Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ağustos 2011 Cuma

Anlam veremiyorum


Anlam veremiyorum , one minute diyorsun , Filistin’e gideceğim diyorsun , İsrail’e sözüm ona posta koyuyorsun , ondan sonra Suriye sınırındaki mayınlı araziyi İsrail’e veriyordun neredeyse , Mavi Marmara’ya binen milletvekillerini gemiden indiriyorsun , milletvekilini katliamdan kurtarıyorsun , vatandaşını bilinmeze gönderiyorsun katlediliyorlar, dönüyorsun iki ay önce el ele kol kola poz verdiğin Suriye’ye demokrasi dersi vermeye çalışıyorsun neredeyse ABD’nin direktifiyle savaş ilan edecek duruma geliyorsun ama paçan yemediği için senelerdir Diktatörlükle yönetilen Suudi Arabistan ve türevlerine hemen yanıbaşında Demokrasiyle alakası olmayan yakın zamana kadar özgürlük ve demokrasi talebi için sokak gösterilerine sahne olan Şeriatla yönetilen İran’a ağzını açıp bir kelime edemiyorsun.


Hizbullahçıları yani kendi dava kardeşlerini bile fikir ayrılığına düştükleri için domuz bağıyla bağlayıp diri diri toprağa gömen ve üzerine beton döken katilleri tutuksuz yargılansınlar diye hapishaneden çıkartıyorsun bir gün sonra hepsi her normal zekaya sahip terörist gibi soluğu yurtdışında alırken , her ne olursa olsun bu ülkeye 30 yıl 35 yıl şerefle onurla hizmet vermiş teröristin karşısına canıyla dikilebilen , kendisine ait adası olan ve rutubetten etkilenmesin diye de duvarlarına avrupadan özel duvar kağıdı getirtiğin bölücübaşını Afrikadan toplayıp getiren , hakkında tutuklama kararı olduğu için denizaşırı ülkelerden görevini bırakıp gelen Türk Ordusunun Subay kadrosunun üçte birini oluşturan komutanlarını gaz odalarına tıkar gibi hücrelere hapsediyorsun.


Senin efeliğini “nedense” bir tek dibimizdeki yaşam alanlarını ABD ‘ye borçlu olan teröristler için , Amerika ’ ya karşı göremiyoruz. Valla çok güzel yere kapak atmışsın , hâlâ sana bir kudret bir mertlik bahşeden “çok akıllı” bir halk var.

24 Nisan 2009 Cuma

Halka "One Minute" , Patrona "Başka Arzunuz Var mı"

Bir geldi , kedi sevdi ,camimizi gezdi ,yurtta sulh cihanda sulh dedi…Çok demokrat dediler , çok iyi niyetli şeker adam dediler, bizden biri gibi yahu dediler…

Bir hafta geçti Ermenistan’la hiçbir şartımızı kabul ettiremeden Azeri kardeşlerimizi arkadan hançerleyerek büyük ağabeylerinin isteğiyle her konuda anlaşmışız…
Afganistandan batağında can vermesi için 2.000 Türk komandoyu da göndermek üzereler…

Nerde kaldı senin “One Minute”ın , güzel ülkemin sorunu cehalet ve cahilliktir, üzülmeyi de bırakacağım yakında…

29 Ocak 2009 Perşembe

Yorumsuz.

"Dinlenmek istemiyorsanız konuşmayın"
Ulaştırma Bakanı Yıldırım
* * *
Bu adamı ve diğer arkadaşlarını hakediyoruz, kimse sızlanmasın....
Bir de konuşması biterken söylediği için tam duyulmadı en son , "Susamak istemiyorsanız koşmayın" dedi ...

8 Ocak 2009 Perşembe

Portrekon







PORTRE

Orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası devlet memuru, annesi ev hanımıydı.
Ailenin kısıtlı olanakları doğrultusunda ancak vasat bir eğitim görebildi.
Buna rağmen daha gençlik yıllarından itibaren kendisine siyasetle iç içe bir yol çizdi.
Olağan üstü hitabet ve ikna yeteneğiyle akranları arasında kısa sürede sivrildi.
Ateşli ve sert üslubuyla doğrudan rejime saldıran aykırı söylemleri, çevresinde her geçen gün büyüyen kalabalıklar oluşturdu. Sadece sesini değil, vücut dilini ve özellikle ellerini alışılmadık biçimde ustaca kullanıyordu.
Siyasi propagandasını "Yalan ne kadar büyük olursa, inanan o kadar çok olur" ilkesi üzerine inşa etti...
Kendini iktidara taşıyan yolun başında hapis cezasıyla karşılaştı.
Cezasını çektiği süreçte kuracağı siyasi partinin düşünsel tabanını oluşturdu.
Partisi, kuruluş aşamasında endüstri ve finans devlerinden, iş çevrelerinden ve bazı gazetecilerden büyük destek gördü.
Birkaç yıldır yaşanmakta olan ekonomik krizin yarattığı genel hoşnutsuzluk ise kendisini iktidara taşıyan en önemli basamak oldu.
Yüzde 30'un üzerinde bir oy oranıyla ülke yönetimine ilk adımını attı.
Dünya ekonomisindeki rahatlamanın sürüklediği dalgalardan da faydalanarak uyguladığı ekonomik politikalar kısa sürede etkisini gösterdi.
Yıllardır kangren haline gelmiş enflasyon kontrol altına alındı. Ekonomideki göreceli iyileşme halkın desteğini de çoğalttı.
Destek çoğaldıkça söylemlerini de, eylemlerini de sertleştirdi. Ülkedeki her kurum ve kuruluşun başına ayırt etmeksizin sistemli bir biçimde kendi yakınlarını, partidaşlarını ve yandaşlarını getirmeye başladı.
Devletin tüm olanaklarını kural tanımaz biçimde kullanarak katıldığı ikinci seçimlerde oy oranını daha da arttırdı. Yüzde 40'ların üzerine çıkardı.
Partilileri, aldıkları yüksek oyun zafer sarhoşluğu ile artık "Devlet biziz. Herkes bize boyun eğecek" diyordu...
Sandıktan çıkan sonucu arkasına alarak temsil ettiği siyasal görüşün simgesini önce gençliğe, sonra tüm ülke halkına adeta zorlaya zorlaya kabul ettirmeye girişti...
Ülke sporunun tüm birimlerinin yönetimi de, mevcut her türlü toplumsal örgütte olduğu gibi adım adım parti teşkilatınca ve yandaşlarınca ele geçirildi.
Mevcut spor kuruluşları sistemli biçimde siyasi kurumlara ve kuruluşlara dönüştürüldü.
Sporu, arzuladığı rejime destek verecek bir propaganda aracı, geniş halk kitlelerini kontrol altında tutacak bir mekanizma olarak gördü.Görevlendirmelerin tümü artık liyakat ölçülerine göre değil, kadrolaşma esaslarına göre yapılıyordu.
Uyguladığı politikalar, çıkardığı yasalar ve görevlendirmeleriyle üniversitesini, bilim adamlarını, sanatçılarını ‘'bizden olanlar ve olmayanlar'' diye bölüp, iki ayrı cepheye ayırmaya çekinmedi.
Özgürlüklerin terk edildiği karanlık bir rejime sürüklenildiğini öngören bazı sanatçılar ve bilim adamları kendi iradeleriyle ülkeyi terk edebileceklerini açıkladılar. Bir kısmı da terk etti...
Geriye kalan ‘'bizden olmayanlar'' ise yavaş yavaş ve kontrollü bir biçimde sistemin dışına itelendi.
Yasama ve yürütme gücünü bütünüyle ele geçirdikten sonra kısa sürede yargı gücünü de kontrolü altına almaya girişti. Yargıdaki örgütlenmesiyle aykırı her sesin soluğunu kesmeyi, her muhalifi sindirmeyi başardı.
Ülke basını ise zaten çoktan teslim bayrağını çekmişti. Kendisini eleştirmek ne kelime, yandaşlar tarafından ele geçirilen basın tam anlamıyla "iktidarın borozanlarına" dönüştürülmüş ve iktidardan beslenir hale gelmişti.
Ülke halkının ve çalışanın refahı, ülkenin özgürlüğü söylemleriyle başlanan bir siyasal yolculuk, aşılan her kilometrede gücün bütünüyle ele geçirilmesi ve yaygınlaşması neticesinde, tabelasında ‘'totaliter rejim'' yazan son durakta tamamlandı.
Sadece kendisi değil, peşinden sürüklediği koskoca bir ulus da kaçınılmaz felaketle karşılaştı.
Geriye kalan; devlet mekanizması bütünüyle çökmüş, askeri gücünü, sahip olduğu tüm zenginliklerini yitirmiş, yıkılmış ve en acısı süper güçler tarafından çizilmiş sınırlarla ortadan ikiye bölünmüş bir ülke oldu.
Umutla başlayan hikâye, hüsranla son buldu.
Çizdiğim portre kimin portresi mi?
Elbette ki Adolf Hitler'in portresi...

28 Aralık 2008 Pazar

Çarşı , Katliamcılara da Karşı !

Fotoğraf 2008 yılından ne yazık ki o zaman da Filistin açısından değişen bir şey yoktu !

24 Haziran 2008 Salı

Sana Travma Az Bile.


Senin kafanın içini örümcek ağları kaplamışsa tabi ki Travma geçirirsin,sana Travma az bile….

18 Nisan 2008 Cuma

Padişahım sen çok yaşa !

Karşılarında doğru dürüst muhalefet yok,Garibim Kamer Genç tek başına direkt söylemesi gerekenleri söyledikçe ona bile tahammül edemiyorlar.
Dün de mecliste(!) kıstırıp adamcağızı dövmüşler.
Haklılar padişaha laf söylemek onun haddine mi?
AKP'liler Kamer Genç'e saldırdı
AKP'li vekiller Gül ve Erdoğan ile ilgili sert sözler sarf eden Genç'e tekme tokat saldırdı
TBMM Genel Kurulu'nda Bağımsız Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, Başbakan Tayyip Erdoğan'a yönelik eleştirileri AKP'lileri çok kızdırdı. Genç, AKP'lilerin elinden CHP ve MHP'lilerin koruma çemberi oluşturmasıyla kurtuldu. TBMM Genel Kurulu dün Sosyal Gevenlik Yasası'nın kabul edilmesinden sonra karıştı. Katar ile askeri işbirliğini öngören uluslararası sözleşmenin görüşmelerinde Kamer Genç, hükümete yüklenerek, "Bunların ömrü 15 gün. Çankaya'ya çıkardığınız kişi, yeni uçaklar alarak bu ülkeyi yönetemez" dedi.
Bu sözlere AKP'liler, "Doğru konuş" diye tepki gösterdiler. Genç, hükümet sıralarında bir kişinin dışında kimsenin olmadığını belirtip, "Nerede bu Bakanlar Kurulu üyeleri? Tayyip gelsin karşımda konuşsun, Ben ona gerekli dersi veririm" deyince ortalık karıştı. Genç'in yerine oturmasının ardından aralarında Bayram Özçelik ile Zeyit Aslan'ın da bulunduğu bir grup AKP'li milletvekilleri Genç'in oturduğu sıraya giderek üzerine yürüdü. Bu arada CHP'li Meclis Başkanvekili Güldal Mumcu oturuma ara verdi.
Ancak kavga sona ermedi. AKP'li Aslan'ın Genç'e yönelik tekmesini CHP'li Eşref Karaibrahim, önlemeye çalıştı. AKP'lilerin sayısı artınca, CHP ve MHP'li milletvekilleri ablukaya alarak Genç'i kulise çıkartmak istedi. AKP'li Enver Yılmaz, da "Şerefsiz, Başbakana hesap sormak sana mı düştü?" diyerek, Genç'in üzerine yürüdü. CHP ve MHP'lilerin çemberi altından kulise çıkartılan Genç'in peşinden gelen AKP'liler, tekme ve tokatla saldırıya devam etti. Bu sırada AKP'li Mustafa Cumhur, Genç'e saldırdı.

20 Ocak 2008 Pazar

Özgürlüğümüze el uzatmayın.

AKP sinsice ve çok yavaş adımlarla ilerliyor!

15 senedir Beşiktaş’ın İnönü stadında yapacağı maçlar öncesinde Beşiktaş Merkez’de bulunan Kazan Birahanesinin hemen yanındaki parkta maç öncesi bir iki şişe bira içip maça giderim.Çok önceden Parkın olduğu yerde Tansaş mağazası vardı o zamanlarda yine bu alışkanlığımız devam ederdi.

Bilenler , hatta maç günü oradan geçen herkes bilir ki maça 5-6 saat kala insanlar orada toplanmaya başlar ve arkadaşlarıyla hem sohbet eder hem de maç öncesi bir iki şişe bira içer,parası olanlar Çarşı içindeki meyhanelere veya hemen yanı başında ki Kazan birahanesine oturup içki içer.

Bugüne kadar tek bir gün bile binlerce Beşiktaşlının maç günleri alkol tükettiği mekanda en ufak bir olay,en ufak bir tatsızlık yaşandığına şahit olmadım,ne kendi içlerinde ne de yoldan geçen maçla alakası olmayan vatandaşlarımızla,hatta bir çok Beşiktaşlı kardeşimiz eşiyle,sevgilisiyle yer alır bu alanda.

Yalnız toplumun her alanında yavaş yavaş yaşamaya başladığımız özgürlüklerin kısıtlanması ,artık bu alana da el atmaya başladı.Başımızdaki hükümet özgürlüğü sadece kendi çıkarlarıyla örtüştüğünde özgürlük olarak değerlendirdiği için,dün kolluk kuvvetlerini üzerimize salarak o herkesin neşe ve keyif içinde maçı beklediği alan üzerinde baskı kurarak milleti azarlayarak ,mutlaka ki var olan bir kanundan ama nedense 15 yıldır uygulanmayan bir kanundan güç olarak hepimizi dağıtıp çeşitli köşelere sindirdi ve alandan attı.

Bir Beşiktaşlı taraftar olarak devletin her alanında kadrolaşarak emniyet güçlerini de kontrol altına alıp iki haftada bir gün ,bütçemiz olanağıyla eğlendiğimiz ,dostlarla buluştuğumuz bu alanı ,ötesinde bu özgürlüğü elimizden almak için sinsice planlar yapan AKP hükümetinin anlayaşının zincirleme reaksiyonu anlamına gelen bu saçmalığı kınıyorum!

14 Eylül 2007 Cuma

Akbil Rezaleti.

Akbil Rezaleti.


İşyerinde elemanlar Akbil kullanıyor.Yaklaşık 3 ay önce yeni bir elaman başladı işe kendisine ulaşım için Akbil edinmesini söyledik,bir hafta sonra İstanbul'un altını üstüne getirdiğini ama Akbil cihazından hiç bir yerde bulamadığını söyledi.İETT'yi arattık gayet ukalaca ve umursamazca -ellerinde olmadığını ve ne zaman geleceğini de bilmediklerini söylediler.(Kim bilebilir acaba bir de bizim köşedeki bakkala soralım)

Geçen süre zarfında basından öğrendik ki Akbil'ler ülkeye giriş yapmış ama İstanbul Belediyesinin elinde seçimlerde dağıta dağıta para kalmadığı için Akbil'lerin gümrük ücretini ödeyip çekemiyormuş.

Neyse muhallebicimiz Kadir Toptaş'da Umre'ye gitmiş bu hafta içinde ,artık bizim Akbil'ler içinde dua eder oralarda.

10 Eylül 2007 Pazartesi

Yazsana şimdi!


Yazsana şimdi!
A profesörü 116 oy aldı.
B profesörü 80 oy aldı.
C profesörü 70 oy aldı.
Rektörlüğü hangisi aldı?
80 oy alan.
*
Cumhurbaşkanı Gül, en çok oy alanı değil, yüzde 30 daha az oy alanı rektör seçti.
Seçer mi?
Seçer.
Peki, "Sezer neden en çok oy alanı rektör yapmıyor? Sezer neden demokratik davranmıyor?" diye yazan "demokrasi kahramanı" arkadaşlar nerede?
Kayıp!
Çıtları çıkmıyor.
*
Bunların demokrasisi işte bu...
Kendileri yapınca, şahane.
Başkaları yapınca, fena.
Nalıncı keseri demokrasisi...
*
Neyse... Madem yazıya prof’larla girdik, eğitimle devam edelim bari...
*
Yüzlerce şikáyet var, ben sadece bir tanesinin koordinatını vereyim.
İstanbul Erenköy Kız Lisesi.
Bir anne, yanında kızı...
Kayıt yaptıracaklar. Çıkıyorlar müdüre... Müdür Bey, 2 milyar istiyor. 2 milyar lira.
Niye kardeşim?
Bağış!
Anne diyor ki: "Durumumuz yok, bu parayı verebilmem mümkün değil."
Müdür diyor ki: "Kapıcılar bile veriyor, senin çocuğunu da kapıcı çocukları okutur o zaman!"
Annenin halini düşünün.
Evladının gözü önünde oluyor bunlar. "Yer yarılsa da içine girsem" diyor, çıkıp, gidiyor.
Ertesi sabah...
Baba geliyor okula, giriyor müdürün yanına, diyor ki: "Eşim anlatmış, ekonomik durumumuz şu anda kötü, olsa verelim... Üstelik, biz bu okulun hemen yanındaki binada oturuyoruz, komşuyuz, adresse adres, bu okula kayıt yaptırmak en çok benim hakkım."
Müdür bakıyor ki baba dişli. Kaldırıyor telefonu, yan odadaki Okul Aile Birliği yetkilisine talimat veriyor, "Bu çocuğun kaydını yapın ama, ismini de not edin, ona göre okusun!"
Lafa bak, lafa...
"Ona göre okusun!"
*
Muhitin insanıyım... Dayanamadım, gittim okula. Müdür arazi. Velilerle konuştum. Kimi 1 milyar kesilmiş, kimi 2 milyar.
Devlet okulu bu!
Ve, sormamı istedikleri şu:
Çocukların, diploma notuna göre değil de, yaptıkları bağış miktarına göre sınıflara yerleştirildiği doğru mu?
Kılığa kıyafete göre muamele yapıp, türbanlı velilerden bağış mağış istenmediği doğru mu?
Geldik mi o hale?
MALTA ERİĞİ...
ADAMIN futbolcusu aşçı, fırıncı, muslukçu... Bizimkinin bırak aldığı parayı, futbolcusunun ismi bile "Servet!"
Koskoca Alex Ferguson... 9 defa İngiltere Şampiyonu oldu, İskoçya Şampiyonu oldu, 2 defa Kupa Galipleri Kupası’nı aldı, Şampiyonlar Ligi Şampiyonu oldu, 2 defa Süper Kupa aldı, Kıtalararası Kupa’yı aldı, anca "sir" olabildi...
Bizimki "imparator!"
Bol keseden asalet...
Kaçınılmaz rezalet...

28 Ağustos 2007 Salı

Zaman geriye akmaya devam ediyor.

Zaman geriye akmaya devam ediyor.















Öncelikle bu tercih bu ülke vatandaşlarının tercihi,ama o ülke vatandaşlarının kaderide ne yazıkki üçüncü dünya vatandaşı kalma isteğiyle ,manda , uydu devlet ve başka güçlerin güdümünde hareket eden ülke kalma isteğiyle aynıdır.

Kendisi hiç samimi değildir,kafasının arkasındakini anlayabilmek için çok değil bir kaç yıl önceki kendi beyanatlarına ve RTE kişisinin bu güne kadarki kafa yapısına dikkat edilmesi yeterlidir.

Bir Cumhurbaşkanı seçiyoruz Türkiye Cumhuriyeti(şimdilik) vatandaşlarından çok Türkiye'nin uluslararsı arenadaki ne kadar karşıtı varsa onlar bizden daha çok seviniyor,Aynı RTE'nin seçimi sonrası gösterdikleri reaksiyon gibi.











Allah sonumuzu hayır etsin,milletimizi ve devletimizi kuklalardan maşalardan korusun

22 Ağustos 2007 Çarşamba

Gidecek yerim yok...





Gidecek yerim yok...

SABAH sabah bizim Uğur Ergan aradı, Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği ile konuşmuş.Uğur "Abi Başbakan’ın ’çek git’ ikazı üzerine BM Mülteci Yüksek Komiserliği ile görüştüm. Türkiye’den kovulma haberini gösterirsen seni mülteci kabul edecekler. Ama bir de işkence-mişkence gibi, darp izi var mı diye soruyorlar..." dedi.Uğur’a "var" dedim.

*Aslında gidecek yerim yok.Ben başka hiçbir ülkeyi sevmedim.Bu yurdun taşını, toprağını, sulaklarını, denizlerini, ırmaklarını, yaylalarını, kedilerini, kirpilerini sevdim, tanıksınız.Bir dal kesildiğinde yanarım..Ama orman alanını kaçak ev yapan, bana "Bu ülkeden çek git" diyor.

Bir yeşil alan yok edildiğinde çığlık attım, canım yandı, ormandaki bir vaşak öldürüldüğünde oturup ağladım.Ama ormanları "2-B arazisi" diye satmak isteyen Başbakan bana ve benim gibi düşünenlere "Çekin gidin" diyebiliyor.
*Ben bu ülkeyi severim.Amerika’da okuyan kızlarım yok.Oğluma Washington’da iş vermediler. Kimse benim için yabancılara gidip "Delikten aşağı süpüreceğinize kullanın" da demedi, dedirtmedim.
*Ben bu ülkeyi severim.Devrek 125’inci alayda askerliğimi yaptım.Nöbet tuttum.Mataramı parlattım, potinlerimi kaybettim.Askerlikten kaytarmak için rapor-mapor almadım.

*Ama Başbakan "Çek git" diyor.Gidemem.Doğrusunu isterseniz bu toplumun göz göre göre dinimizi siyasete alet edenlerin peşine takılması, boşa giden yazılarım, o yalnız kalma duygusu... Bunların tümü canımı yaktı ve sevgili Uğur’a "Darp izi yok da, yürek yarası olur mu?" diye sordum.
Olsa da, olmasa da... Benim gidecek başka bir yerim yok...

16 Ağustos 2007 Perşembe

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı

( Romanista'dan arak)


Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı

"Uygulama tam bir diktatörlük. Tam halka zıt bir yönetim. Hala tabuların olduğu, söylenemez şeyler olduğu, halkın yıldırıldığı türkiyede yaşıyoruz.""Türkiyenin irak, libya, suriye’ye benzeyen çok yanları var. Neden? Aynı tek adam pozisyonu. Bugün libya, irak ve suriye’ye gidin, tek insanın resimleri vardır her yerde. Tek insanın heykelleri vardır."

"Türkiyenin bütünlüğünü tehdit eden, en büyük tahribatı vermiş olan sistemin ilkelerinden biri de laiklik ilkesidir. Türk milletinin moral değerlerinin ana kaynağı din olacak, islam olacak, sonra siz bunu potansiyel tehlike olarak göreceksiniz. Gerçekten garip."

"Aynı şekilde, dindar olan bir subaya da siz kendi ordunuzda hayat hakkı vermiyorsanız, bunu ıkça söylemeden onu saf dışı ediyorsanız, sanki safra atar gibi, ajan yakalamış gibi onları ayıklıyorsanız, siz o zaman bu ülkenin devamını, bütünlüğünü nasıl temin edersiniz?"

"Bu ıdan ikinci cumhuriyet, yeni osmanlicilik kavramlarının ve bu tartışmaların ortaya gelmesini ben çok sağlıklı görüyorum ve geleceğe çok ümitle bakıyorum."

Abdullah Gül
Eski Refah Partisi 20. Dönem Kayseri Milletvekili
Eski Fazilet Partisi 21. Dönem Kayseri Milletvekili
şişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Adayı

****************************************************************************
"İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir."



M.K.Atatürk
Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı

21 Temmuz 2007 Cumartesi

Seçimler...

Bugün arabayla E-5 otoyolundan Florya'ya bir müşteri ziyaretine giderken ana cadde üzerinde sağ tarfta bir duvara kırmızı renkle yazılmış bir yazı gördük,foto çekme imkanım olmadı ama bence içinde bulunduğumuz durumu çok güzel özetlemiş bir tespit...

Önce Mücahit
Sonra Müteahhit
Artık her şeye müsait...

http://bjktaraftarproje.com/