30 Haziran 2021 Çarşamba
30 Eylül 2010 Perşembe
Saçmalamaya Başladılar.Yeter Artık !

Ne kadar süredir benim hatırladığım ciddi anlamda 5-6 yıldır.
Ben yemem kardeşim , bu iznin verilmemesini arkasında başka güçler olduğunu tahmin etmek zor değildi,Rakiplerin taş koymasının yanında işin içine bir de siyaset girmiş anlaşılan.
Mevcut Akp yönetiminin ve onun Gfb tarafından çok sevilen Fenerli başkanının bu stat işine taş koyduğunu veya mevcut stat arazisini çok değerli bir rant kapısı olarak gördüğünü bu yüzden de bir şekilde Beşiktaş’ın elinden alamaya çalıştığını duyuyorduk ama artık iyice ayyuka çıkmış durumda,buyurun haberi ;
Referans Gazetesi
Beşiktaş'ın eski Divan Kurulu Başkanı Şeref Nasır, devletin İnönü Stadı'ndan çıkıp Zeytinburnu'na gitmesini istediğini ama kulübün bunu kabul etmediğini söyledi. Nasır, yeni stat izninin ise Ertuğrul Günay'a bağlı olduğunu vurguladı.
Beşiktaş'ın eski Divan Kurulu Başkanı Şeref Nasır, devletin Beşiktaş'tan İnönü'den çıkıp Zeytinburnu'na gitmesini istediğini söyledi. Galatasaray şu günlerde tatlı bir telaş içinde, çünkü yeni stadı tamamlanmak üzere. Başkan Adnan Polat, geçen hafta futbolcuları ve teknik heyeti de alıp gitti yeni stada. Diğer yandan Fenerbahçe'nin de birtakım yeniliklerle stadının kapasitesini biraz daha arttıracağı haberleri çıktı. Hasılı, Galatasaray ve Fenerbahçe için statları çok önemli bir gelir kaynağı konumunda.
Üçlü rekabetin diğer sacayağı Beşiktaş'ın bir stat rüyası var; ama bu, giderek bir kâbusa dönüşüyor.
İnönü Stadı'nı dünyanın en güzel statları listesine sokan etken büyük oranda konumu ve Boğaz manzarası. Konfor açısından birçok eksiği var. Beşiktaş konfor açısından da iyi bir stada sahip olmayı istiyor. Esas arzu, iyi bir gelir kapısı yaratmak. Malum, futbolun fabrikasıdır statlar.
Demirören'in vaadiydi
Yıldırım Demirören, 2004'te başkan seçildiğinde apar topar stadın zeminini aşağı indirip kapasite arttırmıştı. Ancak esas hedef, yeni bir stat yapmaktı. Demirören, sonraki dönemlerde ortaya attığı yeni stat projesiyle seçim dahi kazandı. Ne var ki yıllar geçmesine rağmen Beşiktaş, Anıtlar Yüksek Kurulu barajını geçemedi. Anıtlar Yüksek Kurulu, eski açık tarafı tarihi eser statüsünde olan İnönü Stadı'nın yeniden yapılması konusundaki talebe ilişkin kararını bir türlü vermiyor. Açıkçası işi ‘sürüncemede' bırakıyor.
İnönü Stadı'nın mevcut halinden hiç şikâyeti olmayan birçok Beşiktaş taraftarı var. Diğer yandan, rakiplerinin yüksek gelir sağlayacak yeni statlara kavuşması, rekabette kendileri için bir handikap yaratacağını düşünenler de az değil. Öte yandan İnönü'nün fiziki koşulları da stadın ömrüne dair kuşkular uyandırıyor.
Beşiktaş neden İnönü'yü yeniden yapmak için bir türlü izin koparamıyor? Tek sebep ‘tarihi duyarlılık' mı? Beşiktaş'ın eski Divan Kurulu Başkanı Şeref Nasır, İnönü Stadı'nın ellerinden alınmak istendiğini söylüyor. Nasır, "Bize Zeytinburnu'nda yer gösteriyorlar. Mitinglerin yapıldığı yere gidin diyorlar" dedi.
Gül'ün desteği de yetmedi
Fenerbahçe ve Galatasaray'a stat için destek veren devletin, Beşiktaş'a aynı desteği vermediğini belirten Nasır, "Bizim stat işinde bir art niyet arıyorum. 1947'den beri faaliyette olan İnönü Stadı artık çağın gerisinde. Ayrıca 2001 yılında hazırlanmış bir rapor var. En ufak bir depremde bu stadın dayanamayacağı belirtiliyor. Dünyanın en güzel yerindeki bu stat, bu ucube haliyle kalmamalı. Modern, butik bir stat olmalı" diye konuştu.
Devletin İnönü'yü ellerinden almak istediğini söyleyen Nasır, "Burayı ne yapmak istiyorlar bilemiyorum. İnönü'ye karşılık Zeytinburnu'nda, mitinglerin yapıldığı alanda yer teklif edildi. Kabul edilmedi. Biz daha önce Çırağan'ı hiçbir şey almadan verdik. Artık yeter" dedi.
İnönü'nün yeniden yapılmasına karşı çıkan Anıtlar Yüksek Kurulu'nun karar verme işini bilinçli savsakladığını savunan Nasır, "Tarihi doku diyorlar ama aynı bölgede Gökkafes ve Swissotel gibi İstanbul'un siluetini bozan yapılara baksınlar" dedi.
İnönü'nün 49 yıllığına Beşiktaş'ta olduğunu hatırlatan Nasır, "Bugünkü mantıkla bu süre dolduğunda bu stat elimizden alınacak. Sözleşme uzatılmayacak" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün "Burası Beşiktaş'ın kalbi. Kimse Beşiktaş'ın kalbine bıçak sokamaz" dediğini hatırlatan Nasır şunları dile getirdi: "Ama bir türlü müsaadeyi alamıyoruz. Yeni stada izin kararı Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'ın iki dudağı arasında. Beşiktaş'ın Zeytinburnu'na gitmesi düşünülemez. O zaman kulübün semtle bütün bağları kopar. Bakın, Fenerbahçe bulunduğu yerde büyüdü. Fenerbahçe maçlarında trafik Taksim'e kadar kapanıyor. Ama bizim maçımız olduğunda böyle bir durum yaşanmıyor. Ortada bir adaletsizlik var."
STAT GELİRİNDE İNÖNÜ FARK YİYOR
Beşiktaş halihazırda İnönü Stadı'ndan yıllık 6.5 milyon euro gelir elde ediyor. Buna mukabil Fenerbahçe stat geliri 60 milyon euro civarında. Galatasaray da yeni stadı Türk Telekom'un devreye girmesinden sonra yıllık 60 milyon euro civarında bir gelir bekliyor. Stadın ismi daha önce 10 yıllığına Türk Telekom'a 102.5 milyon dolara satılmıştı. Bu arada Beşiktaş da FİYapı ile stat isim sponsorluğu konusunda anlaştı. Resmi açıklama henüz yapılmadı ancak FİYapı'nın İnönü'ye ismini vermesi karşılığında bu sezon için 3 milyon lira ödeyeceği, gelecek sezon ise 3.5 milyon dolar vereceği kaydediliyor.
23 Temmuz 2010 Cuma
Kombinelerde Son Durum ve Notlar...

Son aldığım bilgilere göre kombinelerde bugün yarın dokuz bin adedi geçiyoruz.
Son satış tarihi içerde oynayacağımız ilk lig maçından bir iki gün öncesine kadar
devam edecek.
Şu ana kadar satılan kombinelerin maddi tutarı 13 trilyon TL sı gibi bir rakam.
Bu seneki gidişata göre 13.000 – 14.000 kombine satılması öngörülüyor.
Guti gelirse bu rakam kesin hatta aşması bile söz konusu.
13 Temmuz 2010 Salı
Yine, Yeniden...
Perşembe günü İnönü Stadı sezonumuzu açıyorum,kombinemizi de dün aldık çok şükür,Guti bitmiş diyor herkes inşallah doğrudur.Vikingur maçını bekliyoruz artık.4 Şubat 2010 Perşembe
Yüzümü kara çıkart Demirören…

Gel gelelim ki Pazar günü Demirören’in Beşiktaş başkanlığını 3 yıllığına tekrar kazandığı resmileştiğinden beri geceleri kafamı yastığa koyduğumda en az yarım saat sağa sola dönüp ,ne olacak , nasıl olacak diye kıvranıp duruyorum.
Beşiktaş’a bak sen yahu,çok sevdiğimin farkındaydım ama, manyağı olduğum az önce kafama dank etti.
Yüzümü kara çıkart Demirören…
2 Şubat 2010 Salı
Beşiktaş Taraftarına Çağrı
Biz Beşiktaşlıyız
Sizin Olsun Oyunuz
Cuma 20:15'te
Kutlayın Artık Biz Yokuz
Var Mısınız
Yokluğunuzu Hissettirmeye..?
Bir Beşiktaş taraftarı tarafından samimiyetini, aşkını ortaya koyan tüm Beşiktaş taraftarına çağrıdır; bulunduğumuz tribünleri 15. dakika itibariyle terk ediyoruz.
Kapalı Tribün: Eski Açık Tarafında
Eski Açık 1: Kapalı Tribün Tarafında
Eski Açık 2: Numaralı Tribün Tarafında
Numaralı: Bireysel
Yeni Açık: Kapalı Tribün Tarafında yer alıp çıkışa yönelebilirler.
http://www.facebook.com/event.php?eid=275980124191
1 Şubat 2010 Pazartesi
Kendi Kendinle mi Yarıştın Sen ?

Vah Beşiktaşım...
29 Ocak 2010 Cuma
Bu adam kazanacak, saçlarım beyazlayacak !

26 Ocak 2010 Salı
Gönlüm Aksu'nun Kazanmasından Yana...

Bektaşi uzatılan ilk şişeden bir yudum aldıktan sonra;
-Bu kötü demiş
Nasıl olur daha diğerinin tadına bakmadın ki dediklerinde;
-Bundan kötüsü olamaz demiş...
Ama gurupçuklar, kongre simsarları Demiröreni başkan seçtirecekler.
Oldu da Demirören seçildi; beterin de beterini göreceğimiz aşikar.Kurduğu yönetimin yarısı ilk altı ayda istifa etmezse bende bu işlerden hiç anlamıyorum.
10 Nisan 2009 Cuma
Hayali İnönü Stadı Projesi!
Tuğrul Yenidoğan - Medyaspor
08.04.2009
Sonda söylenecek şeyi, en başta söyleyeyim, sonra da başlayayım anlatmaya:
Ortada olgunlaşmış, finansmanı sağlanmış bir İNÖNÜ STADI PROJESİ YOKTUR!
Mayıs ayında stada kazma vurulması ve YIKIMIN BAŞLAMASI SADECE HAYALDİR!
Ve en acısı, bir takım güvenceler alınmadan alelacele o stada kazma vurulmaya kalkışılırsa İNÖNÜ STADI BEŞİKTAŞ'IN ELİNDEN UÇUP GİDECEKTİR!
Bu konuda Beşiktaş'ı yakından tanımayan veya Başkan Yıldırım Demirören'i yakından tanımayan bazı meslektaşlarımız farklı şekilde konuya yaklaşabilir...
Örneğin bu gün sevgili Ercan ağabeyin Milliyet'te yayınlanan, olaya son derece "romantik" bir açıdan bakan yaklaşımı gibi...
Elbette ki saygıyla karşılıyorum...
Ama işin gerçeğine bakınca bir "offff!" çekmeden duramıyorum... Dışı seni, içi beni yakar misali...
Fazla ayrıntıya girmeyeceğim...
Sadece satır başlarıyla birkaç hatırlatma yapacağım...
Anıtlar Yüksek Kurulu önünde bekleyen bir İnönü Stadı Projesi var mı?
Evet var... Ancak 42 Bin kapasiteli bu yeni projenin finansmanının nasıl sağlanacağından Başkan Demirören haricinde kimsenin haberi yok... İnanmıyorsanız, canınızın istediği yönetim kurulu üyesini arayın, sorun... Bakın, ne cevap verecekler... Hatta 2-3 yönetim kurulu üyesini arayın, aldığınız cevapları karşılaştırın... Bayağı eğlenceli oluyor...
Ha, komisyon üzerine çalışan bir takım kişilerin bu projeye bulaştığını ve Başkan'ı kafakola aldığını söyleyenler de oldu... Ancak o isimler, şimdilik bende kalsın...
Bir de unutmadan not düşeyim... Fulya'nın açılış törenine katılan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül altını çizerek "stadın en fazla 38 Bin kapasiteli olarak projelendirilmesi gerektiği" üzerine uyarıda bulundu... Cumhurbaşkanı'nın önerisine uyuldu mu? Görünen o ki, hayır!
Beşiktaş'ın mevcut mali yapısı, gerekli izinler elde edilse de böyle bir projeye uygun mu?
Ne yazık ki, HAYIR! Beşiktaş bu sezon öyle veya böyle stadyumdaki locaların tümünü satmış. Yaklaşık 2.5 Milyon USD gelir elde etmiş... Sattığı kombine sayısı yaklaşık 11 Bin... Maç hâsılatıyla birlikte, yıllık toplam seyirci hâsılatı 20 Milyon TL. civarında...
Stadyumun yıkılması demek, en az 2 sezon boyunca kulübün bu gelirden mahrum bırakılması demek...
Mevcut borç durumu buna uygun mu? İsterseniz bir örnek vereyim, cevabını siz bulun:
Veresiye alındığı için birkaç misli bonservis bedeli ödenmek zorunda kalınan Fabian Ernst'in ilk transfer taksidi (daha 5 kuruş ödenmedi) gelecek sezonun başında ödenecek... Şampiyonlar Ligi'ne kalarak oradan gelecek gelir hesaplandı ve böyle bir vade yapıldı. İkinci taksit 2010'un Şubat ayında... Hayırlısıyla yeni Beşiktaş Başkanı kim olursa, o ödeyecek!
Yayın geliri, forma reklam geliri vs. vs. de yok... O gelirler ileriye dönük çok uzun yıllar için çoktan kullanıldı...
Böylesine bir tabloda, mevcut bütçeye (-) 20 Milyon TL. daha eklemek mümkün müdür? Ne diyeyim, cevabını siz verin...
Beşiktaş önümüzdeki sezon maçlarını Anadolu'da oynayabilir mi?
Bu fikrin, huyunu suyunu çok iyi bildiğim Sayın Başkanın, üzerinde hiç düşünmeden, herhangi bir planlamada bulunmadan, aklına estiği gibi o anda söylediği bir şey olduğunu düşünüyorum...
Beşiktaş bırakın Anadolu'da oynamayı, Anadolu diye Kadıköy'de Saracoğlu stadyumunda oynasa bile 3000. seyirci ortalamasını geçemez... Bunun aksini düşünen, Beşiktaş'ı ve Beşiktaş taraftarını tanımıyor demektir.
Beşiktaş, son Mohikan gibi, Türk sporunun son "ULUSAL SEMT TAKIMI"dır...
Taraftar semtte toplanacak, iki kadeh içecek, sonra şarkılarla, türkülerle ağaçlı yoldan stada akacak...
Değiştir güzergahı, maça gitmez...
Bakın size bir örnek daha vereyim...
1994-95 sezonu... Daum'lu Beşiktaş şampiyonluğa gidiyor... Şampiyonluk turunu attığı Gaziantepspor maçının bir hafta öncesi, bir İstanbul takımı Zeytinburnuspor ile oynayacak...
Karşılaşma Zeytinburnuspor-Beşiktaş karşılaşması ya, Zeytinburnusporlu yöneticiler uyanıklık yapıyor... Maçı İnönü'de oynamak istemiyorlar... Karşılaşmayı Fenerbahçe stadında oynayacaklarını açıklıyorlar...
Öyle ya Kadıköy'deki stadın maraton ve numaralı tribün kapasitesi neredeyse İnönü'nün iki misli...
O hafta sonu, koşar adım şampiyonluğa giden Beşiktaş'ı yaklaşık 3 Bin kişi izlemeye geliyor... Sadece 3 Bin kişi...
Kıssadan hisse ne midir? Şudur: Geçici bir süre için bile Beşiktaş'ı semtten koparırsanız, şah damarını kesmiş olursunuz...
Geçmişi iyi bilerek ve edinilmiş tecrübeyle sabittir!
Gelelim, "İNÖNÜ STADI BEŞİKTAŞ'IN ELİNDEN UÇUP GİDER Mİ?" meselesine...
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz... Aylardır o bölgenin bir KONGRE VADİSİ olarak düşünüldüğü, "DÜNYA BAŞKENTİ İSTANBUL" projesiyle birlikte değerlendirildiği, stat yıkılırsa bir oldubittiye getirerek Beşiktaş kulübüne stat yapması için bir başka arazi gösterileceği duyumları geliyor... Hem de oldukça emin kaynaklardan... Hem de bu işi planlayanlara oldukça yakın yerlerden...
Atıf Keçeci, bana yaptığı açıklamalarda "Hükümetle kulüp arasında bir ihtilaf olduğunu hissettim" dedi...
Dilimize yerleşmiş "İşini bilmeyen çavuşlar, döner ...... avuçlar!" diye bir deyim vardır...
Biliyorsunuz, son yerel seçimlerden önce Sayın Başkan Demirören yakın çevresine "Beşiktaş'ı AKP alacak. En güçlü durumda onlar!" diye bir öngörüde bulundu...
Tuttu, aslında Beşiktaşlı dahi olmayan Sibel Hanım'ı birkaç maç yanında taşıyarak desteğini gösterdi... Siyah-beyaz kaşkol falan taktırdı...
Sonunda ne oldu? Seçimi %69 gibi rekor bir oranda oy alan CHP adayı İsmail Ünal kazandı... Sibel Hanım'a 3 mislinden fazla fark attı...
Fenerbahçe böyle işlere bulaştı mı? Hayır...
Galatasaray böyle işlere bulaştı mı? Hayır...
Ama maalesef Beşiktaş bulaştı...
Hem de "Beşiktaş etiği, Beşiktaş duruşu" sözlerini konuşmalarından eksik etmeyen Sayın Başkan Demirören eliyle...
"Beşiktaş etiği, Beşiktaş duruşu"nu defalarca sergileyen Beşiktaş büyüklerinin kemiklerini sızlatarak...
Bu konuda da bir örnek vereyim isterseniz...
Yıl 1946... Ülkede ilk demokrasi denemesi gerçekleşiyor... Çok partili ilk seçimler yapılacak...
Beşiktaş'ın "Baba Hakkı"sı Hakkı YETEN, CHP'den Beşiktaş Belediye Meclisi'ne aday oluyor...
Aday olurken, Beşiktaş kulübüyle tüm ilişkisini kesiyor... Olması gerektiği gibi...
Beşiktaş kulübü hiçbir şekilde Hakkı Yeten'i destekler bir girişimde bulunmuyor... Herhangi bir açıklama yapılmıyor, herhangi bir fotoğraf verilmiyor...
Yeten, politika macerası sırasında Beşiktaş maçlarına gitmiyor... Çok sevdiği Beşiktaş'ını izlemeyi doğru bulmuyor...
Yeten'in politika serüveni çok kısa sürüyor...
Seçilemiyor...
Aradan 4 yıl geçiyor... Beşiktaş bir seri karşılaşma oynamak üzere meşhur ABD yolculuğuna çıkıyor...
Yer yerinden oynuyor...
Dönüşte, iktidara yeni gelen Demokrat Parti'nin lideri ve Cumhurbaşkanı Celal Bayar Beşiktaş'ı kabul ediyor... Beşiktaşlı futbolcular ve idarecilerle fotoğraf çektiriyor...
Hakkı Yeten kafile 2. Başkanı...
Kenarda duruyor... "Ben 4 yıl önce CHP'den aday oldum. CHP üyesiyim. O fotoğrafa girmem doğru olmaz!" diyor...
Bu duruş, Hakkı Yeten'in Beşiktaş duruşu...
Sibel Hanım'lı duruş, Yıldırım Demirören'in Beşiktaş duruşu...
Ha bir de, kaybetmeyi ve kaybettireni hiç sevmeyen, kaybedeni affetmeyen bir başka kişinin o bildik duruşu var...
Onu ne siz sorun, ne ben söyleyeyim...
Peki, NE YAPMALI?
Finansmanı garantiye almadan, her türlü güvenceyi içeren anlaşmaları imzalamadan, halk diliyle PARAYI CEBE KOYMADAN tek bir kazma vurulmamalı...
Ben yürüyeyim, istim arkadan gelsin şeklinde bir maceraya girişilmemeli...
Küresel ekonomik kriz ve onun getireceği yükler çok iyi hesaplanmalı... Unutmamalı, 1939 da temeli atılan bu stat güya 1940'da tamamlanacaktı... Araya savaş ve ekonomik kriz girince ancak 8 yıl sonra 1947'de, o da yarım yamalak tamamlanarak hizmete açıldı... Yeni Açık denilen ek tribünün tamamlandığında ise takvimler 1963'ü gösteriyordu... Yani hesaplar bayağı şaşmıştı...
Stadın bir şekilde elden uçup gitmemesini güvenceye almak için, yapılabiliyorsa inşaat TRİBÜN, TRİBÜN YIKILARAK, MAÇLAR OYNANIRKEN YAPILMALI! Tıpkı Saracoğlu Stadı'nın inşaatında izlenen yöntem gibi...
İnşaatı süren bir statta 5Bin - 10 Bin kişiye oynamak, Atatürk Olimpiyat Stadı'nda veya Anadolu'nun bir köşesinde ortalama 3 Bin kişiye oynamaktan çok daha avantajlıdır...
Üstelik, bir oldubittiyle stadın elden çıkması korkusu da böylece yaşanmaz...
Ha bunlar yapılmaz, sırf bir proje başlatıp, gelecek sezonu kurtaracak nakit akışlarını sağlamak amacıyla bu projeye start verilirse...
Beşiktaş'ın kalbi olan bu stada, "Benden sonrası tufan" mantığıyla yaklaşarak günü kurtarmak amacıyla kazma vurulursa...
Ve sonuçta, bu stat Beşiktaş'ın elinden uçup giderse...
Buna neden olanları ne ben affederim, ne de tarih...
İşte tüm bunları, bu nedenle yazdım... Dilim döndüğünce bazı şeyleri anlatmaya çalıştım...
"Takım şampiyonluğa giderken bunlar yazılır mı? Beşiktaş düşmanlığı yapıyorsun" diye ortaya atılanların olacağını biliyorum...
Benim lafım onlara değil...
"Bir adım atana, bir adım yaklaşarak" gerçekleştirilen Arjantin Tangosu'nu yapmayı bilmem...
Çocukluğumun İstanbul'undan geriye pek bir şey kalmadı...
Her şey acımasızca zamana yenildi ve yok oldu...
Bir tek, ilk kez 1969 yılında gittiğim o stat yerinde duruyor...
Bana, çocukluğumu, geçmişimi, heyecanımı, coşkumu, sevgimi hatırlatıyor...
Hep orada durmasını istiyorum...
Bugün ve daima...
Nefes aldıkça...
23 Aralık 2008 Salı
Kartal'ın isyanının nedenleri.
Fanatik Gazetesi
Son iki sezonda tartışmalı hakem kararları nedeniyle tepki gösteren Beşiktaş, Galatasaray maçı sonrasında tam anlamıyla isyan bayrağını açtı. Fanatik gazetesinin araştırmasına göre, işte Beşiktaş maçlarında çalınan tartışmalı düdükler.
Geçen sezonun 5. haftasındaki Ankaraspor maçında Tello’nun vuruşu filelerle buluştu, ancak hakem Nobre’nin elle dokunduğu gerekçesiyle golü iptal etti. Sonuç: Ankaraspor-Beşiktaş: 0-0
Geçen sezonun 7. haftasındaki Galatasaray derbisinde, Sarı-Kırmızılılar’ın gol bulduğu korner ve penaltı tartışma yarattı. Sonuç: Galatasaray-Beşiktaş: 2-1
Geçen sezonun 9. haftasındaki Trabzonspor maçında, Rüştü cezaalanı dışında topa göğsüyle dokundu, hakem kırmızı kart gösterdi. Kaleye Bobo geçti. Sonuç: Trabzonspor-Beşiktaş: 2-3.
Geçen sezonun 11. haftasındaki Fenerbahçe derbisinde, 90+3’te Higuain golü attı. Ancak hakem, Bobo’nun faul yaptığı gerekçesiyle golü iptal etti: Sonuç: Fenerbahçe-Beşiktaş: 2-1.
Geçen sezonun 27. haftasındaki Büyükşehir Belediye maçında, rakibine yumruk attığı gerekçesiyle Bobo kırmızı kart gördü. Brezilyalı 4 maç ceza aldı. Sonuç: Belediye-Beşiktaş: 2-1.
Geçen sezonun 30. haftasındaki Gençlerbirliği OFTAŞ maçında Serdar Özkan ceza alanı içerisinde düşürüldü. Ancak hakem devam kararını verdi. Sonuç: Beşiktaş-OFTAŞ: 0-1.
Bu sezonun 5. haftasındaki Belediye maçında, Nobre’nin attığı gol kaleciye faul, Delgado’nun attığı gol rakibe faul gerekçesiyle sayılmadı. Sonuç: Belediye-Beşiktaş: 1-1.
Bu sezonun 13. haftasındaki Fenerbahçe derbisinde hakemin Cisse’ye gösterdiği kırmızı kart, Siyah-Beyazlılar’ı isyan ettirdi. Sonuç: Fenerbahçe-Beşiktaş: 2-1.
Ve bu hafta... Hakem Cüneyt Çakır’ın ilk golde faul çalmaması, Delgado’ya gösterdiği ikinci sarı kart ve çaldığı ikinci penaltı Siyah-Beyazlılar’ı çıldırttı. Sonuç: Galatasaray-Beşiktaş: 4-2.
* * *
Maçları takip eden herhangi bir Beşiktaş'lı listenin ne kadar eksik olduğunun hemen farkedecektir.bu gasp edilen puanlarda emeği olanlar Allahlarından bulsunlar diyorum.
8 Aralık 2008 Pazartesi
Gidişat.
40-50 milyon dolar borç verdiği söyleniyor o parayıda camia olarak 5 senelik başarısızlık ve beceriksizlik tazminatı olarak kendisinden kesmemiz lazım,eğer o parayı alırsa kendisi hakkındaki iyi bir Beşiktaşlı olduğu düşüncesinden vazgeçeceğim.
Ankaraspor maçında bence bir yol kazası yaşadık.Genel olarak takım çok isteksizdi bunun arkasında maddi problemler varsa şaşırmam.
Ama ben sahada rakibi her alanda ısıran bir takım görmek istiyorum,böyle bir takımı çok uzun bir süredir görememek beni üzüyor,acaba takım içinde forma hak edene değil de isminin büyüklüğüne göre mi dağıtılıyor.
Takım da İbrahim Üzülmez'i ve zekasıyla oynayamayan hiç bir futbolcuyu görmek istemiyorum ,ne güzel terlik merlik kurtulmuştuk, Mustafa Denizli bokunda boncuk varmış gibi Üzülmeze forma veriyor,aslında esas sorun senelerdir ona alternetif transfer yapmayan yönetim ve teknik ekiplerden kaynaklanıyor.
Ankaraspor genelde bu sene Fenerbahçe maçı haricinde çok hırslı oynayan bir takım hak ettikleri bir galibiyet aldılar ama ilk yarı sonucunda orta hakeme saldıran Aykut Hocayı Fenerbahçe maçında neden aynı hırsla ve hakkını arama endişesiyle göremedik ve hiç göremiyoruz ilginç.
Bizim camiamızdan çıkan Samet,Rızayı düşünüyorüm bir de Aykutu,Arıcayı,Bülent Uygunu düşünüyorum, daha da ilginç.
5 Aralık 2008 Cuma
Beşiktaş Düşmanları!
04.12.2008 15:01:00
Bir gün Beşiktaş başkanlık koltuğunda oturan birinden "Beşiktaş Düşmanları" sözünü duyacağım hiç aklıma gelmezdi.
Süleyman Seba'dan duymadım, rahmetli Mehmet Üstünkaya'dan duymadım, Gazi Akınal'dan duymadım, ilkokul mezunu Rıza Kumruoğlu'ndan duymadım, hatta Serdar Bilgili'den bile duymadım...
Beşiktaş tarihini araştırırken de böyle bir söze rastlamadım.
Başka camialara özgü bir tanımlama olduğunu zannederdim. Kadıköy yakasında takılır kalır, asla bu yakaya geçemez sanırdım...
Öyle ya, Beşiktaş'ın neden düşmanı olsun ki? Şaibeli şampiyonlukları, başkasının hakkını masa başı oyunlarla gasp edişi gibi çirkinlikler yoktu ki tarihinde...
Herkesin ikinci takımıydı Beşiktaş... Ezeli rakip taraftarlarının bile sempatiyle baktığı bir kulüptü...
Sahi, bir kulübün neden "düşmanları", yani "aşırı derecede sevmeyenleri, antipati duyanları" olur?
İki yolla olur:
Ya o kulüp sportif alanda çok başarılı bir dönem yaşayacak. Kupaları, şampiyonlukları teker teker kazanıp, kimseye bir şey bırakmayacak. Onun varlığı, rakiplerinin olası başarıları önünde en büyük engel olarak duracak. Çekemeyenleri çoğalacak... Sevmeyeni çoğalacak...
1996-2000 yılları arasındaki Faruk Süren'li, Fatih Terim'li Galatasaray gibi...
Ya da o kulüp, futbolun çarkları ve kurumları üzerinde lobisiyle çok etkin bir konumda olacak. Medya tarafından şişirilip antipati toplayacak. Mali gücüyle, gelirleriyle rakiplerini fersah fersah geçecek... Masa başında bileği bükülemedikçe sevemeyeni çoğalacak..
Örnek vermeme gerek yok... Ülkenin en tepki gören başkanı hangisi diye düşünürseniz, cevabını bulursunuz.
Peki, dün kameraların karşısına çıkıp "Beşiktaş Düşmanları" diye konuşan Beşiktaş başkanı, 2004'ten bu yana neyi başarmıştır biliyor musunuz?
Şampiyonluğu olmayan, ne ligde ne Avrupa'da başarısı bulunmayan bir kulübün sevmeyenlerinin sayısını çoğaltmayı başarmıştır.
Masa başında kıtır kıtır doğranmasına rağmen, hakem kararlarıyla en çok puan kaybına uğrayan kulüp olmasına rağmen, bir zamanlar çoğunluğun ikinci takımı olan bir kulübü, çoğunluğun antipati duyduğu bir kulüp haline getirmeyi başarmıştır.
Ve bu başarı, kim ne derse desin DÜNYA ÇAPINDA BİR BAŞARIDIR!
Bir örneği daha yoktur.
Bir kulübü adım adım küçültürken, sevmeyenlerinin sayısını büyütmeyi başarmak, tez konusu olacak bir beceridir.
Beşiktaş artık kimsenin ikinci takımı değildir.
Kimsenin "biz olmazsak, onlar şampiyon olsun" sempatisiyle baktığı bir kulüp değildir.
Siyasetçiler, bürokratlar, üst düzey medya yöneticileri, Silahlı Kuvvetler ve devlet kademelerinde desteğini yitirmiş ve gün geçtikçe daha da yitirmektedir.
Sporun içindeki kurumlarda ise, artık büyük takım muamelesi görmemektedir...
İnternette şöyle bir dolaşın... Farklı takım taraftarlarının forumlarını ziyaret edin... Sokaktaki adamın gözünden, betimlemeye çalıştığım fotoğrafı daha da net görebilirsiniz...
***
Dün Beşiktaş başkanının ağzından açıklama diye "Beşiktaş Düşmanları" sözü çıktı...
Kendisini yakından tanıdığım için, "bu açıklamanın ardından neler yaşanmıştır?" tahmin edebilirim.
Etrafını saran 3-5 yalaka, yine noterliğe soyunmuş "Bravo başkan! Harika konuştun!" diye el çırpmıştır...
Başkan, bununla yetinmemiş, çeşitli kademelerdeki "bedava deplasman misafirlerinden" 3-5 yalakayı da kendisi telefonla arayıp: "Konuşmamı nasıl buldun?" diye sormuştur... Onların da takdir ve beğeni dolu cümlelerini işittikten sonra, artık kendisini, yukarıdan gelecek "İyi yaptın! İyi..." şeklindeki o önemli telefona hazır hissetmiştir...
İşin ilginç yanı, sonunda gerçekten de doğru bir şey yaptığına kendi kendini ikna etmiştir.
Peki, kimdir Beşiktaş düşmanları?
Kimsenin adamı olmadan, kimsenin elini eteğini öpmeden senelerdir bir büyük gazete de, hem Beşiktaş, hem de Milli Takım muhabirliği yapmaya çalışan Fatih Doğan mı? Yağcı değil, adam olarak ayakta durmaya çalışan, reklam değil, haber yazan bir gazeteci mi?
Yoksa birçoğunu 30 seneye yakındır Beşiktaş tribünlerinden tanıdığım, kimseye eyvallahı olmayan, arkalarında en ufak bir destek olmadan kendi başlarına onurlu bir mücadeleye giren bir avuç Beşiktaş sevdalısı genel kurul üyesi mi?
Sahi, kimdir Beşiktaş düşmanları? Bu sıfatı hak etmek için ne yapmışlardır?
Hata üstüne hata yaparak, Beşiktaş'ı milyonlarca Avro tazminat ödemek zorunda mı bırakmışlardır?
İş bilmezlikleri yüzünden, kulübü borç batağına mı sokmuşlardır?
Müzeden kupa çalıp, yanlarında akraba, eş-dost ziyaretine götürüp, insanları kendilerine güldürmüşler midir?
Arkasında duramayacakları açıklamalar yapıp, bir o yana, bir bu yana yanaşıp, ilkesiz, sevimsiz, inanırlığı olmayan, ciddiyetsiz tutumlar mı sergilemişlerdir?
Sokağa indiğinizde, markete, lokantaya, kasaba, manava gittiğinizde, sıradan Beşiktaşlı "Bu işi beceremiyor. Ne zaman gidecek? Ne zaman kurtulacağız? Hiç mi ümit yok?" diye onlardan mı bahsetmektedir?
Ne yapmıştır bu Beşiktaş düşmanları?
Unutmadan, başkan dünkü açıklamasında bir şeyin daha altını çizdi: "HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK!" dedi...
Ben o filmi izlemiştim...
Başrolde Cem Yılmaz oynuyordu...
İyi başlıyor, ortalara doğru iyice komikleşiyor, ama bombok bir sonla bitiyordu...
30 Kasım 2008 Pazar
Bir kere de hakemsiz gelin...
23 Kasım 2008 Pazar
Oradaydım...
22 Kasım 2008 Cumartesi
Giunti ilk kez Zaman'a konuştu: Gizli güçler devreye girdi, Beşiktaş'ın şampiyonluğu gitti
Giunti ilk kez Zaman'a konuştu: Gizli güçler devreye girdi, Beşiktaş'ın şampiyonluğu gittiTürkiye liglerinde oynayan ilk İtalyan olarak tanıdık onu. Orta sahadaki savaşçı kimliğinin yanı sıra soğukkanlı futboluyla Beşiktaş'ın 100. yıldaki şampiyonluğunun mimarlarından biri oldu.
Siyah-Beyazlıların orta sahasında hâlâ yokluğu hissedilen, İnönü tribünlerinin çok sevdiği, çalışkanlığıyla alkışlanan Federico Giunti'den bahsediyoruz. Türkiye'den ayrıldıktan sonra hiçbir Türk gazetesine röportaj vermeyen Giunti suskunluğunu ilk kez ZAMAN için bozdu. Yaşadığı kasaba Citta de Castello'dan röportaj için 60 kilometre uzaklıktaki Perugia'ya gelen İtalyan futbolcuyla Siyah-Beyazlı günlerini, eski dostları ve 2003-2004 sezonundaki kaçan şampiyonluğu konuştuk.
Hiçbir şey yapmıyorum (gülüyor). Artık hazır para yiyorum. Bu sene futbolu bıraktım. 37 yaşına geldim ve kendi kendime 'artık yeter' dedim. Şimdi ailemle vakit geçiriyorum. Çocuklarıma ve eşime daha fazla zaman ayırıyorum.
Türkiye'de birçok futbolcu, küçük yaştan itibaren golcü olmanın hayalini kuruyor. Herkes forvet olmak istiyor. Bir an önce golcü olup çok para kazanmak istiyorlar. (gülüyor) Beşiktaş'ta çok iyi forvet oyuncuları vardı. Ama Lucescu, defansa çok önem verirdi. Ve hep defansın sağlam olmasını isterdi. Ben de bana verilen görevin en iyisini yapmaya çalıştım.
Takımda, 'işte bu gerçek bir yıldız' dediğin Avrupa çapında oyuncu var mıydı?
Sergen Yalçın... İnanılmaz bir yetenek, fantastik bir yıldız, çok etkilendim.
Sergen, koşmuyor diye eleştiriliyordu...
Hayır, Sergen koşmuyor deniliyordu ama bence koşuyordu. Ona haksızlık ediyorlar. Hayatımda gördüğüm en teknik futbolcuydu. Eğer Sergen, İtalya Serie A'da oynasaydı bence bir dünya yıldızı olurdu. Peki Sergen şimdi ne yapıyor?
Bir spor kanalında yorumculuk yapıyor (NTV Spor). Maçların kritiğini yapıyor ve futbolcuları eleştiriyor.
Ooo... İnanamıyorum, Sergen Yalçın da gazeteci oldu öyle mi? (gülüyor)
Ahmet Dursun'la kavga ettik! Ahmet Dursun'la bir kavganız olmuştu. Size falçata fırlattığı iddia edilmişti?
Antrenmanda yaşadığımız bir anlık tartışmaydı. Daha önce aramızda bir sorun da yoktu. İkimiz de Akdenizliyiz tabii, sinirlerimize hakim olamıyoruz, çok hırslıyız. Ama sonrasında tatlıya bağladık, birbirimizden özür diledik.
Beşiktaş'ta hiç unutamadığın maç hangisiydi?
Galatasaray'la evimizde oynadığımız şampiyonluk maçını unutamıyorum. Ligin bitmesine bir hafta kalmıştı. Galatasaray'ı Sergen'in attığı golle 1-0 yenerek şampiyonluğumuzu ilan etmiştik. Müthiş bir duyguydu. Bir de devre arasında ilk geldiğim maçta Kocaelispor'a atığım golü unutamadım.
Beşiktaş'ın 101. yılında da şampiyonluğa koşuyordunuz. F.Bahçe ile aranızda 8 puan vardı. Ve bir Samsunspor maçı oynandı, 5 futbolcu kırmızı kart gördü. O maçtan sonra dağıldınız. Takım neden kendini toparlayamadı? Ben o maçta en çok kendi arkadaşlarıma kızdım. Maçtan önce, Samsunsporlu oyuncuların provoke edeceğini tahmin etmiştim. Arkadaşlarımı da uyardım; ancak kimse beni dinlemedi ve bu tuzağa düştü. 'Seyircinin galeyanına gelmeyin, onları unutun' dedim. Fakat amatörce davrandılar. Samsunspor maçını kendi kusurlarımız yüzünden kaybettik. İlhan Mansız'ın devre arasında Japonya'ya gönderilmesi de çok büyük bir hataydı. Onun yeri daha sonra doldurulmadı.
Beşiktaş'a bir komplo mu kurulmuştu peki?
Samsunspor maçında suç bizim arkadaşlardaydı; ama sonraki maçlarda garip şeyler oldu. Galiba, gizli bir güç Beşiktaş'ın ikinci kez şampiyon olmasını istemiyordu. Gazetelerde de çıkan yorumlardan bunu anlıyordum.
Özellikle bu maçın Lucescu'yu çok etkilediğini biliyoruz. Sen ne düşünüyorsun?
Evet, Mircea Lucescu da fazlasıyla etkilendi. Onun ve futbolcuların çoğunun aklı bu maçta kaldı. Ve her maça yine bir şeyler olacak stresiyle çıktık.
Yani krizi yönetemediler, öyle mi?
Samsun maçından sonra kaos ortamı oldu. Herkes birbirini suçlamaya başladı. Futbolcu kendi arkadaşı hakkında konuşuyor, yöneticiler de birbirinden farklı açıklamalar yapıyordu. Şampiyonluk da böyle kaybedildi işte. Tek bir vücut olmamız lazımdı, başaramadık.
Türkiye'de her antrenör istifasında Lucescu'nun adı gündeme geliyor. Lucescu'yu vazgeçilmez kılan ne?
Bence şampiyonluğun ana aktörü Mircea Lucescu'ydu. Avrupa futbolunu iyi bilen, zeki ve çalışkan bir hocaydı, özellikle İtalyan futbolunu Beşiktaş'a çok iyi entegre etmişti. Beşiktaş'a Avrupa mantalitesini yerleştirdi. Şampiyonlukta Lucescu'nun büyük emeği olduğunu düşünüyorum. Şampiyonluğun sırrı Lucescu'nun verdiği taktiklerde saklı. Her futbolcuyla tek tek ilgilenir, rakip takımların videosunu bize izlettirir, sonra hepimizden yorum alırdı. Futbolcuları nasıl motive edeceğini iyi bilirdi.
Baba ocağında yaşıyor
Giunti, futbola doğduğu kent olan Perugia'da başladı. Milan, Brescia, Bologna ve Chievo gibi kulüplerin formasını giyen 37 yaşındaki oyuncu, 2. Lig ekibi Treviso'da futbolu bıraktı. Giada Giunti ile evli olan İtalyan yıldız, babasının kasabası Citta di Castello'da yaşıyor.
GİUNTİ'NİN PROFESYONEL KARİYERİ
Yıl Kulüp Maç Gol
1991-1997 Perugia 166 24
1997-1998 Parma 15 0
1999-2001 Milan 54 1
2001-2002 Brescia 27 2
2002-2004 Beşiktaş 40 1
2004-2005 Bologna 23 2
2005-2007 Chievo 37 0
2008 Treviso 3 0
Beşiktaş, paramı 2,5 yıl sonra ödedi
Paranı alamadığın ve Beşiktaş'la dargın ayrıldığın konuşuluyordu. Tayfur Havutçu'nun da jübilesine gelmemiştin...
Evet öyle bir sorun yaşadım. Son ödememi, yani 275 bin doları iki buçuk yıl sonra aldım. 100. yıl şampiyonluğu için tüm gücümü ortaya koyarak mücadele etmiştim. Ancak onlar paramı 2,5 yıl sonra benim zorlamamla ödediler. Biraz üzüldüm tabii. Şimdi bir sorun yok, kimseye küs değilim. Tayfur'un jübilesine gelmeyi çok istedim; ama kulübümün kamp programının değişmesi üzerine gelemedim. Tayfur'u da arayıp özür diledim.
Taraftar seni çok sevmişti. Neden gittin?
Beşiktaş'la iki yıl daha sözleşme imzalamaya hazırdım. Yönetici Erdil Arpacı ile her konuda anlaşmıştık. Ama Lucescu'nun Beşiktaş'tan ayrılmasıyla bu kararımdan vazgeçtim. Beşiktaş'la olan en önemli bağım Lucescu'ydu. O kopunca ben de koptum. Beşiktaş taraftarının yeri, benim için çok özel. İtalya'da Milan'da bile o kadar ateşli taraftar görmedim. Beşiktaş taraftarı beni seviyorsa bu benim için büyük gururdur.
Şimdiki Başkan Yıldırım Demirören ya da eski başkan Serdar Bilgili'yle görüşüyor musun?
Hayır, ikisiyle de hiçbir temasım olmadı. Ne onlar beni aradı ne de ben onları. Beşiktaş'ta eski tercüman Sinan Serhatlıoğlu, eski yönetici Erdil Arpacı ve Lucescu ile görüşüyorum.
Beşiktaş taraftarına mesajın var mı?
İstanbul'da hayatımın en güzel günleri geçti. Eşim ve benim için güzel günlerdi. Şimdi üç yaşında bir oğlum var ve yurtdışına çalışmak için çıkamam. Beşiktaş'a karşı bir küskünlüğüm yok. Beşiktaş taraftarı 90 dakika boyunca susmayan, muhteşem bir taraftar. İtalya'da taraftarlar bir maç öncesinde, bir de gol atılınca tezahürat yaparlar. Beşiktaş taraftarı ise maçta hiç susmuyordu. Beni unutmasınlar, onları çok seviyorum.
İki yıl boyunca Sinan Engin'le iki kelime konuşmadık
Sen oynarken menajer Sinan Engin'di. Fakat yabancı futbolcuların Engin'le sorun yaşadığı konuşuluyordu. Olayın iç yüzü neydi?
Tercüman yok muydu?
Bir tercüman vardı. Ama onu çok fazla kullanmıyorlardı. O yüzden benim Sinan Engin'le hiç diyaloğum olmadı. Yani iki yıl Beşiktaş'ta oynadım toplam iki kelime konuşmadık. (gülüyor)
Biraz da Milan'ı konuşalım. 1999-2001 yılları arasında Milan'da oynadın. Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray ile tarihî bir maçınız vardı...
1999 yılındaki o maç benim kariyerim için en önemli maçtı. Çünkü Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk ve tek golümü o maçta atmıştım. Galatasaraylılar için rüya gibiydi ama bizim için tam bir kâbustu. 86. dakikaya kadar 2-1 öndeydik. Sonra Hakan Şükür'ün golüyle beraberliği yakaladılar. Uzatmalardaki penaltıyla da Galatasaray inanılmazı başardı ve bizi 3-2 yendiler.
Milan, ondan sonra bir çöküş yaşadı...
Milan, Avrupa'nın en organize kulübüdür. 1999'daki krizi çabuk atlattılar. Berlusconi, Milan'da ne derse o olur. Ve Berlusconi'nin başarısızlığa asla tahammülü yoktur. Fatih Terim'i de o yüzden göndermişti. Kulübün kazanması, şampiyon olması için elinden ne gelirse yapar. (İmalı bir şekilde gülüyor)
18 Kasım 2008 Salı
Sene, Bindokuzyüz Bilmem Kaç.

Beşte Devre Onda Biter bloğuylada paylaştığım eskilerden bir anımı buraya naklediyorum...
***
Yaşım 31,
Sene 1990 lı yılların ortaları, klasik bir lig maçı ,adını hatırlayamadığım bir Anadolu takımıyla İnönü'de oynuyoruz.Takımın durumu o aralar pek iç açıcı değil o maçın sonucun da da zannedersem ya yenildik ya da berabere kaldık. Maç bitiminde benden bir yaş büyük ağabeyimle kapalı tribündeki yüzlerce taraftar gibi oyuncuların ve teknik kadronun usul usul sahanın ortasından geçerek soyunma odalarına doğru gidişlerini donuk gözlerle seyrediyoruz.
Sonrasında toplu olmamakla beraber özellikle bizim bulunduğumuz kapalı alt tribünde futbolculara ve teknik kadroya bireysel serzenişler bağırışlar duyulmaya başlıyor. Taraftar üzgün,yıkılmış ve sinirli halde birbirlerine dert yanarken maç bitmiş dakikalar da ilerliyordu ,taraftarlar, hatta hanımlar ve çocuklarda kapalı alttaki iki çıkış kapısına yönelmişlerdi. Bu arada (eskiden her maç dibimizdeydiler) tribündeki emniyet mensupları birden koyun güden çoban misali kadın çoluk çocuk demeden tribündeki taraftarı kapılarda sıkışmış durumda olan taraftarın üzerine doğru hala anlam veremediğim bir şekilde sürmeye başladılar.
İnsanlar kapı ağızlarında sıkışmaya ve dalga dalga kapılardan düşe kalka dışarı çıkmaya başladılar ,ezilenler bağıranlar polise hakaret edenler sonrasında iş iyice isyana döndü. İşte o anda öncesinde sonrasında bugüne kadar rastlamadığım bir şey oldu,Zaten canı burnunda olan taraftarlardan dışarı çıkanlar boşalan ve polislerin çıktığı kapılara tekrar hücum ettiler ve bizde tam o esnada kap ağzındaydık kafamı çevirmemle kapılara hücum eden taraftarı gören polislerin tribün koltuklarına kadar geri kaçtığını gördüm,arada taraftar yakaladığı polislere tekme tokat daldı,akabinde içeri kaçan emniyet güçleri jopları çekip tekrar giren taraftarı dışarıya kadar püskürttü ama o sırada da ilk atakta içeriye giren ve dışarıda kalan taraftar çıkan emniyet mensuplarına bu sefer taş ve sopalarla saldırınca memurlar tekrar içeriye kaçtı,taraftar ve biz dışarıda beklerken bu sefer üç yıldızlar dört yıldızlar belirdi etrafta ve memurları ilginçtir tekrar saldırtmak yerine sükunet altına aldılar.
Biraz şiddeti yüksek bir anı olsa da geçmişe dönük polis şiddeti ve akabinde yaşananlardan dolayı benim için ilginç bir anıdır.
* * *
http://bjktaraftarproje.com/
























