika 78 Beşiktaş ataklarını sıklaştırmış Fenerbahçe Stadının Anonscu amcası;
-Arkadaşlar ıslık,ıslık !
Maça gidiş için Mecidiyeköyden bindiğim taksiyi Beşiktaşa uğratıp arkadaşları aldım ,ordan stada hareket ettik,16:00 gibi stada ulaştığımızdan içeri rahat rahat girdik,ayakkabımızın içine kadar arandık,Stad amirlerinden biriyle bu konuyu konuşurken içeriye meşaleleri ayakkabı bot içinde soktuklarını söyledi,yok öyle bir şey dedik ama maç içinde 10 a yakın meşale yandı bizim tribünde.Bu arada adam Beşiktaşlı olduğunu söyledi.
Bizim taraftar yine tuvaletleri dümdüz etmiş,aklım ermiyor.
Tezahüratlarda çok iyiydik bu sefer,Özellikle kontralarımız ve rakip tezahüratlar arasınaa girişler.Fenerbahçe tribünleri için daha önce can çekişiyor demiştin artık tezahürat anlamında bittiklerini söyleyebilirim.Maç sonu çıkmayıp Beşiktaş taraftarıyla tezahüratlarla uğraşmaya çabalayan bize göre sol taraftaki tribündeki arkadaşlar bence bir daha böyle bir şeye kalkışmazlar,maçtaki en makara olaydı,ne deseler boşa çıktı ,devamlı aciz duruma düşmelerinden nerdeyse keyfimizi yerine getirecekti adamlar.
Çıkış için her zamanki gibi bir saat bekledik,ve meşhur maç sonu Naitilus'un oradan Haydarpaşa yürüyüş başladı.Bu yürüyüş esnasında her zaman çevredeki evlerden sarkan Beşiktaş'lılarla sıkı makara olur,dün gece adım başı gülerek ve tezahüratlarla geçti,aklımda kalan ikisini paylaşayım,
Normal olarak herkes açlıktan bitap düşmüş,
Cama çıkan teyzeye;
Beşiktaş aşkına,
Bize ekmek atsana....
Bu tezahürat 15 değişik şekilde söylendikten sonra en son iskeleye yaklaştığımızda 4. 5. kattaki balkonlara bayraklarla formalarla çıkan gençlere,
Beşiktaş aşkına ,
Bırak kendini boşluğa...
Maç vesilesiyle tribünde vapurda yıllardır görmediğim arkadaşlarımı dostlarımı gördüm buda gecenin artısıydı.
Sonuç olarak Aziz Yıldırım'ın yıllar önce öğrendiği şeye geliyoruz,
Maç sahada kazanılmaz...

Bir kere de hakemsiz gelin be kardeşim,tebrik ederim o zaman.

21 Ekim 2008 Salı

çolukla çocukla dünyaya meydan okuyorlar" - Ertem Şener.

Üç büyüklerden avrupa maçlarında kendi sahasında en farklı yenilgiler diyince ilk aklıma Galatasaray - Chelsea (1-5) maçı gelirdi,birde bu akşamki maç gelecek artık Fenerbahçe - Arsenal (2 -5), Arsenal'li futbolcular isteselerdi olayı ikinci yarıda abartabilirlerdi ama yapmadılar belki o zaman Aragones içinde son maç olurdu.
Bu arada 1994 de evlerinde Cannes'a 5-1 yenilmişler.

Fenerbahçe'nin kendi sahasındaki avrupa maçlarına internetten bakarken de daha önce

Benficaya deplasmanda 7-0
PSV ye deplasmanda 6 -1
Bohemians Praga deplasmanda 4-0
Manchester'a deplasmanda 6-2
Sigma Olomouc'a deplasmanda 7-1 yenildiklerini buldum.
Londradaki maça kadar takımda birşeyler değişmezse bizim Hoca efendi ile kırdığımız rekor egale edilebilir.

6 Ekim 2008 Pazartesi

6.Hafta...

Şans yine Beşiktaş'ın yanında ,şampiyonluk yarışındaki iki rakibide bu hafta puan kaybetti,hatta Sivassporuda sayarsak 3 rakibide diyebiliriz .
Samet Aybaba benim nadir hatırladığım kadarıyla Beşiktaş haricinde diğer iki büyük takımdan birini bu hafta yendi.
Kayseride Fenerbahçeyi evinde ilk kez yenme başarısını gösterdi.
Avrupa defterini saçmalıklar ötesi bir şekilde kapatma başarısı gösteren Ertuğrul Bey,Sinan Efendi ve Problemin kaynağı Demirören hazretleri bari bu haftayı kazasız atlatmayı başarabilsinler bir zahmet.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Ne Olabilir Acaba ?

Geçen gün GFB dayanamayıp Aziz Yıldırımla'la zamanında yaptıkları akçeli işleri ifşa - itiraf etti, çok atıp tutuyorsun ama bizler aynı yolun yolcusuyuz anlamında.

Bu açıklamaların bir yerinde şöyle bir bölüm var,bu bölüm hakkında kendimce duyduğum bana söylenen bir iki ihtimal var,ama aslı ne olabilir acaba ?

"İkinci kez istifa etmenizin gerçek sebebini ise birçok kişi gibi biz de biliyoruz. Gazeteci yakınlarınız, o dönem sizinle olan idareci arkadaşlarınız, yakın dostlarınız gibi biz de biliyoruz. Sağlık sebebi de bir sebep ama asıl sebep değil. Gerçek sebebini tüm Fenerbahçe camiasına açıklamanızı bekliyoruz."

26 Eylül 2008 Cuma

Kaldığımız Yerden Devam...

Federasyonlar değişiyor, kurullar değişiyor ama tescilli futbol düşmanları Fenerbahçe forması giyiyorsa kıyak geçilmeye görmezden gelinmeye ve cezalandırılmamaya devam ediliyor.
Aklı başında bir adam bu kadar sabıkalı bir kalecinin cezası neden affedildi anlayabilir mi?

Ya biz deliyiz ya da bu Federasyon da Aziz Yıldırım'ın yörüngesine girdi.



Volkan’a af
Futbol Federasyonu Tahkim Kurulu, Fenerbahçeli kaleci Volkan Demirel’e verilen 1 maçlık cezayı kaldırdı
Kurul, dün yaptığı toplantıda, PFDK’nın 13 Eylül’deki Hacettepe maçında hakeme yönelik sportmenliğe aykırı eylemi nedeniyle Volkan’a verdiği 1 maç cezayı, yapılan itiraz üzerine görüştü. Kurul, bu cezayı oy çokluğuyla kaldırdı. Bu arada PFDK Kayserisporlu Toledo ve Sivassporlu Abdurrahman Dereli’ye 2’şer maç ceza verdi. Kurul Beşiktaş’a ise 12 Bin YTL para cezası kesti.

11 Eylül 2008 Perşembe

Ne Kadar Gereksiz.



Öncelikle baştan söyleyeyim, Hıncal Uluç'un Emre Hakkındaki söylediklerine katılıyorum,Fenerbahçe formasını giymeseydi aşağıdaki açıklamayı yapan arkadaşların da benden daha çok Hıncal Uluç'un Emre hakkındaki düşüncelerine katılacaklarını da biliyorum,O yüzden Fenerbahçe Gönülleri Derneğinden rica ediyorum milleti kendinize güldürmeyin.
Fenerbahçe Gönülleri Derneği, yayınladığı bildiri ile Fenerbahçeli oyuncu ve Milli Takım kaptanı Emre Belözoğlu'na sahip çıktıklarını ifade etti.

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Bir Spor Tarihi Masalı: Fenerbahçeli Şehitler!

Bir Spor Tarihi Masalı: Fenerbahçeli Şehitler!
Kaynak : Medyaspor
Araştırma: Tuğrul YENİDOĞAN

Tek bir eleştiriye uğramadan, hiç ama hiç sorgulanmadan, dilediğinizce uydurarak tarih yazmanızın tek yolu, bir büyük kulübün kahramanlıklarla dolu geçmişini kaleme almanızdır. Bu kulvarda, deyim yerindeyse, "atış serbesttir." Yeter ki o kulübün taraftarının gururunu okşayacak, hoşuna gidecek bir şeyler yazıp çizin. Bu kulvarda yazdıklarınızın tarihi gerçeklerle uyuşması mecburiyeti yoktur. Hatta, akla, mantığa uymayan tezleri bol bol ileri sürebilirsiniz. Ülke tarihimizin her önemli olayını o kulübün önderliğinde gerçekleştiğini iddia dahi edebilirsiniz. Yazdıklarınıza inanmaya "dünden razı" geniş bir okuyucu kitleniz olacaktır.

Onların renk sevgilerini ve fanatizmlerini istediğiniz kadar sömürebilirsiniz. Ortaya çıkan ‘'her yönüyle kusursuzlaştırılmış tarihinizin'' geniş bir kitle tarafından süratle kabul görmesi garantilidir. Yılların emeğiyle yazılan ciddi araştırma kitapları 2., 3. baskılarını zor yaparken, sizin uydurduğunuz masal baskı üzerine baskı yapacak, cebiniz para dolacaktır.
Maalesef bu konuda taraftarları en çok istismar edilen kulübümüz Fenerbahçe'dir. Özellikle son 10 senedir Fenerbahçe tarihçiliğine soyunan yetkili-yetkisiz, bilgili-bilgisiz pek çok yazar ortaya çıkmıştır. "Ben abarttıkça abartıyorum...", "Hayır, ben daha da abartıyorum...", " Öyle bir abartacağım ki, abartanlar bile ne kadar abartabildiğime inanamayacak.." tarzı görünmeyen bir yarış yaşanmıştır.

Sonunda "tarihsel gerçekçilik" bütünüyle terk edilerek hayali bir tarihçe yaratılmış ve ilginç tarafı bu masalımsı tarihçe neredeyse resmiyet kazanmıştır.

Bu gün Fenerbahçe'yi saf-temiz duygularla seven sokaktaki taraftara sorun, hemen hepsinin Fenerbahçe kulübünün Kurtuluş Savaşı'nda önemli görevler yüklendiğine ve bu uğurda birçok şehitler verdiğine inandığını, hatta bu yöndeki kulaktan duyma bilgilerini ısrarla savunduğunu görürsünüz. Son 10 yılda türeyen Fenerbahçe tarihçileri tarafından uydurulan hikâyeleri burada tek tek incelemeye almayacağım.

Bu konu üzerine yaklaşık 300 sayfasını tamamlamış olduğum ayrı bir çalışmam var. Ancak bunlar bir kitaba sığar, ben de tamamlanınca kitap olarak yayınlamayı düşünüyorum. Ancak bu yazıda, en azından "Kurtuluş Savaşı'nda Şehit Olan Fenerbahçeliler" konusuna "tarihsel gerçekçilik" ışığında mercek tutmak istiyorum:

FENERBAHÇE KULÜBÜ'NÜN KURTULUŞ SAVAŞI'NDA VERDİĞİ BİR TEK ŞEHİT DAHİ YOKTUR!

Bu kesin hükmümüzü ortaya koyduktan sonra, milli tarihimizin fanatizme ne denli malzeme edilebildiğini de örneklemek için, bir öğretim üyesi olan Sinan Meydan'ın ‘'Sarı Lacivert Kurtuluş - Kurtuluş Savaşı'nda Fenerbahçe ve Atatürk'' adlı kitabından bu konunun anlatımını aktaralım:

‘' 21 Kasım 1919 Fenerbahçe-Altınordu Maçı
Fenerbahçe o gün sahaya 10 kişi çıkıyordu.
Sakat ya da cezalı futbolcusu yoktu; ama Fenerbahçe yine de 10 kişiydi.
Arif yoktu;
Bir daha hiç olmayacaktı.
Mülazımı evvel Arif, şehit düşmüştü.
Fenerbahçe'nin ve İstanbul karmasının ünlü savunma oyuncusu Arif Bey istihkâm subayı olarak Ulakışla'dan Niğde'ye dönerken Bor Ovası'nda kalbine isabet eden bir kurşunla şehit düştü. (Haziran 1919)
Arif Bey, henüz 28 yaşındaydı.
Arif Bey yoktu...
Bir süre sonra diğerleri de olmayacaktı:
Çanakkale gazisi Fenerbahçeli futbolcular şimdi de Kurtuluş Savaşı'na katılıyorlardı.
Hüsnü Bey, Mısır'da ki esir kampından kurtulduktan sonra İstanbul'a geldi. Birkaç gün sonrada eski üniformalarını giyerek Kurtuluş Savaşı'na katılmak için Gebze yolunu kullanarak Anadolu'ya geçti.
Hüsnü Bey'i diğer Fenerbahçeli futbolcular izledi:
Formalar çıkarıldı, bir kere daha üniformalar giyildi.
Hüsnü Bey, Demir Ethem Bey, Dr. Refik Bey, Baylar Nahit ve Kenan Or gizli yollarla Anadolu'ya geçip Kemal'in askerlerine katılacaklardı.
Sarı Lacivert formalar bir kere daha şehit kanlarıyla kırmızıya boyanacaktı.
Havacı Cevat Hüsnü 1922'de Cava Adası'nda, Havacı Üsteğmen Zeki Bey 9 Eylül 1923 de İzmir'de şehit olacaklardı.
Mustafa Kemal'in önderliğinde İnönü'de Sakarya'da ve Dumlupınar'da kahramanca savaşan Fenerbahçeli futbolcuların rütbeleri yükselecekti:
Kaleci Kenan deniz teğmenlikten albaylığa, Sağbek Ethem topçu üsteğmenlikten albaylığa, Solhaf Kamil üsteğmenlikten generalliğe ve Refik de yüzbaşılıktan amiralliğe terfi edeceklerdi.
Kurtuluş Savaşı'nda ateş ve şarapnel yağmuru arasında cepheden cepheye koşan Fenerbahçeliler savaş sonrasında İstiklal madalyasıyla onurlandırılacaklardı.
Formalarındaki Fenerbahçe ambleminin yanında artık birde İstiklal madalyası vardı.
Fenerbahçeli savunma oyuncularından Nuri Bey, Kurtuluş Savaşı'nın tüm cephelerinde savaşmış ve üstün başarılarından dolayı İstiklal Madalyası'yla ödüllendirilmişti.
O zor işgal yıllarında bazı Fenerbahçeli futbolcular ise cephe gerisinde vatana hizmet ediyorlardı.
Bunlar, kurtuluşun gizli örgütlerine üye olmuşlardı:
Mim Mim Grubu ve Teşkilat-ı Mahsusa da ki sarı lacivertli futbolcular 3 Mayıs 1918'de kulübü ziyaret eden Mustafa Kemal'e verdikleri sözü tutup, gizli yollarla Anadolu'ya silah kaçırıyorlardı.'' (Sinan Meydan ‘'Sarı Lacivert Kurtuluş, Kurtuluş Savaşı'nda Fenerbahçe ve Atatürk'' Haziran 2006, s:143-145)


Tüm Fenerbahçe tarihçelerine kaynak olan kitap, rahmetli Rüştü Dağlaroğlu'nun kitabıdır. Rüştü Dağlaroğlu ‘'Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi'' adlı kitabını ilk kez Fenerbahçe kulübünün 50. kuruluş yılında, 1957 senesinde yayınlamış. Benim elimde incelediğim kitabın, aynı eserin, kulübün 80. yılı olan 1987 senesinde yayınlanmış genişletilmiş baskısı olduğunu belirtmeliyim. Sinan Meydan da, Kurtuluş Savaşı şehidi ilan ettiği "Arif Bey, Cevat Hüsnü Bey ve Zeki Bey'lerin" adlarını büyük bir olasılıkla Dağlaroğlu'ndan aktarmaktadır. (Bakınız: "Fenerbahçe Spor Kulübü Tarihi'', sayfa 687 ‘'Fenerbahçeli Şehitler'' başlığı altında yer alan şehit listesi)
Şimdi, "Kurtuluş Savaşı Şehidi" oldukları Fenerbahçe kulübü tarafından da tescillenmiş bu 3 ismi ayrı ayrı inceleyelim:

BOR OVASINDA ŞEHİT DÜŞMÜŞ EMİRZADE ARİF BEY!

Dilimize yerleşmiş, çok kullanılan bir deyim vardır, bilirsiniz: ‘'Geçti Bor'un pazarı, sür eşeğini Niğde'ye...'' denir. Bor, 1923 yılında il olan Niğde vilayetine bağlı bir ilçedir. Niğde, Osmanlı dönemindeki birkaç iç isyan haricinde, topraklarında herhangi bir düşman istilası yaşanmamış, herhangi bir savaş gerçekleşmemiş ender illerimizdendir. Niğde ve Bor topraklarında yaşandığı bilinen son çatışma, 1621 yılında Abaza Mehmed Paşa'nın Celali isyanları sırasında gerçekleşmiştir. Yanlış okumadınız, Bor ovasında yaşanan son savaş 1621'dedir...

Hemen her ilimizin ve birçok ilçemizin bir ‘'düşman işgalinden kurtuluş'' günü vardır. İngiliz, Fransız, İtalyan,Yunan, Rus, Ermeni işgallerinden kurtuluşun kutlandığı, ülkemizin 600'ü aşkın kurtuluş gününün tam listesini Türkiye Muharip Gaziler Derneği web sayfasında inceleyebilirsiniz. Niğde ilinin ve Bor ilçesinin ise her yıl kutlanan bir ‘'Kurtuluş Günleri'' yoktur. Çünkü bu yöremizde hiçbir işgal, hiçbir savaş, hatta hiçbir çatışma yaşanmamıştır. Fenerbahçeli Arif Bey ise, Niğde'nin Bor ovasında şehit düşmüş bir Kurtuluş Savaşı şehidi olarak anılmaktadır. İnanılır gibi değil...

Üstelik Arif Bey'in vefat tarihi 1919 Haziran ayı olarak belirtilmektedir. Bu tarihte Mustafa Kemal Paşa Anadolu'ya çıkalı henüz bir ay kadar bir süre geçmiştir. Erzurum kongresi Ağustos, Sivas Kongresi Eylül ayında yapılacaktır. Yani Kurtuluş Savaşı daha başlamamıştır. Buna rağmen tüm Fenerbahçe tarihçelerinde Arif Bey, hem de "şahadet tarihi Haziran 1919" olarak belirtilerek Kurtuluş Savaşı şehidi olarak gösterilir.

Gerçekten inanılır gibi değil...
Dağlaroğlu, Fenerbahçe Tarihi kitabını, belli ki uzun bir zaman aralığında kaleme almıştır. 700 sayfalık bu tarihçenin değişik sayfalarında, bazı konular üzerinde, birbirini tutmayan, hatta birbiriyle taban tabana zıt bilgiler verilmiştir. Eğer bir başka kalem işin içine dâhil olup, kitabın satımı için daha cazip hale getirme düşüncesiyle bir takım eklemeler yapmadıysa, bu oldukça ilginç bir durumdur. Kurtuluş Savaşı şehidi Arif Bey'le ilgili bütünüyle farklı bir bilgiye de aynı kitabın 665. sayfasında rastlanmaktadır. Bu sayfada ‘'Emirzade Şehit Arif Bey'' başlığı altında bir biyografi anlatılmaktadır.

Dağlaroğlu'nun kaleme aldığı bu biyografiden, Arif Bey'in Birinci Dünya Savaşı boyunca, Uzunköprü-Keşan demiryolu inşaatı Şube Fen Heyeti'nde görevli olduğu, Fenerbahçe maçlarının olduğu günlerde Keşan'dan Uzunköprü'ye 40 kilometrelik mesafeyi at sırtında alıp, ardından trene binerek Fenerbahçe maçlarına yetiştiğini öğreniyoruz. Hani Arif Bey cepheden kalkıp maçlara gelen bir kahramandı? Maçlarını oynadıktan sonra, cepheye geri döner, savaşmaya devam ederdi? Tren yolu inşaatı, ne zamandan beri askeri literatürde cephe olarak kabul edilmeye başlandı? Bu cephede tren raylarına karşı mı, yoksa lokomotiflere karşı mı savaş veriliyordu?

Yine Dağlaroğlu'nun yazdığı bu biyografiden, Arif Bey'in, 1919 Haziran ayında Bor Ovası'nda ‘'Toros Demiryolu'' inşaatında çalışırken, şantiyeyi bir eşkıya çetesinin basması sonucu hayatını kaybettiğini öğreniyoruz. Hani Kurtuluş Savaşı şehidiydi? Soygun amaçlı bir eşkıya baskını sonucu hayatını kaybedenler ne zamandır ‘'Kurtuluş Savaşı Şehidi'' olarak kabul edilmektedir? Tarih, bu kadar mı ters yüz edilir?

KURTULUŞ SAVAŞI'DA ‘'ENDONEZYA'NIN CAKARTA CEPHESİNDE'' ŞEHİT DÜŞMÜŞ FENERBAHÇELİ: CEVAT HÜSNÜ BEY!

Okullarda hep yanlış öğrendiniz değil mi? Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya ve Büyük Taaruz'u öğrettiler ama, "Cakarta" savaşlarını öğretmediler değil mi? "Anadolu nerede, Endonezya nerede?" diye sormayın sakın. Bakın öğretim görevlisi Sinan Meydan bile yazmış "Sarı Lacivert formalar bir kere daha şehit kanlarıyla kırmızıya boyanacaktı. Havacı Cevat Hüsnü 1922'de Cava Adası'nda, Havacı Üsteğmen Zeki Bey 9 Eylül 1923 de İzmir'de şehit olacaklardı" diye...

Cevat Hüsnü Bey'in hemen tüm Fenerbahçe tarihçelerinde Ulusal Kurtuluş Savaşı şehidi olarak gösterilmesi ve buna tek bir itiraz sesinin yükselmemesi, ancak toplu bir basiret bağlanmasıyla izah edilebilir. Cevat Hüsnü Bey, Alman uçak fabrikası Rumpler Flugzeugwerke GmbH'da deneme pilotu olarak çalışırken, giriştiği Dünya turunda, uçağı Endonezya'nın başkenti Cakarta yakınlarında Anchol kumsalına düşünce hayatını kaybetmiştir. Mezarı Cakarta'da Arap Vakfı mezarlığındadır. Ölüm tarihi 8 Temmuz 1922'dir.

‘'Endonezya - Cakarta - Kurtuluş Savaşı, Allah, Allah... ne ilgisi var?'' diye sorabilirsiniz. Sormalısınız da. Esas hayret verici nokta bu sorunun şimdiye kadar sorulmamış olmasıdır. Öyle değil mi?

KURTULUŞ SAVAŞI'NDAN 1 YIL SONRA ÖLEN KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİDİ: ZEKİ BEY!

Fenerbahçe tarihçelerinde Kurtuluş Savaşı şehidi olarak gösterilen son isim İsmail Zeki Bey'dir. İsmail Zeki Bey, İzmir Tayyare Okul Kumandanlığı'nda uçuş eğitmeni olarak görev yaparken, İzmir'in Kurtuluş yıldönümünün kutlandığı 9 Eylül 1923 günü bir gösteri uçuşu yaparken, Kemer İstasyonu yakınında bulunan Kilise'ye uçağıyla çarparak hayatını kaybetmiştir. Mezarı İzmir Kadifekale şehitliğindedir.

9 Eylül 1922 Türk ordularının İzmir'e girdiği ve Kurtuluş Savaşı'nın tamamlandığı tarihtir. İsmail Zeki Bey, bu tarihten tam bir yıl sonra hayatını kaybetmiş bir görev şehididir. Kurtuluş Savaşı şehidi değildir. Ayrıca, gerek Cevat Hüsnü Bey, gerek İsmail Zeki Bey'in Fenerbahçeliliklerinin nereden geldiğini ise bilemiyorum. Dağlaroğlu'nun kitabında yayınlanan şehit listesinde futbolcu oldukları yazıyor.

Ancak Fenerbahçe forması giydiklerine dair herhangi bir maç kaydına, en azından ben rastlayamadım. Kulüp tarihi yazımcılarının bu tarz bir itiraz karşısında ‘'A takımda oynamamıştı ama, B takım ve Genç takımın formasını giymişti.'' şeklindeki cevapları hazırdır, biliyorum... Defalarca yaşadım... İtiraf etmeliyim, böyle bir cevap karşısında da yapacak bir şey yoktur. O dönemin B Takım ve Genç Takımlarına dair bir belge bulmak çok zordur. Söz konusu olan kulüp tarihçiliği olunca, o kulüp taraftarının hoşuna gidecek bir hikâyeyi anlatanlar değil, o hikâyeye itiraz edenler belge sunmak zorundadır.

Belge olmayınca, itiraz etmek de nafiledir, değil mi?
‘'Fenerbahçe Kulübü'nün Kurtuluş Savaşı'nda verdiği bir tek şehit dahi yoktur.'' demiştim. Yanlış anlaşılmasın, bu tezi ispatlarken Fenerbahçe Kulübünü yermek, Kurtuluş Savaşı'nda herhangi bir rol üstlenmediği için onu eleştirmek gibi bir amaç gütmedim. Elbette ki sadece Fenerbahçe değil, Galatasaray, Beşiktaş kulüpleri de Kurtuluş Savaşı'nda herhangi bir misyon üstlenmemişlerdir.

Zaten olması gerekeni de budur. Çünkü bunlar bir spor kulübüdür. Spor faaliyetinde bulunmak için kurulmuşlardır. Askeri veya siyasi bir cemiyet değildirler. ‘'Ülke Kurtarıcısı olma'' misyonları veya "vatan savunması'' gibi bir görevleri yoktur. Birtakım spor tarihçileri kendileri için böyle bir misyon icat etmek istedi diye bütünüyle gerçek dışı bir geçmişi tüm görev ve sorumluluklarıyla üstlenmek zorunda değildirler.

Gelelim bu hikâyeleri uydurmayı meslek haline getirenlerin ne yapacağına..."Güneş balçıkla sıvanmaz!", "Muhteşem tarihimize, kahramanlarımıza, şehitlerimize kimse dil uzatamaz!" başlıklarını atacakları yazılar yayımlayacaklar. Elbette ki, yazacaklarında herhangi bir belge, herhangi bir ispat, herhangi bir tarihi gerçekçilik kaygısı bulunmayacak... Bol hamaset, bol masal, bol fanatizm bulunacak... Nerden mi biliyorum? Daha önce defalarca yaşadım, oradan biliyorum... Ve işin beni en çok üzen tarafı, bu saçmalıklarına resmi destek almayı sürdüreceklerini de biliyorum...

28 Haziran 2008 Cumartesi

Eskici Dükkanının Adresi Değişti...





Günümüz futbol dünyasında her takım diğerinden oyuncu alıyor, bu durum bazı taraftarlar açısından artık normalleşmeye de başladı,ben katılmıyorum bu cenaha orası ayrı.

Ama Fener taraftarı ilk başlarda biz farklıyız , Beşiktaş ve Galatasaray bizim eskileri alıyorlar derlerdi,son bir iki seneye bakıyorum,

Galatasaraylı Mehmet Yozgatlı,Galatasaraylı Fatih Akyel,Beşiktaş’lı Tümer Metin,Beşiktaş’lı Burak Yılmaz , Galatasaraylı Emre Belezoğlu ilk aklıma gelenler.Ayrıca Fatih Terim’e yapılan teknik direktörlük teklifini saymıyorum bile.

Neymiş , bir taraftar olarak aynı kaderi paylaştığın diğer camiaların taraftarlarından kendini çok da farklı görmenin bir anlamı yokmuş.

İlk maçta Emre’yle Burak Yılmaz’ı el ele tribünlere çağırırlar da, yılardır sahtekar diye bağırdıkları adamları da bağırlarına basmış olurlar.Aman protesto etmeye kalkmasınlar Hükümdarları Aziz Efendiyi kızdırmasınlar,sonra adam tribünde taraftar tokatlamaya başlıyor.

4 Kasım 2007 Pazar

Fenerbahçe+İsmet Arzuman+Haluk Ulusoy 2 - Beşiktaş 1



Maçtaydım,

-Fenerbahçe+İsmet Arzuman+Haluk Ulusoy 2 - Beşiktaş 1 şeklinde bitti maç

-Beşiktaş sahada kazandı , saha dışında klasik Fenerbahçe ayak oyunlarıyla kaybetti.-Beşiktaş düşmanı Erman bile dünkü maçın hakeminin Beşiktaş aleyhine komdei kararları için isyan ediyorsa fazlasına girmemek lazım.

-Dün Fenerbaheçli'lerin genel olarak alakalı alakasız her pozisyonda refleks haline getirdikleri -Ulusoy İstifa tezahüratlarını nedense duyamadık,

-Maç sonrası kamera kamera dolaşıp hakeme sallayan,Şerefsizler diyen Fenerbahçelilerde görmedik.

-Maç sonu galibiyetten dolayı galiba Otopark civarında futbolcularımıza ,Fenerbahçeli taraftar ve Fenerbahçeli futbolcular tarafından saldırılmamış,gerçi saldırıldı da ne oldu Fener korkularından futbolcuya komedi 2 maç ceza sivil kalleş ise hala sefa sürüyor.

-Kanunla devamlı başı belada müteahhit Özdemir ve Uslu'nun maç sonu açıklamaları futboldan biraz anlayan herkesi güldürdü.Evde tekrar seyredince kendileri de gülmüştür.

-İptal edilen golümüzün özeti.İsmet denen gurubet 95. dakikada Beşiktaş'ın golünü vermeye hadi kibarca söyleyelim paçası yemedi.Aziz Yıldırım ve Tayfasından korktu.Korkmak da da haklı adamın ne yapacağı belli değil.

-Faul dediği pozisyonu izledim,maçta olduğumdan emin değildim TV'den tekrar izlemeden yazmak istemedim,o pozisyon faulse kimse hava topuna çıkmasın artık.Ve maçın genelinde Beşiktaş'ı katleden İsmet o skoru korumak için uydurduğu faul ile görevini yerine getirmiştir.

-Daha komiği çaldım dediği düdüğü,iki metre yanındaki faul pozisyonundaki bir Fenerli bir Beşiktaşlı duymuyor,devamında yer alan 3 Fenerli 3 Beşiktaşlı ve Volkan da duymuyor,yan hakemi duymuyor ama gol oluyor aman diyen İsmet başlıyor yırtınmaya.Sen hakemsen ben de beyin cerrahıyım.Korkaklar her gün ölür diye bir laf var,tam İsmet için söylenmiş bu laf,Maç içindeki saçmalıklarının tek nedeni Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe camiasından ne kadar tırstığının göstergesi idi.

-Ahlak timsali Fener camiasından hakemler hakkında her hafta maç öncesi ağlak bir bildiri bekliyoruz.Nasıl olsa galibiyet için her yol mübahtır,5 sene sonra kim hatırlayacak bunları tarih maç sonucunu anca hatırlıyor.

-Ali Koç'u da beklerdik TV lere hakemin adaletsiz yönetimi hakkında bir kaç kelam etmesi için ama o görevini Şerefsizler diyerek tamamladığı için ve cezası var galiba pek bu aralar ortalarda dolaşmıyor.

-Neyse maç hakkında son söyleyebileceğim ağlaya ağlaya,hakemler yardımıyla haksız bir galibiyet alacağımıza mertçe yenilmeyi tercih ederim.

-Maç sonu Kanal 1 'de bir görüntü vardı dışarda bekleyen Beşiktaş taraftarı bir apartmandaki dairenin camına pet şişeler atıyorken çekmişler.ama öncesini vermediler veya çekemediler.O camdan daha önce salak bir kardeşimiz 10-15 saniye Fenerbahçe bayrağı sallama gafletine düşmüştü.

-Ayrıca maç sonu Haydarpaşa iskelesine gidene kadarki yolda camlara çıkıp bizi atkılarıyla,bayraklarıyla destekleyen karşılıklı siyah-beyaz çektiğimiz tüm renkdaşlarımıza teşekkür ederim.

-Maç içi tribünlere gelirsek.Maraton üstteki sakalı amca her halde sinirden hastaneye yatmıştır.Fenerlilerin Alen'e yaptıkları tezahürata gelen kontra beni bile güldürdü zaten bir daha da Fenerliler o tezahüratı yapamadılar.

-İki üç kere kontra yapınca zaten bizim bestelerimizi çevirip söylemeyi bıraktılar.Akıllıca yoksa iş iyice komediye dönmeye başlayacaktı.

-Dale Cavese'yi kadıköyde de çok güzel söyledik,GFB de bir ara söylemeye çalıştı canlı dinledim ,kendilerine biraz saygıları varsa yine sadece sarı-lacivet-şampiyon-Fener'i söylemeye devam etsinler.Bu arada milyonlarcanın bile sonun getiremeyen bir tribün gördüm ya artık Fenerbahçe'nin tezahüratları hakkında pek konuşmak istemiyorum.

-Bizim kapalı tribünün akustiğinden bahsedilirya hep,GFB'nin durduğu yerin akustiği de gayet güzel sayıca dahada kalabalıklar,dün maçın tamamını evden seyredince yine devamlı bizim besteler duyuldu tv'den bu konuda artık kimse mızmızlanmasın,akustik makustik hikaye ,en azından ben yemem artık..

Futbolun adaleti yok,dün gece maçı bağlayan Fenerbahçe'ye bundan sonraki bağlamalarını daha özenli,dikkatli göze batmayacak şekilde yapmasını tavsiye ederim.

Bizim miletin arasında, yıllardır söylediğimiz ŞaibeSaray hızla ŞaibeBahçe halini almaya başladı.

Unutmadan Fener Tribünlerinden geliyor;

-Ulusoy İstifa,Ulusoy İstifa....Bundan sonra daha çok duyacağız bu tezahüratı emin olun ,çünkü bu tezahürata ihtiyaçları var.

****

ALAATTİN METİN : 4 PERDELİK 90 DAKİKA (AKŞAM) İsmet Arzuman, maça damgasını vurdu. Beşiktaş’ın son saniye golünden önce Bobo’nun faul yaptığını söyleyerek golü iptal etti. Oysa Gökhan ile Bobo’nun topa çıktıkları hareket hiç de faul değildi. Buz gibi goldü. O golü saymayan İsmet Arzuman kadar onu bu maça atayan, ortamı geren MHK sorgulanmalı.


AHMET ÇAKAR: SUÇLU ARZUMAN DEĞİL, MHK'DİR! (SABAH) 49 gün Süper Lig'de maç verilmeyen Arzuman derbiye atandı. Deivid'e ikinci sarı kartı göstermesi gereken Arzuman, uydurma bir faulle Beşiktaş'ın golünü de yedi. Merkez Hakem Komitesi derbiye İsmet Arzuman'ı atadı, ortalık ayağa kalktı. Çünkü İsmet Arzuman ligin beşinci haftasından bu yana Süper Lig'de maç yönetmemişti. En son 15 Eylül'de düdük çalmış ve dün geceye kadar, yani 49 gündür MHK onu Süper Lig'den mahrum etmişti. Ama ne hikmetse sonbahar geçti, kışa girdik ve nihayet Arzuman derbiye atandı. İddia ediyorum dünyanın hiçbir ülkesinde böylesine kritik bir derbiyi yönetecek bir hakem 49 gün bekletilmez. "Ne olacak canım!" derseniz dün geceki olaylar olur. Maçta hakemlik yönünden iki kırılma noktası var. İlki maçın bitmesine yaklaşık 20 dakika kala Deivid'in yaptığı bir faul. Karar çok net bir sarı kart olması gerekirken Arzuman'ın bilinç altı ona bunu sarı kart olarak göstertmedi. Oysa ki, bu kart Deivid'in ikinci sarı kartı olacaktı ve oyundan atılacaktı. İkincisi ise son dakikadaki o talihsiz pozisyon. Bobo ile Gökhan Gönül topa yükseliyorlar, Bobo'nun sol kolu yükselmek açısından yukarı doğru kalkıyor. Dirsekle itme ya da çekme yok. Ama Arzuman, maalesef bir faul yaratıyor. Pozisyonun devamında da Beşiktaş'ın beraberlik golü geliyor.



ZEKİ ÇOL : GALİBİYET HASRETİ TARTIŞMALARLA SONA ERDİ (ZAMAN)

Higuain, ikinci direkte kafayı vuruyor ve gol. Kime göre, bana, sana, ona göre gol. Ama hakeme göre değil. Çünkü İsmet Arzuman, önceden bir faul düdüğü çalmış. Faul var mı?Bana göre faul de yok. İşte, derbiye damgasını vuran pozisyonun kısa özeti bu.


ÖMER GÜVENÇ : YAPMA BE ARZUMAN (AKŞAM)
Maçın hakemi İsmet Arzuman hafta arası Fenerbahçe deklarasyonunun etkisinde oldukça kalmış. Bütün düdüklerini eyyam olarak çaldı. Hele hele Beşiktaş’ın ikinci golünde Arzuman’ın faul düdüğü eyyamın babasıydı. Çünkü pozisyonun faulle uzaktan yakından alakası yoktu. Eyyam düdükleri var mıydı? Vardı. Kimin lehineydi? Fenerbahçe’nin. Ve yıllar sonra Fenerbahçe Saracoğlu’nda Beşiktaş’ı mağlup ederek hem üç puanı, hem de

****************

Bunlarda ekranların sevilen ikilisinden geliyor.
Fenerbahçe maçı neden 9 kişi tamamlamıyor, çünkü Aziz Yıldırım çok kızar..

“LUGANO HAKEME İKİ TEKERLEK YAPIYOR!.. BU POZİSYONU UNUTMAYIN!!!”

ŞANSAL BÜYÜKA : O pozisyondan bir dakika sonra Beşiktaş korneri ve Carlos çizgiden topu çıkartıyor hocam..
ERMAN TOROĞLU : Öyle ters toptur ki bu hocam, kaleci bu topu çıkaracağım dese içeri düşer topla beraber.. Hocam bak bu pozisyonda iki futbolcu hava topuna çıkıyor ve mücadele ediyor.. Bunu aklınızın bir köşesine yazın.. Bu pozisyon devam etti ve bu çok doğruydu.. İkili bir mücadele, Roberto Carlos topu çıkarttı.. Devam etti.. Lugano hakeme iki tane tekerlek yaptı.. Dedi “Senin gözün kör.. Sen gözlük tak.. Hakemin gözüne gözlük…” dedi.. Hakem “lan ben kör müyüm?” deyip sarıyı gösteremiyor.. Futbolcular sana yoklama macununu atarlar atarlar, sonra gelirsin 89’a, orada duman olursun.. Sen bunu yersen Lugano’dan, devamı gelir..E

RMAN HOCA İPTAL EDİLEN GOL İÇİN NELER SÖYLEDİ NELER!...

“HAKEM AYDIN HAVASI ÇALIYOR!..”

ŞANSAL BÜYÜKA : Ve.. Hocam 90+5.. Final.. İptal edilen gol pozisyonu..

ERMAN TOROĞLU : Hakem aydın havası çalıyor hocam.. Kafasında 1000 tane şey var.. Ben biliyorum onun ne düşündüğünü.. Gelirsin gelirsin, kamyonu vurursun duvara.. Top atılıyor dikkatle bakalım.. Top atıldığında Batuhan ofsayt.. Top ona gelmiyor, Bobo’ya geliyor.. Devam ediyor pozisyon.. İki oyuncu kafaya çıkıyor.. Hakeme bakıyorsun yavaş yavaş duruyor.. Yardımcı devam ediyor, futbolcular devam ediyor.. Bütün futbolcular koşuyorlar.. Oyunun normal oynandığına karar vermişler..

“HERKES OYUNU NORMAL OYNUYOR, BİR TEK HAKEM NORMAL GÖRMÜYOR!..”

Oyunun normal oynanmadığına karar veren tek kişi hakem!.. Herkes oyunun normal oynandığını görüyor.. Maç devam ediyor, Serdar Özkan ortasını yapıyor, yardımcı tam köşeye gelmiş ve olması gereken yerde.. Gelelim sadete.. Bazı şeyleri yaparken ufak bakıyoruz.. Hakeme geliyor iş ve düğümleniyor.. Pozisyonun uzaktan yakından faulle ilgisi yok.. Hani dedik ya maçın başında Lugano’nun pozisyonu, aynı..

“MAÇ BİTSİN DE GİDEYİM DİYOR!..” Hakem maç bitsin de gideyim diyor.. Hakem maçın içinde en az 20 tane pozisyonda çok alakasız yerlerde size göre ama bana hakem olarak baktığımda öyle güzel üflüyor ki, o üflemeyi kimse anlayamaz, ben anlarım hocam.. Sana göre orta sahada oluyor ama büyür kartopu gibi gol pozisyonu olur.. Bunu iki taraflı yapıyor.. Kimin seyircisi fazlaysa tereyağı ona gider hocam.. Avrupa’da hakemler kulaklık falan takıyorlar değil mi?.. Konuşuyorlar falan.. Hakemin şu pozisyonuna hakem düdük çaldı ya, hakem yardımcı koşuyor ya, der ki, “dur kardeşim.. Ben düdük çaldım..” Elle hareketler yapıyor hakem.. Bunlar 19 Mayıs’ta yapıyorduk hocam.. Yardımcı başını almış gidiyor.. Pozisyon güzel.. Ne seyirciye, ne futbolcuya göre ne de yardımcıya göre faul yok..

“KURT İÇİNİ KEMİRİYOR!..”

Hakem artık rahat değil.. Yıllarca kurt olmuş ve o kurt kemiriyor içini.. Bu kulaklıklar nerede hocam?.. Mustafa Çulcu komitesi alalım dedi onlardan, şimdi gümrüğe gelmiş o kulaklıklar.. 5000 euro, hakem malzemesi satılan her yerde var hocam.. Bir maçın maliyeti ne kadar?.. Bir puan kaybının maliyeti ölçülür mü?.. Hakem almış düdüğü eline, düdüğü yutacak.. İki futbolcu da çıkıyor ve topa bakıyor pozisyonda hocam.. Faul verir misin?..

ŞANSAL BÜYÜKA: Semih ile A. Tandoğan’ın pozisyonu var…

ERMAN TOROĞLU: Ali topla gidiyor. Burada Semih, Ali’nin formasına asılınca, Ali, hakeme dönüyor. Verdiği karar doğruysa ve kendine inanıyorsan neden Ali’ye sarı kart vermiyorsun. Burada Semih’e sarı kart gerekli.

ŞANSAL BÜYÜKA: İ . Üzülmez ile Deivid’in tartışmaları sonucu gördükleri sarı kartlar var.

ERMAN TOROĞLU: Uzatıyorlar işi. İki kart da doğru.

ŞANSAL BÜYÜKA: Deivid’in Serdar Özkan’a faulu var. Deivid’in sarısı da vardı.

ERMAN TOROĞLU: Deivid, sağ ayağıyla Serdar’ın sol ayağına vuruyor. Çok net bir sarı kart. Hakem pozisyonu net görüyor. İkinci sarıdan kırmızı göstermesi lazım.

ŞANSAL BÜYÜKA: Dakika 77 hocam… Uzatmalarla birlikte 17 dakika 10 kişi oynayacak
F.Bahçe…

ERMAN TOROĞLU: Semih’in de pozisyonu var. Ali Tandoğan delirdi yaa. Atsana. Kurt var hocam kurt. Ölene kadar, son güne kadar hakemlik yapacağım düşüncesi var. Başka var mı pozisyon?

17 Ekim 2007 Çarşamba

RENGİ SARI- LACİVERT , AMBLEMİ KARTAL - GALATASARAY

Cumhuriyet Spor 16.10.2007
Tuğrul YENİDOĞAN


RENGİ SARI- LACİVERT , AMBLEMİ KARTAL
GALATASARAY

Galatasaray'ın sarı-kırmızı renkleri kabulünden önce sarı-lacivert formalarla maçlara çıktığını, 1906 İstanbul Ligi'nde sarı-lacivert renklerle mücadele ettiğini ve ilk logosunun 'kartal' olduğunu bilir misiniz? Ben, birçok Galatasaraylı'nın bilmediğine inanıyorum. Neden mi? Kartal logosu farklı anlamlar biçilerek anlatılıyor olsa da, bir şekilde Galatasaray tarihçelerinde yer alıyor. Ancak sarı lacivert renklerin varlığının nedense üzeri örtülüvermiş. Bir şekilde evrime uğratılarak zaman içinde sarı-siyah renklere dönüştürülüvermiş.

Şimdi, bu evrimin nasıl gerçekleştiğine bakalım. Galatasaray Kulübü'nün bir numaralı kurucusu Ali Sami (Yen) Bey 1929 yılında yayımladığı anılarında, kurdukları takım için kırmızı-beyaz renkleri seçtiklerini, ancak Türk olduklarının anlaşılmasından çekinerek bu renklerden vazgeçtiklerini ve maçlara sarı-lacivert formalarla çıktıklarını anlatır. Ali Sami Bey'in bu anılarını Galatasaray'ın ilk kulüp tarihçesi olarak da kabul edebiliriz: "Galatasaray ismi kendimize mal etmekten çok ürktük. Çünkü içinde 'saray' gibi dikenli bir kelime vardı. Fakat ne yaparsak yapalım, gerçek ismimiz benliğimize yapışıp kaldı. Bu isimden tek çekinen biz değildik. İngilizce olarak yayınlanan ve futbol maçlarının sonuçlarını tek yazan gazete olan Levant Herald'da da Galatasaray adı geçeceği zaman "another team" (diğer takım) yazıyordu.

Benzer bir sorun da renklerimizde yaşandı. Takım için seçtiğimiz renkler, bayrağımızın renkleri olan kırmızı ve beyazdı. Bu ilk formaları Asım Tevfik'in annesiyle kardeşim dikmişlerdi. Ancak, kırmızı-beyaz gömlekleri giydikten sonra milliyetimizi apaçık ilan etmesinden korktuk. Kuşdili'nin meşhur al fesli, palabıyık, tıknaz hafiyesi etrafımızda çizdiği çarkları daraltmaya ve fena gözle bakmaya başlamıştı.

Çok genç olmamızı, bu hareketlerimizin anlayışla karşılanması için kalkan olarak kullanmakla beraber, amacımıza ulaşma yolunda, istemeye istemeye kırmızı-beyazı terk ettik.'' Hikâyenin devamında, Ali Sami (Yen) Bey ve arkadaşlarının İngiliz kökenli Economic kooperatifinin mağazasına gitmeleri, burada çalışan Rum futbol idarecilerinden Yanni Vassiliadis 'den yardım istedikleri, Birmingham ''William Schillcokc'' mağazasının katalogundan, sarı-lacivert renkli parçalı formaların beğenilip ısmarlandığı anlatılır. ''Another Team'' 1906 İstanbul Ligi'nde (Football Constantinople League) sarı-lacivert formalarla top koşturacaktır. 1914 yılında gazeteci Suat Hayri Bey bir Türk tarafından kaleme alınmış ilk futbol tarihçesini yayımlar. Başlığı ''Futbolun Şehrimizde İnkişafı ve Tarihçesi'' olan bu yazıda, bakın Galatasaray'ın 1906 ligine kabul edilmesi nasıl anlatılıyor: "Bu (1906-1907) de Türkler içün şâyân-ı kayd [kayda değer] bir vak'a hâdis olmuşdur.

Birkaç seneden beri mekteblerinde ve haricde yukarıda bir nebze bahs eylediğim gülünc ve korkunc mevani'e [engellere] rağmen bu oyuna mahsus idmanlar ile meşgul olan ve (Galatasaray) tesmiye edilen [isimlendirilen] Mekteb-i Sultanî takımının ilk Türk kulübü olarak (Lig)e dahil olması ve parlak bir suretde saha-i cidâle [mücadele alanına] atılmasıdır. Parlak diyorum, çünki ilk müsabakada zamanın serafrâzanından olan (Imogen) Kulübüyle bire karşı bir gol ile berabere kaldı.'' Sarı lacivert renklerin evrimi duayen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın 'la başlar. Kuruluş döneminin canlı tanığı Ruşen Eşref Ünaydın, ilk kez 1952 yılında yayımlanan ''Galatasaray ve Futbol - Hatıralar'' adlı kitabında, 1906 yılında kullanılan forma renklerinin sarı ile siyaha kaçan koyulukta bir lacivert olduğunu yazar.

Gerek Ali Sami Yen'in, gerek Ruşen Eşref'in anılarından, sarı-lacivert renkli formaların 1906 yılı içinde, yani Fenerbahçe kurulmadan önce kullanıldığı net olarak anlaşılmaktadır. 26 Aralık 1906 tarihinde oynanan ve Galatasaray'ın 5-0 mağlup olduğu Baltalimanı maçının ardından, uğur getirmediğine inanılarak bu formalar değiştirilir. Galatasaraylı futbolcular vişneye çalan, koyuca, tatlı bir kırmızı ve içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarıdan oluşan maç gömleklerini ilk kez 1907 yılı içerisinde kullanmaya başlar. Ruşen Eşref anılarında forma rengini " sarı ile siyaha kaçan koyulukta bir lacivert" olarak tanımladı, günümüz tarihçileri için aranan evrim yolu açılıvermiştir. Siyaha kaçan koyuluktaki lacivert, görülen lüzum üzerine siyaha dönüşüvermiştir.

Galatasaray Kulübü resmi internet sitesinde yer alan tarihçede son durum şöyledir: "Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur.'' Üç büyüklerin tarihçeleri incelendiğinde, en az tahrif edilen, uydurma efsanelerin en az kullanıldığı; bir başka anlatımla en iyi korunmuş tarihçe olan Galatasaray tarihçesinde, sarı ve siyaha kaçan koyu lacivert renklerin, sarı-siyah olarak aktarılmış olduğunu görmek üzücü.

Bir eğitim kurumundan doğmuş olmanın avantajı ve ciddiyetiyle, başka kulüplerde olduğu gibi ''tarih yücelticisi'' yazarlara prim vermediklerini düşündüğüm Galatasaraylı'ların, bu konuda var olan kaynakları yok saymayarak, ilk kez katıldıkları 1906 İstanbul Ligi'nde sarı lacivert renklerle mücadele ettiklerini, hem de altını kalın çizgilerle çizerek not düşmelerini beklerdim.

Görülen o ki, Ali Sami Yen'in anılarında, Fenerbahçe'nin kurulduğu günler anlatılan bölümde ortaya çıkan rekabet anlayışıyla, günümüzün rekabet anlayışı arasında oldukça değişim yaşanmış: "En eski spor arkadaşımız olan Fenerbahçe Kulübü'nün ilk adımlarında da takımımızda çalışmış olan Galatasaraylılar emek vermiştir. Bizden sonra teşekkül eden bu ilk kulüpte de kendimizin bir katkısını görmek ve ondan bir şeref hissesi almaktan zevk duymaktayız. Fenerbahçe ilk kurulduğunda bizim için yabancı memlekette rastlanılmış bir vatandaş gibiydi. Ona manen ve maddeten ihtiyacımız vardı. Ondan dolayıdır ki Fenerbahçe'yi takviye etmek ve bir rakip yaratmak için bizden ayrılan Hasan Fuat, Hamit Hüsnü, Hasan Kamil, Galip, İsmet, Hikmet gibi arkadaşlarımıza gücenmedik ve onları sevmeye devam ettik. Hâlbuki ondan sonraki bölünmeler ve ayrılmalar aynı tesiri bırakmadı"

ALİ SAMİ YEN, KIZKARDEŞİ SADIYE HANIM'LA





TİRAN KARTAL'I

Ö nce bilinen hikâyeyi hatırlayalım. "Galatasaray'ın ilk amblemi, ağzında futbol topu olan kanatları gerili bir kartal motifidir. Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nin 333 numaralı talebesi Şevki (Ege) tarafından çizilmiştir. Ali Sami (Yen) Bey anılarında, kartal amblemin ünlü İsviçre çikolatası Tobler'in paketinde görülüp beğenildiğini anlatır. Galatasaray'ın harf devriminden önce "Gayin ve Sin", harf devriminden sonra ''G ve S'' harflerinden oluşan bildik amblemi 1923 yılında kabul edilir. Kullanılmaya ise 1925 yılında başlanır.''

Peki, Galatasaray'ın amblem olarak kartal motifini seçmesi gerçekten bir rastlantı mıdır? Neden aslan, panter veya bir başka şey değil de kartal seçilmiştir? Olay, bir çikolata markasının logosunun görülüp beğenilmesi şeklinde açıklanacak kadar basit midir gerçekten? Belki de cevabını aradığımız tüm soruların yanıtı Ali Sami Yen'in kimliğinde gizlidir.

Ali Sami (Yen) Bey kimin oğludur? Arnavut milliyetçiliğinin en önemli idollerinden biri olan Şemsettin Sami 'nin (veya Arnavutluk milli tarihindeki adıyla Sami Frashëri'nin) oğludur. Şemsettin Sami,1850'de Güney Arnavutluk'ta Yanya'ya bağlı Fraşer kasabasında doğmuştur. İstanbul'a gelişi ve Matbuat Kalemi'nde görev alışı 1871 yılındadır. 4 Mayıs 1884 tarihinde Kazasker Sadettin Efendi'nin kızı Emine Veliye Hanım'la evlenen Sami, kayınpederinin Kandilli'deki yalısına yerleşir. Bu evlilikten Samiye, Ali Sami (Galatasaray'ın kurucusu), Sadiye ve Sadi adlı 4 çocuğu dünyaya gelir. Ali Sami (Yen) 1886'da Kandilli'de dedesine ait bu yalıda doğar.

Ali Sami Bey'in sadece babası Şemsettin Sami değil, amcaları Naim ve Abdül de Arnavutluk tarihinde önemli roller oynamışlardır. Sami ve Abdül Fraşeri kardeşler Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini ve ilk Arnavutça dilbilgisi kitabı yazmışlardır. Diğer amca Naim Fraşeri , Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Ali Sami Bey'in amcası Abdül Bey 1892'de, annesi Emine Veliye hanım 1893'te vefat eder. Baba Şemsettin Sami alışılmadık bir karar vererek, ölen kardeşi Abdül Bey'in eşi Belkıs Hanım'la evlenir. Eski kayınpederinin Kandilli'deki yalısından taşınarak, Erenköy Galip Paşa Camii yanındaki sokakta inşa ettirdiği köşke taşınır. Belkıs Hanım'dan İskender adı verdiği bir çocuğu daha olur. 1899 yılında Bükreş'te Arnavut milliyetçiliğinin manifestosu kabul edilen ''Arnavutluk Neydi, Nedir ve Ne Olacak? Anavatanın Onu Kuşatan Tehlikelerden Kurtuluşu Üzerine Düşünceler'' adlı imzasız eser yayımlanır.

Günümüzde bile bu eserin kime ait olduğu tartışılmalıysa da, Türkiye dışında genel kabul Şemsettin Sami'ye ait olduğu yönündedir. Bu eserin yayımlandığı 1899 tarihinden itibaren Şemsettin Sami, Erenköy'deki köşkünde saray tarafından adeta göz hapsine alınır. Vefat ettiği 1904 tarihine kadar 5 yıllık ev hapsi yaşayacaktır. Oğul Ali Sami ise, kulüp kurma girişimini ancak babasının ölümünden 1 yıl sonra gerçekleştirebilecektir. Şemsettin Sami'nin bu gün Arnavutluk'un başkenti Tiran şehir merkezinde, bir milli kahraman olarak büstü sergilenmekte, Arnavut okullarında, Arnavut milliyetçiliğinin en önemli kuramcılarından biri olarak öğretilmektedir.
Şemsettin Sami

Arnavutluk devleti, Erenköy'deki aile mezarlığında bulunan Şemsettin Sami Bey'in naaşını, Arnavutluk'ta yaptırılacak bir anıt mezara nakletmek üzere Türkiye Cumhuriyet'inden defalarca talep etmiştir. Bu talep T.C. yetkilileri tarafından her seferinde reddedilmiştir. Kartal, Arnavut kültürünün simgesidir. Arnavutluk isminin Arnavutçadaki karşılığı "Shqipëria'' (Şikiperya)'dır. Shqipëria'nın Türkçe karşılığı "Kartal Ülkesi'' dir. Arnavutluk'un milli sembolü çift başlı kartaldır. Ne ilginçtir ki, Arnavutluk'un milli kahramanı Sami Frashëri'nin oğlu Ali Sami Bey tarafından kurulan Galatasaray Kulübü'nün amblemi de kartaldır.

Ve bu amblem Ali Sami Bey'in Türk futbolunu yönetmeye soyunduğu ve Galatasaray Kulübü üzerinde etkisinin azaldığı 1920'li yılların ortalarına kadar değiştirilmemiştir. Meraklısına bir not daha ekleyeyim. Kurulan Arnavutluk devletinin ilk kralı Ahmed Zogolli (Ahmed Zogu) Galatasaray Mekteb-i Sultanisi mezunudur. Tobler çikolatası mı? Ne diyeyim, tadından yenmez...


Şemsettin Sami'nin Tiran şehir merkezindeki büstü .

3 Ekim 2007 Çarşamba

Mahalle Takımlığından Asırlık Çınarlığa

Cumhuriyet Spor Dergisi
02.10.2007

Tuğrul YENİDOĞAN







MAHALLE TAKIMLIĞINDAN ASIRLIK ÇINARLIĞA
BEŞİKTAŞ


Beşiktaş kulübünün kurucuları, Ahmet Fetgeri (Aşeni), Mehmet Fetgeri, Mehmet Şamil (Şhaplı), Hüseyin Bereket, Nazım Nazif (Ander) beylerdir. Galatasaray kulübünün kurucularını bir araya getiren etkenin, her birinin Galatasaray lisesi öğrencisi olmaları; Fenerbahçe kulübünün kurucularını bir araya getiren etkenin, her birinin Kadıköylü ve ağırlıklı olarak Saint Joseph Liseli olmaları gibi, Beşiktaş kulübünün kurucularını bir araya getiren etken, tümünün Çerkez asıllı olmaları ve birbirleriyle bulunan akrabalık ilişkileridir.
Her üç kulübümüzün kurucuları da, genç kuşağın temsilcileridir. Yaşça en büyük olanları 21-22 yaşındadır. Örneğin, Galatasaray kulübünün kurucuları 16-19 yaşları arasındadır. Aynı kuşağın, benzer tarzda yetiştirilmiş, eğitimli, aydın gençleridir. Gerek Beşiktaş, gerek Galatasaray, gerek Fenerbahçe kulüplerimizin kuruluşlarını zihnimizde canlandırırken genel bir yanılgıya düştüğümüzü sanıyorum.
Üç kulübümüzün de yayımlanan tarihçelerinde kullanılan kurucu fotoğraflarının, algılamada düştüğümüz yanılgının ana sebebi olduğunu düşünüyorum. Öyle ya, kelli felli, sakallı bıyıklı, gösterişli üniformalar, şık giysiler giymiş o kurucu fotoğraflarını görünce; bu kulüplerimizi o devrin, makam mevkii sahibi, belirli çevreleri ve güçleri olan, sözü dinlenen kişilerince kurulduğunu zannediyoruz.
Biraz da kulüplerimizin günümüzdeki şan şöhret sahibi yönetim kurullarını düşünerek ve onlarla kıyaslayarak, o zamanın kurucuları, yöneticileri de böyle olmalı diye hayalimizde canlandırıyor, yanılgıya düşüyoruz. Hâlbuki bu kulüplerimiz her biri çocuk yaşta gençler tarafından kurulmuştur. Galatasaray kulübünü kuranlar, henüz okul sıralarında öğrenimlerini sürdüren 17-18 yaşında gençlerdir.
Futbol toplarını yağlayıp, temizleyip iyi baktığı için başkan seçtikleri Ali Sami (Yen) Bey, 1905 yılında henüz 19 yaşındadır. 1907'de Fenerbahçe doğarken, kurucu başkan Ziya (Songülen) Bey 21, ikinci başkan Ayetullah Bey 19, Necip (Okaner) Bey 15, Galip (Kulaksızoğlu) Bey 18 yaşındadır. Beşiktaş kulübünü kurarken, Mehmet Şamil Bey 16, Hüseyin Bereket Bey 14, Ahmet Fetgeri Bey 15, Mehmet Fetgeri Bey 13 yaşındadır.
Şeref Bey, Beşiktaş futbol şubesini 17 yaşındayken kurmuştur.
(Şeref Bey)
Bu kulüpler, ''Hadi gelin birer kulüp kuralım. Önemli bir girişimde bulunalım. Kurduğumuz bu kulüplerin ileride milyonlarca taraftarı olsun. Adımız tarihe geçsin. Yüzlerce yıl yaşasın..'' diye önceden kararlaştırılarak kurulmuş kulüpler değildir elbette. Geçmişimizde, mahalle arasında arkadaşlarımızla oynarken, çocukluk, delikanlılık heyecanıyla kurduğumuz, türlü isimler verdiğimiz takımlarla, bu kulüplerin kuruluşlarının temelde bir farkı yoktur. Beşiktaş kulübünün ilk lokali, Osman Paşa Konağı bahçesinde yer alan hizmetlilere ait kulübedir. Mekteb-i Sultani'nin 5. sınıfında, bir sınıf takımı kimliğinde kurulan Galatasaray kulübünün ilk lokali, semtteki sütçü dükkânıdır. Fenerbahçe kulübü ilk lokaline, 1911 yılında Kemal (Aşkıner) Bey, ailesine ait evin bahçıvan kulübesini Fenerbahçeli sporcuların kullanımına tahsis ettiğinde sahip olmuştur. Yani Fenerbahçe'nin ilk kulüp binası basit bir bahçıvan kulübesidir.
Bu kulüplerimiz, her türlü yoksunluğa rağmen, çoğu öğrenci olan kurucularının, spor yapma, oyun oynama sevgileri ve aralarındaki güçlü arkadaşlık bağlarıyla ayakta durabilmiştir. O dönemde İstanbul'da, bu kulüplerimiz gibi, kimbilir kaç kulüp kurulmuş, kim bilir kaç gencin hayallerini, kurdukları takımları büyütmek, adlarını duyurmak, ünlü bir sporcu olmak süslemiştir? Kim bilir kaç takım büyük hayallerle kurulup, yoksulluk ve yoksunluk nedeniyle adını duyuramadan tarihin derinliklerinde unutulmuş, küçük bir fidanken, kuruyup yok olmuştur? Keşke elimizde, bir asırdır ayakta kalmayı başarmış bu üç büyük kulübümüzün kurucularının tamamının o kuruluş yıllarına ait fotoğrafları olsa, o fotoğraflara bakarak, heyecanlarını, ümitlerini, sevgilerini, kıvançlarını daha derinden hissedebilsek. Ne kadar önemli bir iş başarmış olduklarını, daha iyi anlayabilsek.
Bir Çerkez kulübü

Araştırmalarım sırasında, Beşiktaş'ın kuruluşunu gerçekleştiren ailelerin, yeni kuşaklarıyla tanışıp, görüşme imkânım oldu. Gerek Fetgeri, gerek Mehmet Şamil - Hüseyin Bereket kardeşlerin ailelerinin genç kuşaklarıyla bir araya gelmek, onların soy ağaçların inceleme fırsatı bulmak, beni define bulmuş kadar sevindirdi. Ne yalan söyleyeyim, bu ailelerin Kafkas halklarının kültüründe bu kadar önemli yerlerinin olduğunu, bu denli sayılıp, bu denli sevildiklerini bilmezdim.
Gerek Osman Ferit Paşa'nın soyağacını, gerek bizzat Ahmet Fetgeri tarafından hazırlanmış, Fetgeri ailesinin soyağacını incelerken, Beşiktaş kulübü kurucularının tümünün, Kafkasya'nın soylu ailelerine mensup olduklarını öğrendim. İşin ilginç yanı, bu ailelerin bireyleri tarafından kaleme alınmış, ancak tamamlanamamış Beşiktaş'ın kuruluş tarihçesinin de varlığından haberdar oldum. Bu tarihçede, Beşiktaş kulübünün kuruluştaki isminin, bilinenden farklı bir biçimde ''Bereketiko Jimnatik Kulübü'' olarak kullanıldığını gördüm.

BEREKETİKO JİMNASTİK KULÜBÜ

Önce, babaları Osman Ferit Paşa'ya ait Serecencebey'deki konakta kulübün kuruluşunu sağlayan Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket kardeşlerin soyağacını inceleyelim.
(Hüseyin Bereket)
(Osman Ferit Paşa)
Babaları Osman Ferit Paşa'nın soyu, kuzey batı Kafkasya'nın Soçi yöresinin bir Çerkez oymağı olan Ibıh oymağı savaşçı komutanlarından "Şhaplı Kubilayko Mahomet Bey'' den gelmektedir. Soyağacı, babadan oğla; Mirza Han , Berko Mirza Bey , Mirzaiko Bereket Bey, Bereketiko Hasan Bey şeklinde uzanmaktadır. Osman Ferit Paşa, Bereketiko Hasan Bey'in 4 oğlundan en büyüğüdür. Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket büyükbabalarının adına itafen, konaklarının bahçesinde kurulan kulübe ''Bereketiko Jimnastik Kulübü'' ismini vermişlerdir.
Osman Ferit Paşa'nın erkek kardeşleri, Müşir Mehmed Paşa , Ahmed Paşa ve Albay İsmail Bey 'dir. Osman Ferit Paşa'nın Şeyh Şamil 'in torunu olan zevcesi Nefiset Hanım 'la olan evliliğinden 11 evladı olmuştur. Bunlar, Mehmet Şamil (Şhaplı), Hüseyin Bereket, H. Arif, M. Gazi, Hamza C. Osman Erkan, Ebubekir S. Erkan, F.Saadet Şhaplı, Habibe H. Erkan, Safiyet N., Zübeydet Z. Şhaplı ve Melek hanımdır.

ŞEYH ŞAMİL'İN TORUNU

Beşiktaş'ın kurucuları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket'in anneleri Nefiset Hanım, tarihte ''Dağıstan Aslanı'' diye nam salan Şeyh Şamil'in torunudur. (Bazı kaynaklarda Şeyh Şamil, bazı kaynaklarda İmam Şamil olarak geçer. Buradaki şeyh ve imam sıfatları günümüzde anladığımız şekliyle dinsel bir anlam içermez. O günün Kafkasya'sında siyasi otoriteyi tanımlayan sıfatlardır. Yanlış anlaşılma olmasın.) Şeyh Şamil, kuzeydoğu Kafkasya'nın Dağıstan bölgesinin Avar boyundan Gimri'li savaşçı komutan Dengov Muhammed 'in oğludur.
Kuzey Kafkasya devlet reisi Şeyh Şamil'in oğlu Gazi Muhammed Paşa 'nın Habibet Hanım'la olan evliliğinden, Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket'in anneleri Nefiset Hanım doğmuştur. Şeyh Şamil, Kuzey Kafkasya devlet başkanı (imam) seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya'nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürmüştür. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden, durup dinlenmeden cihat ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. İstiklal için, esarete karşı verdiği 35 yıllık mücadele sonucu Ruslara esir düşmesi ve 10 yıllık esaret dönemi, Şeyh Şamil'in ismini tüm İslam âleminde bir efsane haline getirmiştir.

ABDÜLAZİZ'DEN AĞIRLAMA

Şeyh Şamil, on yıllık Rus esaretinden kurtulduktan sonra, 1869 yılında, İstanbul'a gelir. Büyük sevgi gösterileriyle karşılanır. Ailesi ile birlikte uzun bir deniz yolculuğu sonunda, geldiği Dolmabahçe sahilinde saltanat kayıkları ile karşılanan önemli misafir, bizzat Sultan Abdülaziz tarafından ağırlanır. Cuma selamlıklarına padişah ile birlikte katılan Şeyh Şamil, İstanbul halkının büyük sevgisine mazhar olur. Bir süre İstanbul'da kalan Şeyh Şamil, hac görevini yerine getirmek için Hicaz'a gider.
Şeyh Şamil'in Kâbe'ye geldiğini duyan 100 bini aşkın hacı adayı, bu büyük kahramanı görebilmek için adeta birbirini ezer. Bunun üzerine Şeyh Şamil bütün hacıların görebilmesi için Kâbe'nin damına çıkarılır. Bu, tarihte benzeri olmayan bir olaydır. 73 yaşında olan Şeyh Şamil, Medine'ye dönüşte hastalanır. Şeyh Şamil'in Medine'de ağır hasta olduğu haberi Rusya'da rehin tutulan oğulları Gazi Muhammed ve Muhammed Sefi Beylere ulaşır. Oğulları son anlarında babalarının yanında olmak arzusundadırlar.
Şeyh Şamil Sultan Abdülaziz'e, oğullarının son günlerinde yanında olması isteğini ve bu konuda yardımcı olmalarını ifade eden bir mektup yazar. Sultan Abdülaziz, Rusya'nın İstanbul Büyükelçisi İgnatiyev aracılığı ile Çar II. Aleksander 'dan Şeyh Şamil'in oğullarının önce İstanbul'a, sonra da Medine'ye gönderilmelerine izin verilmesini ister. Çar bu isteği, kardeşlerden birinin elinde rehin kalması şartıyla kabul eder. Şeyh Şamil'in büyük oğlu Gazi Muhammed Paşa önce İstanbul'a, oradan da Medine'ye doğru yola çıkar. Ancak, babasının 4 Şubat 1871'de ölümünden çok sonra Medine'ye ulaşabilir.
Gazi Muhammed Paşa ve aile efradının Medine'de bulunduğu yıllarda, Osman Ferit Paşa Şeyhülharem' dir. Yani Osmanlı sultanı adına Medine muhafızlığında (valilik görevi) bulunmaktadır. Kendisi de Kafkasya, Dağıstan doğumlu olup, yirmi yaşında Kafkasya'dan hicret etmiştir. Paşa; Gazi Muhammed Paşa'nın kızı Nefiset Hanım'a işte bu dönemde talip olur. Evlenir, aile kurarlar. Osman Ferit Paşa ve ailesi bir süre sonra başkent İstanbul'a göçerler. Taşkışla komutanıdır artık. 1902 yılında Beşiktaş Serencebey'de satın aldıkları konağa yerleşirler.
Oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket, yakın akrabaları Fetgeri kardeşlerle birlikte Beşiktaş kulübünün tohumlarını bir yıl sonra işte bu konağın bahçesinde yeşertirler. Beşiktaş'ın diğer iki kurucusu ve ilk sporcuları olan Ahmet Fetgeri ve Mehmet Fetgeri kardeşlerin ve 1909 kurucularından olan Fuat Balkan'ın soyağaçları hakkında bilgileri, bizzat ailelerinden edindiğim belgelere dayanarak gelecek haftaki yazımda yayınlayacağım.
Böylece Beşiktaş kulübünün kuruluşunun tohumlarını oluşturan Çerkez kimliğini bütünüyle ortaya koyabileceğime ve yine bir Çerkez olan Kuşçubaşı Eşref Sencer'in, temel taşlarını bütünüyle Çerkezlerden örerek kuracağı Teşkilat-ı Mahsusa örgütüyle Beşiktaş kulübünün o çok merak edilen ilişkilerinin doğuşuna ışık tutabileceğime inanıyorum.
DEVAM EDECEK.

30 Ağustos 2007 Perşembe

Şampiyonlar Ligi Gruplar Belli Oldu.


Şahsi görüşüm hem Beşiktaş hem de Aziz Yıldırım'ın takımı Fenerbahçe ilk ikiye kalabilecekleri bir kura çektiler.bundan sonrası teknik kadroya,futbolculara ve biraz da taraftara kalıyor.



GURUPLAR
A
Liverpool FC (İngiltere)FC Porto (Portekiz)Marsilya (FRA) Beşiktaş JK (TÜRKİYE)




















B
Chelsea FC (İngiltere) Valencia CF (İspanya)FC Schalke 04 (Almanya)Rosenborg BK (Norveç)

C
Real Madrid (İspanya)Werder Bremen (Almanya)S.S. Lazio (İtalya) Olimpiyakos CFP (Yunanistan)

D
AC Milan (İtalya)SL Benfica (Portekiz) Celtic FC (İskoçya) FC Shakhtar Donetsk (Ukrayna)

E
FC Barcelona (İspanya)Olimpik Lyon (Fransa)VfB Stuttgart (Almanya) Glasgow Rangers FC (İskoçya)

F
Manchester United FC (İngiltere) AS Roma (İtalya) Sporting Clube de Portugal (Portekiz) FC Dinamo Kyiv (Ukrayna)

G
FC Inter (İtalya)PSV Eindhoven (Hollanda) PFC CSKA Moskova (Rusya) Fenerbahçe SK (TÜRKİYE)

H
Arsenal FC (İngiltere) Sevilla FC (İspanya) / AEK Atina FC (Yunanistan) FC Steaua Bükreş (Romanya) SK Slavia Prag (Çek Cumhuriyeti)

http://bjktaraftarproje.com/