Serencebey Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Serencebey Gazetesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ocak 2008 Çarşamba

Beşiktaşlı geldik, Beşiktaşlı gideceğiz

Serencebey'de röportajı yayınlanmış Recep Abimizin.Toroğlu ile ilgili söyledikleri ibretlik,kendi kalemize attığı golü hatırlamak bile istemiyorum ama anlatmış işte :)

* * * * *



Beşiktaşın efsane ismi Recep Çetin: “Beşiktaşlı geldik, Beşiktaşlı gideceğiz”

Beşiktaş’ın efsane ismi Recep Çetin, bölünmelerin olduğu bu dönemde tüm camianın kenetlenmesi gerektiğini belirtiyor. Bu konu da muhalefete de büyük görevler düştüğünü dile getiren Çetin, “Başka Beşiktaş yok” diyor.

Ergin Aslan

Beşiktaş tribünlerinin sevdiği futbolcuya gösterdiği ilgi dillere destandır. Sırtındaki siyah-beyaz formayı yüreğine de geçiren oyuncular İnönü tribünlerinin baş tacı olurlar her zaman. Yıllar geçse de oynadıkları mevkilerde gözler hep onları arar. Tıpkı Efsane isimlerden Recep Çetin gibi… Efsane kadronun efsane isimlerinden Recep Çetin, o dönemki başarılarının ekip ruhunda yattığını dile getiriyor. “İleri attığım topun Metin’i bulacağını, hücuma çıktığımda Gökhan’ın kademeye gireceğini biliyordum” diyor. Yapılan transferlerde ilk önce oyuncunun karakterine ve kişiliğine bakıldığını dile getiren Recep Çetin, 15 yıl geçirdiği Beşiktaş’ta Süleyman Seba’yı tesislerde hiç görmediğini, başkanın ayrıcalığını hep hissettiklerini vurguluyor. Milli futbolcu, Fulya’daki kamp dönemlerinden taraftarla olan diyaloglarına, Türk futbolundaki aksaklıklardan Malmö maçında kendi kalesine attığı gole kadar, Serencebey’in sorularını yanıtladı.

Teknik direktörlük ile futbolculuk arasında ne gibi farklılıklar var? Oynamak mı zor oynatmak mı?

Teknik direktörlük daha zor. Futbolcuyken bir tek kendinizden sorumlusunuz. Çünkü kendi başınıza karar veriyorsunuz ve kendi ipinizi kendiniz çekiyorsunuz. Maç kaybettiğiniz zaman elinizi kafanızın arasına alıp düşünebiliyorsunuz. Ama teknik direktörseniz 20 tane oyuncuyla, 20 farklı düşünceyle bir takım yaratmaya çalışıyorsunuz. Kaderiniz onlara bağlı ve başarısızlıkta ilk gidecek insan sizsiniz. Çünkü futbolcularla antrenör arasındaki bağ çok önemli. Eğer futbolcu antrenöre inanmıyorsa o takımın başarılı olma şansı çok az.

Sizin döneminiz sayısız başarılarla dolu. O dönemin sırrı neydi?

O zaman ki futbolcular çok üst düzey olmayabilirler ama çok düzgün ve ahlaklı oyuncular vardı. Her şeyden önemlisi de ekip birbiriyle çok iyi anlaşıyordu. Biz 15 – 20 kişi beraber eğlenceye giderdik, çok iyi anlaşıyorduk. Paylaşım vardı. Bugün hala o takımla haftada bir gün buluşup yemek yiyoruz. Bu çok önemli, aradan 20 sene geçmiş ama hala paylaşabileceğimiz bir şeyler var. Pazartesi günleri Beylerbeyi’nde eski futbolcular olarak Galatasaraylı eski futbolcularla maç yapıyoruz. Demek ki biz çok şeyler paylaşmışız. Ekip olmak farklı bir şey. Onu yaşamak lazım. Mesela ben Metin’in nereye gideceğini biliyordum. Yahut topu attığım zaman Metin’in o topu bulabileceğini biliyordum. Birbirimizi o kadar iyi tanımışız ki, ileri çıktığım zaman arkamda Gökhan’ın kademeye gireceğini biliyordum. Futbolda takımın çok lüks oyunculardan kurulmasına gerek yok. Eğer ekip olarak, birey olarak taşları yerine oturtursanız, futbolcular birbirlerine güveniyorlarsa başarı gelir.

Tabi o zaman ki yönetim de profesyoneldi. Bu işi seviyorlardı ve zaten Süleyman Seba futboldan gelen bir insandı. Beşiktaş’a futbolcu alınırken önce kişiliğine ve kimliğine bakılırdı. Buradaki düzeni bozmayacak oyuncular transfer edilirdi. Geldiği takımda sorunlar yaşamış biri üst düzey bir oyuncu da olsa alınmazdı.

Süleyman Seba’nın futbolcularla nasıl bir diyaloğu vardı? Sizin de kendisiyle bir anınız var.

Başkanla çok ilginç bir anım var. Yeni transfer olduğumda bir yemekte beraberiz. “Hadi şanslısın” dedi. “Hayırdır” dedim. “Ben de Sakarlıyım, senin bir artın var” dedi. “Ya Başkan Sakarya’dan adam çıkmaz ama senle ben hariç” dedim. Alındı, 3 ay benimle konuşmadı. Sonra gittim, “Öyle şey olur mu başkanım. Ben şaka yaptım” dedim. 14 – 15 yılım geçti Beşiktaş Kulübü’nde, Süleyman Seba’yı ya 3 kere ya 4 kere görmüşümdür. Tesislere geldiğini hiç görmedim. Çünkü başkanın ayrıcalığı vardır, başkanın özelliği vardır. Başkan bir kulübün bir numarasıdır ve ağırlığı olmalıdır. Futbolcuyla yüz yüze olursan sorun yaşarsın. Çat kapı gelir, “Başkanım param nerede, başkanım şu işimi hallet” der. Böyle bir şey olmaz. Futbolcu düzene uymak zorundadır. Futbolcuya göre düzen koyarsan başarı bekleyemezsin.
O dönemde semtte Beşiktaşlılık daha net hissediliyordu. Taraftar, yönetim, futbolcu daha çok iç içeydi değil mi?

Biz antrenman yaparken, Çarşı grubu gelir beste yapardı. Onlar da bizimle beraber çalışırdı. Biz enteresan şeyler yaşadık. Beşiktaş taraftarları tesislere gelir beste çalışırdı ve birçok takımın taraftarı da bunları alır kendine uyarlardı. Onlar da bu işi çok severdi, çünkü rekabet vardı. Tribünü ikiye bölersen rekabet olur. Yoksa 30 bin kişi bir yere, bin kişi bir yere girerse, orada rekabet olmaz. Şuanda Türkiye’de rekabet kalktı. Eskiden taraftarlık bu kadar basit değildi. Stadyumlar yarı yarıya bölünürdü ama kavga dövüş olmazdı.
Semt sakinleri, sizin döneminizdeki futbolcuların Beşiktaş’ta dolaştıklarını, halkla beraber olduğunuzu söylüyor. Bugün kulüpte böyle bir eksiklik var mı?

Beşiktaş çok yol kat etti. Biz Fulya’da antrenman yapıyorduk ve mecbur şehrin içinde oturuyorduk. Şimdi Ümraniye’de antrenman yapılıyor. Futbolcular da haklı olarak antrenman sahasına yakın olmak istiyorlar. Biz halkla iç içe olmuştuk. Antrenmana beraber gidip geliyorduk. Onlarla yaşamaya alışmıştık. Şimdi tesisler uzak olunca durum böyle oluyor. Biz kamp yaparken taraftar dışarıdan tezahürat yapardı. Bizim de protesto edildiğimiz dönemler oldu. Bunlar normal şeyler. Yuhalanmasa bir terslik var demektir. Başarıda alkışlıyorsa başarısızlıkta da yuhalayacak. Gayet normal.

Kulüp sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Sizin futbol oynadığınız dönemde de zaman zaman böyle durumlar yaşandı ama bir şekilde çözüm yolu bulundu. Beşiktaş içinde bulunduğu durumdan nasıl sıyrılabilir?

Bir kere herkes zeytin dalını uzatacak. Yönetim, muhalefet, eski futbolcular, eski antrenörler birlik beraberlik içerisinde hareket etmek zorundalar. Bizim başka Beşiktaş’ı tutma şansımız yok, çünkü başka Beşiktaş yok. O yüzden muhalefet taşın altına elini sokacak, eski futbolcu taşın altına elini sokacak. Beşiktaş’ı düze çıkarmak zorundayız. Kötü sonuçlar alınabilir. Dünyanın sonu değildir. Şu anda sahip çıkma dönemi. Değerlerimizi yitirmeye başladık. Beşiktaş özünü yitirmeye başladı. Beşiktaş’ın bir duruşu, bir saygınlığı vardı, hiç kimseyle uğraşmayan, kaliteli, halkın takımıydı. Bugün o şeylerden uzaklaşmaya başladık. Camia bir araya gelerek, nasıl düze çıkabiliriz diye karar vermelidir. Muhalefet de hatalı. Ne yapacağız, başka takım mı tutacağız? Benim 2 oğlum var, hasta Beşiktaşlılar. Başka takımı tut desem de zaten tutmazlar. Yıllardır aynı şekilde büyümüşler. Biz de aynı, yani muhalefet yapıcı olmalı.
Yönetimden kaynaklanan sıkıntılar nelerdir size göre?

Tabiî ki sıkıntılar var. Yönetim muhalefete ne kadar yanaşırsa, muhalefette o kadar yanaşır. Çözüm çabuk üretilir ve sorunlar çabuk aşılır. Sorunu tek başınıza çözmek var bir de birlik olarak çözmek var. Sezon başında menajer olarak Ali vardı. Ali’yi neden gönderdiniz? Geçen sene Ali başarılıydı. Hem Beşiktaşlı kişiliğiyle, kimliğiyle kaliteli bir adam. Neden gönderdiniz? Veya Sinan’ı getirecektin, neden ondan önce Ali’yi getirdin? Bunlar tartışmaya açık konular. Bunlar kişisel kavgalar, Beşiktaş’la alakalı kavgalar değil.

Ertuğrul Sağlam’ın performansını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rıza’ya yapılan belki de Ertuğrul’a da yapılmaya çalışılıyor. Ertuğrul’un işi de zor. Nereden tutsa elinde kalacak gibi. Ertuğrul ortada bir adam ve taraftar olarak sahip çıkmak gerekiyor. Kimse sahip çıkmazsa yönetim belki de fırsatını bulunca gönderecek. Biz eski takım arkadaşımıza, futbolcumuza sahip çıkmak zorundayız. Ertuğrul Sağlam, başarılı ya da başarısız ama dürüst adam. Bir şeyler yapmaya çalışıyor. Elinde belki de imkân yok. Neden? Del Bosque’yi getirip 6.5 milyon Euro para ödemişsin, Tigana’yı getirip 2 milyon 800 bin Euro para ödemişsin. Avrupa’da bu kadar pahalı antrenör yok. O zaman Mourinho’yu getirseydin. Hepsinin toplamında bir tane Mourinho alırdın. Yazık, Mourinho da bize 3 ay dayanmazdı. Her antrenör çalışacağı futbolcuyu kendisi transfer etmek ister ama biz de maalesef transferleri hep yöneticiler yaptı, teknik direktörler yapmadı. Mehmet Yozgatlı, Mustafa Doğan, Tayfun, Rüştü… Nerede senin Beşiktaşlılığın? Toplama Fenerbahçe oldun. Bunlar kötü futbolcu değiller ama sen özünü yitirdin. Taraftarın kızdığı konu bu. “Biz Anadolu’dan aldığımız oyuncuyu Beşiktaşlı yapabiliriz ama Fenerbahçeli bir oyuncuyu Beşiktaşlı yapamayız” diyorlar. Taraftar kabullenemiyor, zoruna giden en büyük olay da bu. Eskiden büyük takımdan bir diğerine bu kadar rahat gidilip gelinmiyordu. Takımlarla özdeşleşiyordunuz. Ben Ricardinho’ya katlanacağıma Sergen’e katlanırım.

Türk futbolunda çok hızlı bir yükseliş yaşandı. Akabinde ki düşüş de aynı hızla gerçekleşti. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de Türk futbolcusunun değeri maddi olarak artınca futbolcular şaşırdı. Büyük paraların içerisinde boğulmaya başladılar. Genç yaşlarda anormal paralar kazanınca futbolcular da şaşırdı. Biz de çok kazandık. Beşiktaş’tan Allah razı olsun. Türk futbolu artık özüne dönmek zorunda. İş olsun diye yabancı transferi yapılmaz. Alırsın Hagi gibi, Roberto Carlos gibi bir futbolcu, kabul edilir. 1 tane al 4 tanesini alma ama en azından adam gibi bir tane al. Bir program uygularsınız, iyi bir menajeriniz olur, 1 sene seyredersin, dersinki bu adam benim takıma uygundur, alırsın. Sıradan adam alacaksan Türk futbolcusuna yazık edersin. Mesela Diatta gibi yüzlerce oyuncu var Türkiye’de. Kıyasladığın zaman Baki Diatta’dan daha iyi.

Türk takımlarında defansif anlamda sıkıntılar yaşanıyor. Siz “demir defans” diye tabir edilen savunmanın bir parçasıydınız. Bugün forvetler mi kaliteli hale geldi yoksa kaliteli savunmacılar mı yetişmiyor?

Türkiye’de herkes forvet oynamak hevesinde. Yeni nesil defans oynamak istemiyor. Şimdi defans ikinci planda. Gordon zamanında defansın sağlam olmasına çok önem verilirdi. Gordon önce puan derdi. Şimdi herkes forvet oynama sevdasında. Alttan defansif anlamda oynayabilecek oyuncu yetişmiyor. Dikkat edin hep bireysel hatalardan goller geliyor. Kademe anlayışı, adam kaçırma… Yüzde yüz defans yapan oyuncu biz de çok az. Bunu Avrupalı çok iyi yapıyor çünkü onlar profesyonelce davranıyorlar. Defans oyuncuları Avrupa’nın en pahalı oyuncularıdır. Defans yapmadan futbol oynayamıyorsunuz, çünkü gol yememek zorundasınız.

Oynadığınız mevki itibariyle, bugün en beğendiğiniz oyuncu kim?

Ali Tandoğan’ı çok beğeniyorum.( Yapma Baba ) Geldiğinde sorunlar yaşadı ama her geçen gün aşama kaydediyor. Ali Tandoğan kötü futbolcu değil. Bana göre iyi futbolcu. Tek eksiği kademe hatası. Çabuk, süratli ve Türkiye standartlarında iyi bir sağ bek. Gökhan Gönül daha çok genç. İlerisi için umut veriyor. İleride onu da göreceğiz. Kayserisporlu Kamber’i çok beğeniyorum. Bana göre Türkiye’nin en iyi stoperlerinden bir tanesi.

Türk futbol severi size çok fazla ilgi gösteriyor. Bugünkü yaşantınızda bu ilgiyi hissediyor musunuz?

Aradan 10 sene geçmesine rağmen insanlar unutmadılar. Demek ki biz insanlara bir şeyler vermeye çalışmışız. Bu da insanları mutlu ediyor. Sen halktan birisi olursan halk seni sever. Ama sen halktan kendini soyutlarsan halk sana nefret duyar. Sen bir adım atarsan onlar da sana adım atar. Beşiktaş taraftarı futbolcuyu benimserse sonuna kadar arkasından gider. Ama futbolcu da bunu göstermek zorunda.

Malmö maçında kendi kalenize attığınız gol hala hafızalarda. O anı anlatabilir misiniz?

Yağışlı bir havaydı. Bizim solumuzdan bir orta geldi. Önce sağ ayağım ardından sol ayağım yukarı kalktı. Topa kaval kemiğimle vurdum. Yere düşerken bir yandan da topu izliyorum. Top havada gidiyor ve Engin Abi (Engin İpekoğlu) topu yakalamak için uçuyor. Tabi topa yetişemedi ve enteresan bir gol oldu. İstesem o golü atamam. Maçtan sonra Engin Abi yemekte karşımda oturuyordu. Dedim ki “Engin Abi neden kurtarmadın topu?” “Ya Recep atladım ama yetişemedim” dedi. Ben de “Benim vurduğum topu kaleciler kurtaramaz” dedim. Sonra gülüşmeler oldu. Gerçekten enteresan bir goldü. Hayat tesadüflerle dolu. İstesen o kadar yükseğe sıçrayıp ayaklarınla o topa vurma imkânın yok. Maçtan sonra antrenmanda o vuruşu denedim ama yapamadım. Bir türlü olmuyor. Demek ki insan bazen fizik kurallarına aykırı şeyler yapabiliyor. Gordon Milne de o golü görünce, hayatımda gördüğüm en güzel gollerden birisi demişti.

Önümüzdeki yıllarda futbolun içerisinde yer alacak mısınız?

Türk futboluna antrenör olarak, menajer olarak hizmet etmeye çalışıyoruz. Bizim bir kalıbımız, bir sistemimiz var. Her zaman dürüst olmak zorundasınız. Dürüst olduğunuzda işiniz zorlaşıyor. Antrenör piyasası öyle enteresan bir piyasa ki, kim güçlüyse onun yanında olmanız gerekiyor. Türkiye enteresan bir ülke, kantarın ne tarafına geçeceğinizi şaşırıyorsunuz. Ortada dursanız ayağınız kayıyor. Politika nereye giderse, antrenörler de o yöne kaymaya başladı. Bu nedenle Türkiye’de antrenörlük çok zor. Siyaset eskiden bu kadar futbolun içerisinde değildi. Hakemler bu kadar hata yapmıyordu. İnsanları eleştirdikçe o kadar çok hata yaparlar. Kameralarla tekrar tekrar oynatarak, oturdukları yerden hakemleri yorumlayanlar, hakemleri hataya zorluyorlar. Eskiden hata olmuyor muydu? Erman Toroğlu bizim 4. şampiyonluğumuzu yedi. Maçtan sonra ben hata yaptım dedi. Futbolda hata olacak. Ama futbolu bilmeden idare etmeye çalışan insanlara laf anlatmak çok zor. Yapmak istediklerinizi yapamıyorsunuz.

Hedefler arasında Beşiktaş var mı?

Tabi ki var. Beşiktaş benim yuvam. 4 sene altyapıyı çalıştırdım. Benim hiçbir sorunum olmadı, olmazda. Beşiktaşlı geldik Beşiktaşlı gideceğiz. Bütün Beşiktaşlılar, Beşiktaş’a sahip çıkmalılar.

14 Kasım 2007 Çarşamba

CAS Hakemi Kısmet Erkiner: “Birleşmiş Milletler’e mi gideceksiniz?”


CAS Hakemi Kısmet Erkiner: “Birleşmiş Milletler’e mi gideceksiniz?”

Serencebey Gazetesi


Beşiktaş’ta Del Bosque Sancısı dinmek bilmiyor. Kulüp tarafından İMKB’ye gönderilen yazıda “Hukuki süreç devam etmektedir” denmesine rağmen CAS Hakemi Kısmet Erkiner, “Birleşmiş Milletler’e mi gideceksiniz?” diyor.
Ergin Aslan


Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) tarafından eski çalıştırıcısı Vicente Del Bosque ve yardımcılarına, faizlerle birlikte 7,5 milyon Euro (13 milyon YTL) ödemeye mahkûm edilmesinin ardından yaşanan karmaşık süreç devam ediyor. Kararın ardından iptal için İsviçre Federal Mahkemesi'ne başvuran Beşiktaş JK yönetimi bu mahkemeden de eli boş döndü ve iptal talebi mahkeme tarafından reddedildi. Bu kararla Siyah-Beyazlı kulüp davayı tamamen kaybetmiş oldu. Del Bosque'nin avukatlığını üstlenen Garrigues Sports&Entertainment şirketinden yapılan açıklamada, İspanyol hocanın yanı sıra yardımcıları; Tony Grande, Javier Minano ve Paco Jimenez'in de tüm alacaklarının ödenmesi istendi.


“Hukuki süreç bitmiştir”


"Bundan sonra başka bir üst mahkeme yok" diye nota verilmesine rağmen Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş.'den, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na (İMKB) gönderilen yazıda şu ifadelere yer verildi: "İsviçre Federal Mahkemesi, şirketimiz ile Vicente del Bosque arasındaki ihtilaf nedeniyle yapmış olduğumuz temyiz talebinin reddine karar vermiştir. Ancak, uluslararası hukuk kuralları kapsamında ve FIFA nezdinde hukuki süreç devam etmektedir."


Hal böyle olunca, dava sürecini konunun uzmanı CAS Hakemi Avukat Kısmet Erkiner’e sorduk. Erkiner’e göre kararın değişmesi mümkün değil. BJK yönetimi tarafından yapılan “Hukuki süreç devam etmektedir” açıklamasına anlam veremediğini dile getiren Erkiner, “Anayasa Mahkemesi’ne mi gideceksiniz? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne mi gideceksin? Nereye gideceksin?” diyerek bir üst mahkeme olmadığının bir kez daha altını çizdi. Del Bosque davasında sözleşmeye özel hüküm konulduğunu belirten Erkiner, Del Bosque’nin koydurduğu “Aramızda çıkacak olan her türlü ihtilafı çözmeye yetkili olan merci CAS’tır.” maddesinin altına iki tarafın da imza attığını, bu durumun da FIFA’ya gidişin yolunu tıkadığını belirtti. Dava sürecini ve konunun tüm detaylarını CAS Hakemi Avukat Kısmet Erkiner ile konuştuk.


Davanın FIFA’ya götürülmeden mahkeme mahkeme dolaştırılmasının nedeni nedir?


Del Bosque’nin avukatları sözleşme imzalanırken “Aramızdaki ihtilaflarda CAS’a gidilebilir” hükmünü koymuşlar ve bu hükme dayanarak Del Bosque CAS’a gitti. Beşiktaş FIFA’ya müracaat etti. FIFA dedi ki “Sen benim yetkimi kendi imzanla elimden almışsın. Eğer Del Bosque’nin sözleşmesinde “ihtilafları CAS çözer” hükmü olmasa idi ben bu davaya bakardım ve karar verirdim. Vereceğim karara karşı CAS’a giderdin ya da gitmezdin. Sen attığın imza ile bana gelme hakkını kaybetmişsin.” Mesela Ribery davasında ihtilafları çözmek için hiçbir merci gösterilmemiştir. Galatasaray Kulübü bu yüzden bizim yargı organlarımıza müracaat edebildi ve tahkimden karar çıkartabilirdi. İki durum arasında fark var.


Del Bosque’de Beşiktaş Kulübü TFF Tahkim Kurulu’na ve FIFA’ya gidebilme hakkını yok etmiş. O yüzden TFF Tahkim’den almış olduğu karar bir işe yaramıyor. Ribery de ise Galatasaray TFF Tahkime gidebilecekken, bilmediğinden dolayı FIFA’ya gidiyor ve istediği kararı çıkartamıyor. Gazeteleri takip ettiyseniz oralarda da söyledim. Bu davalara bakan çok iyi hukukçularımız var ama bunlar spor hukukçusu değiller. Dünyanın en iyi kalp cerrahına dişinizi çektiremezsiniz. Kişiler hukukçu olabilirler ama bu spor hukukunu bildikleri anlamına gelmez. İyi hukukçuların spor hukukunu da bileceğini zannederek hataya düşüyoruz.



Del Bosque Davası sürecinde Beşiktaşlı yöneticilerin ihmali olduğunu düşünüyor musunuz?

Zamanında gerekli yerlere yapılacak başvurular olayın seyrini değiştirir miydi?


Bu konularda maalesef güç birliği ve iş birliği yapmıyoruz. Ben Türkiye-İsviçre davası ortaya çıktığında dedim ki, “Bu bir milli davadır, federasyon kendi hukukçuları ile yetinmesin. Kulüplerin yerli ve yabancı iyi hukukçuları var. Bu kişiler bir havuz oluştursun. Herkes fikrini, katkısını söylesin ve ortaya bir şey çıksın.” Bu yapılmadı ve Sayın Levent Bıçakçı’nın iş ortağı olan bir Alman avukata bu iş ihale edildi. Aslında kendisi iyi bir avukattır, CAS hakemidir ve benim arkadaşımdır. Bilgisine yetkisine hiç bir şey demiyorum ama bu kadar hayati bir davayı tek bir kişiye vermek çok sağlıklı değildi. Konsültasyon sağlanabilirdi ama yapılmadı. Aynı şekilde Del Bosque meselesinde de, ismini vermek istemediğim bir kişinin tavsiyesi ile dava bir İtalyan avukata verildi. Bu İtalyan avukat da Beşiktaş tarafının hakemini seçerken gitti bir Norveçli’yi seçti. Ben bunların nedenlerini soruyorum. Beni neden seçmediler? Ben Galatasaraylıymışım. Ne alakası var? Bu kadar küçük ve kısır düşünmek kayıplara neden oluyor. Ben seçilseydim illaki Beşiktaş’ın lehine mi oy kullanırım? Hayır, biz hukukçuluk yapıyoruz. En azından ön yargılı olmazdık ve olayı daha farklı incelerdik. Ortega, Del Bosque ve Ribery davasında kulüpler iyi hukukçularla yola çıktılar ama spor hukukçusu ile yola çıkmadılar. Bu da davaların kaybedilmesini sağladı.



Beşiktaşlı yöneticilerin dava sürecinde size karşı bazı eleştirileri oldu. Daha sonra kendileriyle bir diyalog kurabildiniz mi?


Bazı Beşiktaşlılar daha karar çıkmadan Sayın Demirören ile beni görüştürmek için devreye girip randevu aldılar. Bu randevular bilmediğim nedenlerle iki kere iptal edildi. Ben de “Sadece tenkit ediyorsun, yardım etmiyorsun” diye eleştirilere uğradım. Ben yardım etmeye hazırdım ve içeriği bildiğim için bazı uyarılarım olabilirdi. Dediğim gibi bu görüşme sağlanamadı. Bir toplantıda Beşiktaş’ın genel sekreteri beni bir hasım gibi algıladı. Hâlbuki benim Beşiktaşlı çok yakın dostlarım var. Tekrar söylüyorum, Beşiktaş kendi içine kapanarak ve tribünlere konuşarak bu işi sürdürdü. Öğrencilerim bana, “Hocam Beşiktaş size çok kötü davrandı” dediler. Beşiktaş bana böyle davranmak zorundaydı Başka ne desin? Sayın Demirören televizyondan benim hakkımda eleştirilerde bulundu. Ne diyecekti? “Biz hata ettik” mi diyecekti. Bunu söyleyemezdi. Galatasaray da aynı hatayı yaptı. Kriz zamanlarında başkanlar ve yönetimler içlerine kapanıyorlar. Herkesi kendilerine düşman, herkesi kendilerine hasım görüyorlar. Benim başka bir kulübe mensup olmamın davayı almamla bir alakası olmamalıydı.


Beşiktaş’ın bu tazminatı ne zamana kadar ödemesi gerekiyor. Ödenmez ise yaptırımları neler olacak?


Ben bu paranın kasadan ne zaman çıkacağını bilemem. Sadece işin teorisini size söyleyebilirim. CAS bir karar aldı ve bu kararı kendisi uygulamak durumunda değildir. Hiçbir mahkemede böyle bir yetki yoktur. CAS’ın almış olduğu kararı Del Bosque FIFA’ya götürdü ve dedi ki, “Benim elimde böyle bir karar var ve bu karar İsviçre Federal Mahkemesi tarafından da onandı. Bu kararın gereğini nasıl yaparsınız?” FIFA, futbol federasyonuna bir yazı yazdı ve Beşiktaş’ın 30 gün içerisinde bu parayı ödemesi gerektiğini, aksi takdirde belli yaptırımların uygulanacağını söyledi. Bundan ötesi nasıl sumen altı ediliyor, nasıl zaman kazanılıyor, nereye kadar zaman kazanılacak? Onu bilmiyorum. O benim işim değil. Bugün zamanı kazanıyoruz zannetmek aslında lehte bir olay değil. Çünkü bu işin yüzde 5’lik faizi var. Bu oran döviz bazında ve bu rakamlarda çok ciddi bir oran olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla siz Ocak 2005’ten bu yana faiz ödüyorsunuz. Ben Del Bosque ile uzlaşacaklarını duyuyorum ama ortada bir mahkeme kararı varken uzlaşma saatinin geçtiği kanısındayım. Del Bosque ve yanındakiler bu paranın yüzde 45’ini İspanya hükümetine vergi olarak verecekler. İspanya hükümeti bu işin peşini bırakmaz.


Kleberson davasını Beşiktaş’ın kazandığı söyleniyor. Beşiktaş Kleberson’dan bahsedilen tazminatı alabilecek mi?


Kleberson davası çok farklı ve aradaki fark çok enteresan. Biliyorsunuz CAS Del Bosque davasına bakmadan önce bir ara kararı verdi. Hiçbir şekilde ödeme yapılmaması ve İsviçre Federal Mahkemesi’nin kararının beklenmesi söylendi. Bu durum bizim basınımıza zafer çığlıkları gibi intikal ettirildi. Hiç öyle bir şey yok. Bu durum otomatiktir. Çünkü siz bu parayı ödettirirseniz, sonradan tersine bir karar çıkarsa telafisi mümkün olmayan zararlar doğabilir. Dolayısıyla nihai karar verilinceye kadar yürütme durduruldu. Aynı şekilde Kleberson davasında da CAS’ın vermiş olduğu ara karar hiçbir şey ifade etmiyor. Bu bir tedbirdir. CAS bizim lehimize düşünüyor açıklamaları çok yanlıştır. İnşallah Beşiktaş bu tazminatı alır da diğer ödemenin bir kısmını buradan telafi eder.


Bu konular sürekli milli davaymış gibi lanse ediliyor. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Sizin hakkınızın gasp edilmesi, hakkınızın verilmemesi, size karşı ırkçı bir davranış milli bir dava olur ve en önde de ben yürürüm. Benim size bir borcum var. Ben bu borcu size ödememek için her türlü yola başvuruyorum. Ondan sonra siz beni bir köşeye sıkıştırdığınız zaman, ben dönüyorum, “Ey mahalleli, benim bu adama paramı ödemem için gelin bana yardım edin” diyorum. Bunun nesi milli dava. Belki Türkiye’nin kasasından bu döviz çıkmasın diye milli dava olarak düşünülebilir ama sen bu anlaşmayı yaparken bana sordun mu? Bir sürü adama bir sürü paralar ödeniyor. Onlar neden milli dava değil? Bu memleketin gıdım gıdım bir araya getirdiği paralar 2 tane ne olduğu belli olmayan kişinin bacaklarına neden veriliyor? Böyle bir vecibeyi milli dava haline getirmek, Türkiye’yi ve Türkleri karalıyor.


Del Bosque davasında hukuki süreç tamamen bitmiş midir?


CAS kararını aldırmışsın, arkasından İsviçre Federal Mahkemesi’ne gitmişsin, bu karar onanmış. Hala bana kalkıp da “Bu işin hukuki süreci bitmedi” diyorsan ben bu işi bilmiyorum. Bunu İsviçre Federal Mahkemesi’ne giderken de söyledim. Hukuki süreci bitmedi derken, Anayasa Mahkemesi’ne mi gideceksin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne mi gideceksin? Nereye gideceksin? “Siz İsviçre Federal Mahkemesi’ne hangi gerekçeyle gittiniz?” diye sordum. Bunu benden gizlediler. Ben mahkemenin bir üyesiyim ve içeriden öğrendim. Beşiktaş, kararın bir cümlesinin duruşmada görüşülmediğini iddia etmiş. Bütün duruşma banda alınıyor. CAS, İsviçre Federal Mahkemesi’nin önüne bantları koydu. Görüldü ki görüşülmedi denilen kısım görüşülmüş. Daha sonra Beşiktaş, “Kararı nasıl yayınlarsınız?” diye bağırdı. CAS duruşmanın sonunda soruyor, “Size bu mahkemede adil, eşit davranıldı mı? Sizin bütün savlarınız dinlendi mi? Evet diyorsanız imza atıyorsunuz. İkinci olarak soruluyor, “Bu dava isterseniz gizli kalır, isterseniz yayınlanır. Yayınlansın mı? Evet diyorsanız imza atıyorsunuz. Sen bu imzaları atıyorsun sonra dönüp diyorsun ki Kısmet Erkiner neden açıkladın? Ben açıklamadım bu karar sitede yayınlandı, İngilizcesini birçok kişi okudu, ben soranlara Türkçesini söyledim. Sen bu imzayı atmasaydın, ben de bu davayı açıklasaydım o zaman haklı olurdun. Bu karar baro dergisinde dahi yayınlandı. Tribünlere oynama huyundan vazgeçelim. Bu durum günü kurtarmaktır. “Yarına Allah kerim” derseniz olmuyor, size misliyle geri dönüyor.

http://bjktaraftarproje.com/