cumhuriyet spor eki. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumhuriyet spor eki. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2007 Perşembe

ARKADAŞIM HENRY


ARKADAŞIM HENRY


ŞİRİN GÜVEN

Cumhuriyet Spor


Thierry Henry... Modern futbolun ilahlarından yalnızca bir tanesi... Ancak Fransız futbolcuyu diğerlerinden farklı kılan birçok özellik var. Arsene Wenger'le bir araya gelene kadar ortalama üstü bir kanat oyuncusuydu. Ancak altyapıdaki eksikliklerini büyük bir çalışma azmiyle giderdi ve genelde bitirici oyuncularda görülmeyen estetik bir oyun stili geliştirdi. Şu anda dünyanın sayılı golcüleri arasında gösterilen Thierry Henry'yi Barcelona'daki bir organizasyonda yakaladık. O da bizi kırmadı ve sorularımıza samimi yanıtlar verdi.


- Thierry Henry artık rekortmen bir futbolcu. Rekor sahibi olmak nasıl bir duygu?
T.H.: Çok özel bir duygu. Ergenlik çağlarımdayken, Michael Platini bir yıldızdı. Gençlik yıllarımızın, hayallerimizin futbolcusuydu. O yaşlardayken, günün birinde Michael Platini'yi alt edebileceğimi ve milli takımda ondan daha fazla gol atabileceğimi asla hayal edemezdim. Hatta milli takım futbolcusu olacağımı dahi hayal edemezdim. Ancak bundan bir hafta önce İngiltere'ye karşı oynadığımız milli maçta Platini'nin rekorunu kırmayı başardım. Muazzam bir histi. Günün birinde futbol kariyerime son verdiğimde, arkama bakıp kırdığım rekorların keyfini çıkaracağım.


- Artık Barcelona'da oynuyorsunuz. Siz de Ronaldinho, Messi ve Eto'o gibi yıldız oyuncularla birlikte top koşturuyorsunuz. Ne hissediyorsunuz?
T.H.: Bence Barcelona gibi bir takımda oynamak büyük bir ayrıcalık. Hatta yıldız oyuncular olmasa bile, Barcelona başlı başına çok büyük bir deneyim. Takıma katıldığınız andan itibaren, insanlar size herhangi bir futbol takımının oyuncusu olmadığınızı, bir şehir için, hatta bir ülke için oynadığınızı hissettiriyor. Kulübün sloganında dendiği gibi, Barcelona bir futbol kulübünden çok daha fazlasıdır. Ve bu gerçekten de doğru. Sizin de belirttiğiniz gibi, Ronaldinho, Messi, Eto'o gibi yıldız oyuncular var. Ancak Barcelona'yı özel kılan takımın kendisi. Barcelona formasını sırtınıza geçirdiğiniz andan itibaren sorumluluklarınız artıyor.


- İnsanları futbol konusunda eğitebilmek için spordan arta kalan zamanınızda neler yapıyorsunuz?
T.H.: Günün birinde futbolu bırakınca, sahaya çıkıp gençlerle konuşabilirim. Ancak dürüst olmam gerekirse en az üç günde bir maç var ve şu anda futbolla ilgili, eğitim verebilecek zamanım ne yazık ki yok. Umut ediyorum ki kariyerime son verdiğimde, futbolla ilgili bildiklerimi, öğrendiklerimi insanlara öğretebilecek ve çocukların benim anlattıklarımdan faydalanmalarını sağlayacak zamanım olacak.


- Futbolcu olarak kimden esinlendiniz? Ve şimdi sizi en çok kim etkiliyor?
T.H.: Babam benim için çok büyük bir ilham kaynağıydı. Evet, futbolcu değildi ancak bütün bu hikaye onun sayesinde başladı. O olmasaydı ben şu anda sizlerin huzurunda olmayacaktım. Benim sınırlarımı sonuna kadar zorladı ve zorlamaya da devam ediyor. Evet, babam büyük bir ilham kaynağıydı, benim idolümdü. Çocukluk yıllarımda ise Marco Van Basten'i severdim. Onun oyun tarzı beni etkilemişti. Onun dışında, kimsenin bu söyleyeceklerimi saygısızlık olarak algılamasını istemiyorum ama ben de bu oyunun bir parçasıyım artık. Oyunun içinde olduğunuzda, size ilham kaynağı olan birinden söz edebilmeniz zorlaşıyor. Küçük yaşlarda, birilerine özendiğiniz çağlarda ilham aldığınız kişiler olabilir. Ancak kendiniz olmaya çalıştığınız ve nihayet kendinizi bulduğunuz zaman artık bir idol aramaktan vazgeçersiniz. O aşamadan sonra sadece olduğunuz gibi davranmaya çalışırsınız.


- Basketbolla ilgilendiğinizi biliyoruz. En sevdiğiniz oyuncular, takım...
T.H.: Tuttuğum takım San Antonio Spurs, en sevdiğim basketbol oyuncusu ise Tony Parker. Tabii Tony'nin benim dostum olmasının da payı var. Tony, San Antonio Spurs gibi bir takımın oyuncusu ve beş yıl içinde üç tane ödül kazandı. Basketboldan anlayan herhangi biri, bu kadar genç yaşta NBA'de oynamanın ne kadar ayrıcalıklı bir durum olduğunu bilir. Benim ona hayranlık duymamın sebepleri arasında da bu var. Tony'e gerçekten hayranım çünkü benim içten içe hep yapmak istediğim şeyi yapıyor.


- İngiltere'deki futbolla İspanya'daki futbol arasında ne gibi farklar var?
T.H.: Tabii uyum sağlamak biraz zaman alıyor çünkü İngiltere'de futbol daha hızlı bir tempoda oynanır. Çok hızlı kontra-atağa çıkılır. Burada ise oyunun temposu daha yavaş. Top önce sağ kanada geçiyor, oradan sol kanada atılıyor, yine sağa geçiyor... Sizin de bu hıza ayak uydurmanız gerekiyor. İngiltere'de bir futbol maçı seyredin, maçın ilk beş dakikası ile son dakikaları arasında fark göremezsiniz.


- Size 'Elektrik Henry' diyorlar. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?
T.H.: İnsanlar bu tür yakıştırmalar kullanıyorlar ama bazen ifadelerin dozu kaçabiliyor. İyi bir futbol çıkarıyorsunuz, abartıyorlar; kötü bir futbol çıkarıyorsunuz, yine abartıyorlar. İnsanların sizin hakkınızda söyleyediği şeylere engel olmanız mümkün değil. Dolayısıyla ben bu tür ifadeleri mümkün olduğunca kafama takmamaya çalışıyorum.


- Türk futbol takımları hakkında ne düşünüyorsunuz?
T.H.: Roberto Carlos Fenerbahçe'de çok güzel günler geçirdiğini söyledi. Ne yazık ki Fransa'da, İspanya'da, İngiltere'de Türk futbolunu yakından takip edemiyoruz. Ancak Galasaray'da oynayan Ribery ile de görüştüm. Takımda atmosferin harika olduğunu, özellikle taraftarın muhteşem olduğunu söyledi.

30 Ekim 2007 Salı

RODRIGO TELLO Röportajı


Cumhuriyet Spor 30.10.2007

HAFTANIN KONUĞU

RODRIGO TELLO

- Beşiktaş taraftarını ve İstanbul'u nasıl buldun?
TELLO: Her açıdan çok mükemmel bir ülkeye ve şehre geldiğimin farkındayım. İstanbul, inanılmaz bir şehir. Taraftara gelince; en son oynadığımız Liverpool maçında tüm dünya ne kadar muhteşem bir taraftara sahip olduğumuzu gördü. Onların desteği ile başarılı olacağız.
- Takımda en iyi kiminle anlaşıyor?
TELLO: Bütün futbolcu arkadaşlarımla çok iyi anlaşıyorum. Siz de kabul edersiniz ki aynı dili konuştuğum için Delgado ve Higuain ile daha yakınız.
- Sporting Lizbon'daki başarılarını Beşiktaş'ta da yaşayacağını düşünüyor musun?
TELLO: Takım arkadaşlarımla birlikte daha fazlasını da yaşayacağımızı düşünüyorum.
- Portekiz'deki yaşamınla Türkiye'deki hayatın arasında nasıl farklar var?
TELLO: Orada çok zorlanmıştım. Çünkü ilk kez ülkemden dışarı çıkmıştım ve adaptasyon sorunu yaşamıştım. Burada ise böyle sorunlarla uğraşmadım. Ailemle birlikte Türkiye'de olmaktan çok mutluyum.
- Daha önce Beşiktaş taraftarı gibi bir taraftar gördü mü?
TELLO: Uzun yıllardır futbol dünyasının içindeyim ama böyle bir taraftar topluluğu görmedim. Futbolun hayatın bir parçası olduğu Güney Amerika'da dahi böyle bir taraftar yok.
- En çok hangi futbolcu ile oynamak istiyorsun?
TELLO: Maradona ile oynamak isterdim.
- Beşiktaş'a gelmendeki en önemli sebep nedir?
TELLO: Beşiktaş'ın ortaya koyduğu hedeflerdi ve hedefleri büyük olan bir takımda oynamak istiyordum.
- Örnek aldığınız futbolcu var mı?
TELLO: Bir çok futbolcuda olduğu gibi benim de idolüm Maradona'ydı.
- Ertuğrul Sağlam nasıl bir teknik direktör?
TELLO: Yaşı genç olmasına rağmen çok iyi bir teknik adam. Oyuncularıyla birlikte çok iyi bir ekip oluşturabiliyor. Çalıştığım en iyi teknik direktör diyebilirim. Bizimle diyalogları çok iyi; kendisi ile birlikte başarılar kazanacağımızı düşünüyorum.

24 Ekim 2007 Çarşamba

'Penaltılar 15 yılımı perdeledi'

TUĞBA HACIBAYRAMOĞLU
Cumhuriyet Spor 23.10.2007

ARİF ERDEM


'Penaltılar 15 yılımı perdeledi'



Galatasaray'ın efsane kadrosunun en önemli isimlerindendi... Sonradan girdiği pek çok önemli maçta skoru değiştiren etkili oyuncularından biriydi. O da Sarı - Kırmızılı takımdaki pek çok arkadaşı gibi sessiz sedasız futbolu bıraktı.. Bugünlerde takım çalıştırmak adına kolları sıvamış ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor'da antrenörlük yapıyor. Arif Erdem' le dün ve bugüne dair keyifli bir futbol sohbeti yaptık...

- Galatasaray ile birlikte Fenerbahçe'de sizi istiyormuş ama Galatasaray'ı tercih ettiniz. Neden?

ARİF ERDEM: 1990-91 senesinde Galatasaray'a geldim... Fenerbahçe'nin eski futbolcusu Ömer Kaner benim Zeytinburnu'nda hocamdı. O benim Fenerbahçe'ye gitmemi çok istiyordu. Ama o zamanki yönetici Yurdeşen Karahasan ve Ökkeş Polat beni Alanya'ya kaçırdı.15-20 gün kaldıktan sonra da G.Saray'a imza attım.

-Eskiden çok olurdu futbolcu kaçırma vakaları sizden sonra bitti galiba... Şimdi neden olmuyor?

A.E.: Sanırım benden sonra bitti. Artık futbolcular parayı en çok vereni tercih ediyor..

-Galatasaray'a gelmeden önce Beşiktaş maçlarına gidermişsiniz...

A.E.: Evet o dönemler arkadaşlarla Beşiktaş maçlarına giderdik. Metin, Ali, Feyyaz 'lı dönemlerdi. Beşiktaş tribünleri çok coşkuluydu.

- Vahap Beyaz 'ı, penaltıları sorsam. Çünkü Arif etiketini üzerinize yapıştı kaldı.

A.E.: O penaltı benim 15 senemi perdeledi. İstanbulspor ile oynuyorduk. Hakem Vahap Beyaz'dı. Son dakikalar 18 içine top aşırtıldı top beni aştı Engin göğsüme doğru tekme savurdu ben sendeledim düştü parmağımda çime takılınca kalkamadım penaltı verdi. Ben şimdi 30 metre geride hakeme gidip penaltı değil diyebilir miyim? Bir baktım hakem penaltı çalmış. O penaltı benim 15 senelik futbol hayatımda ön plana oturdu. Vahap Beyaz için ne diyebilirim. Ama benim 15 senelik futbol hayatımda konuşulması gereken bir çok şey varken hep penaltılar gündeme geldi.

-Ama sadece o maç değil bir çok maç var...

A.E.: Hayır benim hatırladığım sadece bir iki pozisyon var.
-Niye o zaman penaltıcı Arif sıfatını aldınız?

A.E.: İyi ama işte o penaltı çok etkili bir penaltıydı can alıcı. Şampiyonluğumuza vesile oldu.

-Penaltıcı Arif değilsiniz yani?

A.E.: Bana göre değilim. Benden önce Rıdvan Abi, Selçuk Abi, Aykut Kocaman bunların hepsinin seceresini çıkarsınlar bakalım... Ben mi daha iyi düşüyormuşum onlar mı? Bunlar hepsi Türk futbolunda bilinen isimler... Ben topa dokunmuşum adam gelmiş bana dokunmuş ben düşmeyecek miyim yani. Tabii ki düşeceğim. O pozisyonlardan sonra çok darbe yedim ama penaltı vermediler. Hakeme sorduğumda " Arif adın çıkmış" dedi. 18 içinde biraz süratımdan biraz kıvraklığımdan ötürü defans oyuncuları da kendilerini durdurmalı. Adam bana doğru geliyor düşebelirim de düşmeyebilirim de bana kalmış hakem de çalıyor ki haklıyım.
-Futbola erken veda ettiniz

A.E.: Futboldan farklı bir şey beklemek aldatcı olur. Günümüzde futbol kulüplerinde böyle şeyler yaşanmıştır. Futbolcu kendi karakterini sergilerse kazanır. Benim hiçbir beklentim yok. Sonuçta ben Galatasaray'a 15 yıl hizmet etmişim. Galatasaraylı Arif olmuşum. Ben kendimi, vücudumu ruhumu herşeyimi vermişim Galatasaray'dan da maddi manevi çok şey kazanmışım. 50 yaşına kadar futbol oyanayacak değilim. Fazla bir bektim yoktu.

- Futbolculuktan sonra antrenörlüğü tercih ettiniz. Ancak Türkiye'de antrenör sayısı ne kadar çok ise takım sayısı o kadar az.. İşiniz zor olmayacak mı?

A.E.: Türkiye'de Türk hocalara değer verilmiyor ama Türk insanı da buna layık mı? Yıllardır antrenörlük konusunda aynı isimler dolaşıyor. Artık yeni nesil yeni jenerasyon ortaya çıkmalı. Eğer bu değişim sağlanırsa yeni isimlere kapı açılırsa o zaman Türk futbolu kazanır.

KİMSEYE KIRGIN DEĞİLİM

-Jübileniz yapılmadı kırgınlığınız var mı?

A.E.: Hayır yok kimseye yok.

-Başka yerde oynayamaz mıydınız?

A.E.: Oynardım ama Galatasaray'dan sonra başka bir yerde oynamayı uygun görmedim. Sonuçta 2 sene daha oynadım. O iki sene için 15 seneyi heba etmek istemedim.

- Hakan Şükür hala oynamaya devam ediyor....

A.E.: Ama özelliklerimiz farklı benim pozisyonumda daha çok koşmak gerekiyor. Hakan Şükür biraz daha durarak da oynayabilir. Netice Hakan Şükür tarzı santrafor Türkiye'de hala aranıyor. Öyle biri hala yok. Hakan Şükür kendisi de iyi profesyonel.

-Siz de Feldkamp ile çalıştınız. Pek çok önemli oyuncuyu gönderdi. Hakan Şükür ve Lincoln gibi oyuncuları kadro dışı bırakabiliyor...

A.E.: Feldkamp çok disiplinli bir hocadır. Agresiftir. Dünyanın en büyük futbolcusu olursa olsun eğer onun dediklerini yapmıyorsa onun için sıfırdır. Şu anda Galatasaray'da oynayan futbolcuların hepsi onun dediklerini harfi harfine yapmak zorundadır. Onun dediğin bir harfıni değiştirdiğiniz anında siler giderdi. Feldkamp çok hızlı ve azimli bir teknik direktör. Şu anki görüntülere baktığınızda Türkiye'de en olumlu sinyali veren Galatasaray. Şu anki görüntü devam ederse Galatasaray uzak ara şampiyonluğu götürür.


EMRE YANLIŞ YAPTI

-Türk futbolunda gerilim bitmiyor. Siz gerilimi çok yüksek mücadelelere çıktınız...

A.E.: Biz bu işin spor olduğunu hala öğrenemedik. Biz de çok yaşadık gerilimli günler. Leedsliler'in acısını düşünün biz oraya gittiğimizde tepkilerini gösterdiler bağırdılar, çağırdılar ama bir tanesi sahaya girmedi. Burada olsa 50 kişi sahaya girerdi. Biz oraya çıktığımızda o uğultuyu hiçbir zaman unutamam. Bizi tükürüğe boğarlar dedik. Bizim de takımımız çok kaliteydi pat pat golleri bulduk. Biz o an hepimiz tribünden aşağıya inerdik. Şu duyguları aşamadık futbolda hırsın agresifiliğin sertliğin yeri var ama hepsi saha içinde. Ne olursa olsun bu bir spor. Pasta çok büyüdü herkes pay almak istiyor. Tepkiler, kavgalar büyüyor, bunların önü kesilmezse yarın öbür gün daha büyük şeyler yaşabiliriz. İsviçre maçında saha dışında koştuğumuz kadar saha için de koşsaydık kazanırdık.

- Emre 'nin Macaristan maçında yapmış olduğu hareket için ne diyorsunuz? Sonuçta sizin yakın arkadaşınız...

A.E.: Emre çok hırslı bir çocuk. Emre'nin hareketini tasvip etmiyorum ki Emre benim elimde büyümüş bir çocuk. Çok dolduruşa gelen hırslı agresif kaybetmeye tahammül edemiyor. Ama futbolcuları o kadar gerdiler ki vatan haini gibi gösterdiler. Futbolda her şey olabilir. Saha içinde futbolcu gününde değildir, formsuzdur kötü oynamış olabilir ama biz ne yaptık; vatan haini ilan ettik. Bir Malta'yı yenemedik diye. Topa hayatı boyunca 2 kere vurmayan adam spor yazarlığı spor yorumculuğu yapıyor.

9 Ekim 2007 Salı

İbrahim Kaş Röportajı


İbrahim Kaş Röportajı


Cumhuriyet Spor Dergi 09.Ekim.2007

- İlk defa Sheriff maçında oynadın. Kendini onbirde görünce neler hissettin?
Yapabilecek miyim diye bir tereddüt yaşamıştım. Hazırlık kampında yaptığımız maçlarda çok iyi oynuyordum; acaba kamptaki gibi devam eder miyim diye düşünüyordum. Hafif bir takımla oynadık ama riskli bir maçtı sonuçta. Ne olursa olsun bir eleme maçıydı. Hata yapmak gibi bir şansın yok. Bir hata yapsam herkes suçlayan gözlerle bana bakacak diye düşünüyordum. Zaten o maçlarda oynadın oynadın, yoksa bir daha hayatta olmaz. Fakat ben o gün iyi oynadığımı düşünüyorum. İlk defa 11'de oynamama rağmen sırıtmadım bence.


- Sonra Fenerbahçe maçı vardı. Maça çıkmadan önce nasıldın?
Gayet sakindim ama tam maça çıkarken beni de derbi heyecanı sardı. Maça da iyi başladım zaten; biraz süre geçince heyecan da kalmıyor, tamamen maçı kazanmaya konsantre oluyorsunuz o maçlarda.

- Şampiyonlar Ligi'nde grubu nasıl değerlendiriyorsun?
Biz çok güçlü bir takımız. Marsilya maçında rakibin bize gol atmak gibi bir niyeti yoktu. Topu alıyoruz tekrar rakibe veriyoruz, çok top kaybettik. Bizden daha iyi olsalar gam yemeyeceğim. Şans meselesi bu iş; aynı korneri biz kullansak, top yine direkten dönse orada bizden birinin önüne düşmezdi. Açıkçası gücümüzü ortaya koyarsak ben bizi grupta yenebilecek takım olduğunu düşünmüyorum. Biz yeter ki gücümüzün gereklerini yerine getirelim, kendine güvenen bir takım olarak oynayalım bu gruptan çıkarız.

- Şampiyonlar Ligi'yle birlikte Gerard, Carragher, Cisse gibi futbolcularla mücadele etme şansın var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?
Değişik bir duygu tabii. Sonuçta hepimiz dünyanın ayrı bir yerinden kalkıp gelmişiz. Karabük'ten geliyorsun ve dünya yıldızlarıyla mücadele ediyorsun. Gerard'a karşı mücadele etmek beni heyecanlandırıyor. Ama bu maç anında, maçtan sonra bitiyor bütün bunlar.

- İlgi odağı olmak rahatsız ediyor mu seni?
Şöhret aslında insanı yok edebilir; bunun farkındayım ama şimdilik güzel geliyor. Geçen sene "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında "Futbolcuyum" diyordum. "Hangi takımda oynuyorsun?" diye soruyorlardı. "Beşiktaş'ta oynuyorum" deyince "Altyapı da mı oynuyorsun?" dedikleri zaman kötü oluyordum. Çünkü ben burada deli gibi idman yapıyorum, antrenmanlarda çimi yiyorum; "Altyapı mı?" diye sorduklarında kötü oluyordu.

- Ertuğrul Sağlam nasıl bir teknik adam?
Ertuğrul hoca bizim için bir avantaj. Sheriff maçında Serdar ve beni oynatmıştı. Bu her teknik adamın cesaret edemeyeceği bir karar. Hocamızın bizim için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. İyi oynadığın zaman arkasının geleceğini biliyorsun. "İdmanda oynadığını oyna, ben senden ekstra birşey istemiyorum" diyerek güven veriyor. Genç bir oyuncunun yanına hocasının gelip başını okşaması inanılmaz birşey; dünyayı versen o kadar sevindiremezsin.

Mahalle Takımlığından Asırlık Çınarlığa ( 2)

FETGERİ KARDEŞLER VE 'O MEKTUP' (Cumhuriyet/T.YENIDOGAN)



Geçen haftaki yazımda Beşiktaş Kulübü kurucularını bir araya getiren ana etkenin her birinin Çerkez asıllı olmaları ve Beşiktaş'ın bir Çerkez kulübü olarak "Bereketiko Jimnastik Kulübü" ismiyle kurulmuş olduğunu anlatmıştım. Yine Beşiktaş'ın kurucularından Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket beylerin Şeyh Şamil'e dayanan soyağaçlarını geçen hafta yayımlamıştım. Beşiktaş'ın diğer iki kurucusu Ahmet Fetgeri ve Mehmet Fetgeri kardeşlerin soyağaçları hakkında bilgiyi, Ahmet Fetgeri Bey'in 1947'de kaleme aldığı bir mektuptan alıntı yaparak vermek istiyorum.
Ahmet Fetgeri Aşeni
ADLARIN FARKLILIĞI

Ahmet Fetgeri Bey, ailesiyle birlikte Kafkasya'dan Sapanca'ya göç ederken izini kaybettiği bazı akrabalarını arayışı sırasında bu mektubu yazmış. Ailenin Türkiye'ye hicret etmeden önce kullandığı isimlerle Türkiye'ye göçleri sonrası kullandıkları adların farklılığına dikkatinizi çekmek isterim. Büyük - küçük harfler ve noktalama işaretleri, mektubun orijinalinde olduğu gibi kullanılmıştır: "Soyumuzun adı (AŞENİ) dir. Buradaki (A) dan sonra gelen (Ş) harfinin aslı (Ş) ile (F) arasında bir sedadır.

Arap ve Latin harflerinde bu sedayı verecek bir harf olmadığından (Ş) yazılmaktadır. Dedelerimizin Kafkasya'daki yerleri GDOWTA kazasının VENDRIPŞ köyüdür. Babam ve Annem buradan Türkiye'ye hicret etmişlerdir. 1921 senesinde İstanbul'da görüştüğüm Gürcü Prenslerinden olduğu sanılan (Şirvalşitz) adında bir zat soyumuzu öğrenince bana fevkalade hürmet ve riayet göstermiş ve Soyumuzun Gürcistan'da, bilhassa Batum civarında çok kalabalık ve çok kuvvetli olduğunu ve eski bir mazide Gürcistan tahtına kadar yükselmiş bir soy olduğunu söylemişti.
Tanıyabildiğimiz en büyük dedemizin adı (MAC) dır. (MAC) in bir oğlunu tanıyoruz. Adı (BIT) dır. (BIT) in 3 oğlundan ikisinin adlarını biliyoruz. Bunlardan birinin adı (FETGERİ) ve ötekinin de (SAKUT) dur. (SAKUT) un 4 çocuğundan üçü Türkiye'ye gelmiştir. Biri erkek, ikisi kız olan bunların adları: MUSA, ŞEMSİYE ve ZELİHADIR. (BIT) in diğer oğlu (FETGERİ) benim dedemdir. (FETGERİ) nin HABRAA yahut buradaki adıyla (İBRAHİM) , (ATKUG) yahut buradaki adı ile MUSA ve (MAÇAGUA) adlarındaki üç oğlunun adlarını biliyoruz. Bunlardan en küçüğü olan (MAÇAGUA) Kafkasya'da kalmış ve üç çocuğu olduğunu da sonradan öğrendim. HABRAA yahut burada takma ismi ile (İBRAHİM) ise Türkiye'ye geldikten sonra kaybolmuş. Askerde öldüğünü söylediler, fakat hakikati bilmiyoruz.
Ben çok küçükken bu amcamın bir müddet Babamın yanında, Yanık'ta bulunmuş olduğunu merhum Teyzemden işitmiştim, Babam öldükten sonra İstanbul'a geldik ve kaldık. Annem de öldükten sonra büsbütün karanlık ve meçhulât (bilinmezlikler) içinde kaldık. Her şeyi unuttuk. (FETGERİ) nin diğer oğlu (ATKUG) yahut (MUSA) yani (HABRAA) yahut buradaki adile (İBRAHİM) in kardeşi, benim Babamdır. Sapanca'nın Yanık köyünde yerleşmişti. 4 kardeş idik, üçü öldü, ben kaldım. Benim de şimdi bir oğlum ve iki kızım vardır. Ben bugün 59 yaşındayım. (A.F.Aşeni / Deniz İkmal Merkezi Komutanlığı Gölcük - İzmit 1947 " Ahmet Fetgeri Bey kaleme aldığı soyağacında aile soy isimlerini Latin harfleriyle "Aşeni" olarak yazmış.

Çerkez kaynaklarında bu soy ismi "Şhaenu" şeklinde geçiyor. Ahmet Fetgeri Bey'in 1934'de yürürlüğe giren soyadı kanunundan 3 yıl önce vefat eden kardeşi Mehmet Fetgeri Bey'in ismi tüm Çerkez kaynaklarında "Mehmet Fetgerey" olarak kullanılmış. Kafkas göçleri deyince akla gelen etnik yapının adı Çerkezlerdir. Çerkez adı aslında Kuzey Kafkasya halkları için dışarıdan yapılan bir tanımlamadır. Bugün Çerkez diye adlandırdığımız insanlar temelde Adıge - Abhaz ile Çeçen ve Dağıstan kollarına ayrılıyor.
Dağıstan kolunun da Avar, Lezgi, Lak ve Gazi Kumuk gibi alt kolları var. Bugün Türkiye'de yaşayan Çerkezlerin büyük çoğunluğu Adıge ve Abhaz kökenlidir. Bir yanlış anlaşılmaya yer vermemek için bu yazıda Osmanlı İmparatorluğu'na göç edip yerleşen tüm Kafkas kökenliler için Çerkez tanımlamasını kullandığımı belirtmeliyim. Osmanlı Devleti'nin Çerkezleri kendi ülkesine yerleştirmeyi kabul etmiş olmasının temel nedeni onların da Müslüman olmalarıdır. Ancak Çerkezleri en iyi şekilde kullanmanın hesaplarının da yapılmış olduğu açıktır. Ruslarla yapılan uzun savaşlar nedeniyle savaş Çerkezler için artık bir yaşam tarzı olmuştur. Erkekler hep silahlıdır, onların bu savaş deneyimlerinden yararlanmanın mümkün olduğu düşünülmüştür. (Yaşar Bağ "Çerkezlerin Dünü Bugünü", 2001, Ankara, sf.53)

Teşkilat-ı Mahsusa buluşturdu (Cumhuriyet/T.YENIDOGAN)

Çerkez göçmenlerin seçkin boylarından olanlar Osmanlı politikası gereği İstanbul ve İstanbul'un yakın çevresine yerleştirilirler. Osmanlı ordusuna ve bürokrasisine entegre edilirler. İçlerinden birçok paşa, bürokrat ve saray görevlisi memur yetişir. İşte Beşiktaş Kulübü'nün nüvesini oluşturan Bereketiko Jimnastik Kulübü'nü kuran gençlerin aileleri, Çerkezlerin seçkin boylarına mensup bulunmaları nedeniyle Osmanlı'nın devlet kademelerinde yararlanmak üzere İstanbul ve yakın çevresine yerleştirdiği bu ailelerindendir.

Serecenbey'deki konağın bahçesinde bir kulüp oluşturma, birlikte spor yapma düşüncesi etrafında toplanan gençlerin tümünün Çerkez kökenli olduğunu belirtmiştik. Ne ilginçtir ki Meşrutiyet'in ilanından sonra bu oluşuma katılıp liderliğini üstlenecek kişi de bir Çerkez olacaktır. Fuat (Balkan) Bey, soyadı kanununun ardından aldığı " Balkan " soyadı nedeniyle çoğu kişi tarafından bir Rumeli göçmeni sanılmaktadır. Ancak onun da ailesi 18. asrın ikinci yarısında Kafkaslardan göç etmiş, İstanbul'da Beşiktaş Ihlamur'a yerleşmiş bir Çerkez ailesidir. Balkan soyadı ise Balkanlar'da ve özellikle Batı Trakya'da bir Teşkilat-ı Mahsusa mensubu olarak gerçekleştirdiği kahramanlıkların ve üstün hizmetlerin anısına kendisine verilmiştir.

Fuat Balkan
Beşiktaş Kulübü'nde tarihi boyunca Çerkez kökenlilerin gücü ve etkinliği hep olmuştur. Meşrutiyet ilanından sonra cemiyet kurma serbestîsi tanınınca Serencebey'deki konakta yaşayanların birinci önceliği Beşiktaş Kulübü yerine bir başka oluşuma resmiyet kazandırmak olmuştur. Meşrutiyet ilanından sadece birkaç ay sonra 4 Teşrin-i Sani 1324 (17 Kasım 1908) tarihinde Beşiktaş'ta faaliyete geçirilen cemiyetin ismi " Çerkez İttihat ve Teavün Cemiyeti "dir (Çerkez Birlik ve Yardımlaşma Cemiyeti).

Bu cemiyetin kuruluşunda Osman Ferit Paşa başı çekenlerdendir. Beşiktaş Kulübü'nün resmi kuruluşu ise bir yılı aşkın bir süre sonra gerçekleştirilecektir. Cemiyetin kuruluş amaçları, anayasa, danışma usulü ve meşrutiyetin yürürlülüğünün devamı; Çerkezlerin eğitim, ticaret ve tarım alanlarında gelişmelerinin sağlanması, Çerkez geleneklerinin korunması ve anayurt Kafkasya'nın bağımsızlığı için uğraş verilmesidir. Osman Ferit Paşa'nın Beşiktaş Kulübü'nün kurucuları olan oğulları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket de Çerkez İttihat ve Teavün Cemiyeti'nde faal birer üye olarak çalışmalara katılmışlardır.

Tahmin edebileceğiniz gibi Ahmet ve Mehmet Fetgeri kardeşler de kuruluşundan itibaren bu cemiyete katılmışlardır. Çerkezler için Mehmet Fetgeri Bey, Çerkez tarihi ve sosyolojisi üzerine eserler vermiş efsanevi bir yazar, Çerkez kültürünün gelişimine katkıda bulunan saygın bir fikir adamıdır (Çerkez kaynaklarında ismi Mehmet Fetgerey Şeonu olarak geçmektedir). 19 Ocak 1931'de İstanbul'da çalışmakta olduğu Adapazarı Maden İşletmeleri A.Ş.'nin bulunduğu Agopyan hanında çıkan yangına görevi başındayken yakalanır. Çalışma odasını hemen terk etmek yerine belgelerini, evraklarını kurtarmaya çalışır. Odasına dolan yoğun gaz ve duman nedeniyle Kafkasyalı iki iş arkadaşıyla birlikte boğularak yaşama veda eder. Öldüğünde henüz 41 yaşındadır. Mehmet Fetgeri Bey'in Çerkez düşünce hayatına yön veren bazı eserleri şunlardır: Çerkez Meselesi (1931/1350), Çerkez Meselesi Hakkında Türk Vicdan-ı Umumisine ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne Arıza (1923/ 1339, 2 cilt), Osmanlı Alem-i İçtimaisinde Çerkez Kadınları (1914/1330), Çerkezlerin Aslı Mabudlar Neslindendir (1922/1338), Kafkasya ve Servet Menbaları (1924/1340), Rus Emperyalizmi ve Dağlıların Bağımsızlığı (Rusça olarak Prag'da yayımlanmıştır /1928).

Mehmet Fetgeri Bey'in hayattayken yayımlayamadığı bazı eserleri, çeşitli tarihlerde Kafkas dernekleri tarafından derlenerek bu derneklerin yayın organlarında yayınlanmış, Mehmet Fetgeri'nin ismi yaşatılmıştır. Bunlardan bazıları; " Lezgiler ve Adıgeler ", " Kafkas Birliği, Çarlık ve Sovyet Rejimleri ", " Şimali Kafkasyalıların Prometesi ve Hürriyet Aşkı ", " 11 Mayıs ve Sönmeyen Ümit ", " Kafkas Efsaneleri ", " Onsekizinci Asırda Şimali Kafkasya "dır. Mehmet Fetgeri'nin " Terbiye-i Bedeniye, Kendi Kendine Jimnastik " ve " Yirmi Hareketle Jimnastik Dersleri " adlarında yayımlanmış iki spor kitabı da vardır.

Burada Osman Ferit Paşa'nın küçük kızı, Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket beylerin kız kardeşleri Zübeydet Şhaplı üzerine de bir paragraf açmak istiyorum. Zübeydet Şahaplı, Çerkezlerin önde gelen kadın gazeteci ve yazarlarındandır. 30'lu yıllarda Cumhuriyet gazetesinin Paris muhabirliğini yaparken aynı zamanda Fransızca yayımlanan La Republique gazetesinde de yazıları yayımlanmıştır. Ancak Kafkas tarihi üzerine yazdığı kahramanlık hikâyeleri, Kafkas kültürüne kattığı asıl önemli eserleri olarak kabul edilir. Beşiktaş'ın bir ve iki numaralı kurcuları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket'in Beşiktaş Kulübü içinde 1908 sonrası herhangi bir faaliyetleri görülmez.

1909'da iki farklı kulübün aynı çatı altında birleşmesiyle kurulacak " Beşiktaş Osmanlı Jimnastik Kulübü " kurucuları arasında da yer almayacaklardır. Kuruluşu bu tarihte resmiyet kazanacak kulüpte 1903'te Serencebey'de kurulan ilk kulübü temsilen Fetgeri kardeşler bulunacaktır. Zaten bu dönemde Osman Ferit Paşa'nın vefatını takiben Şhaplı ailesi üyeleri İstanbul'dan ayrılarak İsviçre'nin Cenevre kentine yerleşirler. Ailenin çocukları eğitimlerini İsviçre'de tamamlayacaklardır. Ne ilginçtir ki Beşiktaş Kulübü'ün temel taşları olan Şhaplı, Fetgeri ve Balkan ailelerinin zaman içinde yolları ayrılacak ancak bu ailelerin yolları yine bir Çerkez olan Kuşçubaşı Eşref Sencer'in temel taşlarını Çerkezlerden örerek kuracağı Teşkilat-ı Mahsusa örgütünde kesişecektir.

Fuat Balkan ve Mehmet Fetgeri Batı Trakya'da henüz 16 yaşındayken İsviçre'deki öğrenimini yarım bırakıp gönüllü olarak teşkilata katılan Şhaplı Hamza Osman ise Basra'da olmak üzere Teşkilat-ı Mahsusa örgütünün en üst kademelerinde hizmet vereceklerdir. Beşiktaş Kulübü'nün temel taşları olan Çerkez aileler için spor amaç değil savaşma yeteneklerini geliştirecek, hem kendilerinin hem de spor yapmaya teşvik ettikleri gençlerin sağlıklı, güçlü bir bedene sahip olmalarını sağlayacak bir araçtır. Nitekim uzun yıllar yönettikleri kulüpte bir başkan, bir idareci gibi değil, bir eğitmen, bir komutan gibi çalışmışlardır. Kulüp Cumhuriyet yıllarına dek her türlü yokluk ve yoksunluğa karşın onların sırtlarında ayakta kalabilmiştir. Altının dikkatle çizilmesi gereken bir ayrıntıyı unutmamamız gerekir.
Hamza Osman
Cumhuriyet sonrası 1925'te yeniden oluşturulan kulüp tüzüğünde alışılmadık bir şekilde kulüp fahri başkanının ismi belirlenmiştir. Yani bir anlamda kulübün hamisinin ismi resmileştirilmiştir. İlginç olan tüzükte " Reis-i Fahri: Müdafaa-i Milliye Vekili Recep Bey Efendi'dir " maddesiyle fahri başkanlığı resmileştirilen Recep Peker de ailesi Dağıstan'dan göç etmiş bir Çerkezdir. Beşiktaş'ın kuruluş renklerinin neden Siyah - Beyaz olduğunu ve " Kırmızı - Beyaz renk yalanını " bir başka yazımda anlatacağım ama o güne dek siz değerli okuyucularımızın siyah - beyaz renklerin Çerkez kültüründeki önemi üzerine şöyle bir kafa yormalarını arzu ediyorum. Yanıtı bulmakta zorlanmayacağınıza eminim.

1910 Beşiktaşlı sporcular Oturanlardan sağ Baştaki Mehmet FETGERİ Ayaktakilerden sağ baştaki Fuat BALKAN sağda dördüncü Ahmet FETGERİ

27 Eylül 2007 Perşembe

Serdar Özkan Cumhuriyet Spor Eki Röportajı

SERDAR ÖZKAN

- Altyapıdan sonra Ertuğrul Sağlam dışında 4 teknik adamla çalıştın; Lucescu, Del Bosque, Rıza Çalımbay, Jean Tigana ... Hepsi seni sezon öncesi kamplara çağırmıştı. Ancak kiralık olarak başka takımlara gittin. Bu durum seni üzdü mü?
SERDAR ÖZKAN: Lucescu ile 3-4 maç oynamıştım. Sonra devre arasında İstanbulspor'a kiralık gittim. O ara ulusal maçlar vardı. İstanbul'da çok fazla oynamadım; oradan Akçaabat'a gittim. Akçaabat'ta bir sezonda 35 maç oynadım. Elbette bu beni üzdü. İdeallerim vardı ve uzaklaştığımı düşündüm. Ama hiçbir zaman kendimi bırakmadım.

- Sheriff maçında güzel bir futbol ortaya koydun ve bir anda spor medyasında en çok konuşulan isim haline geldin...
S.Ö.: Sheriff maçı benim için yıllardır içimde biriken bir hırsın patlamasıydı. Ama yine de tam anlamı ile Serdar Özkan olarak oynamadığıma inanıyorum. Kimse beni daha önce izlememişti. Ama gerçek Serdar bu değil. Ben hırslı bir insanım ve Serdar Özkan'ın daha iyi olabileceğini biliyorum ve bunun için çok çalışacağım


-Anadolu takımlarında oynarken neler hissediyordun. İstanbul, Beşiktaş aklının bir kenarında var mıydı?
S.Ö.: Şunu söylemeliyim ki Anadolu'dan büyük takıma gelip tekrar Anadolu'ya dönersen pek fazla problem yaşamazsın. Anadolu'yu görmüşsün, oradan büyük takıma gelmişsin. Ama büyük takımdan Anadolu'ya gidersen problemler yaşayabiliyorsun. Buradaki imkânlar, tesisler, soyunma odası ve aklınıza gelebilecek her şey; orada bunları bulamıyorsunuz. Bunlar da problem oluyor. İlk defa başka bir şehre gitmişsiniz, adapte olmaya çalışıyorsunuz. Anadolu'nun bana en büyük katkısı buraların değerini anlamam oldu.


- Artık Beşiktaş'ın 18 kişilik kadrosunda bulunan oyuncuların pek çoğu 23 yaşın altında. Senin için avantaj ama genel olarak nasıl değerlendiriyorsun bu durumu?
S.Ö.: Futbolda bu tabirler vardır; genç-tecrübeli diye. Ama bence genç futbolcu da birkaç maç sonra tecrübe kazanabilir. Gençler de oynayarak tecrübe kazanacak. Ben 2. ligde 50-55 maç oynadım. Tecrübesiz sayılmam. Kendimi öyle görmüyorum. Diğer arkadaşlarım için de yaşları genç olabilir ama oynadıkça tecrübesizliklerini ortadan kaldıracaklardır.


- Futbol dışındaki hayatın nasıl?
S.Ö.: Ailemle vakit geçirmekten hoşlanıyorum. Yeğenlerim var onlarla zaman geçiriyorum. Onlara hediye almayı çok seviyorum. Eğer sabah antrenmanı varsa tesislerde kalıyorum, yoksa evde oluyorum zaten.

http://bjktaraftarproje.com/