20 Ekim 2007 Cumartesi
19 Ekim 2007 Cuma
İslam Ülkelerinin First Layd'leri...
17 Ekim 2007 Çarşamba
RENGİ SARI- LACİVERT , AMBLEMİ KARTAL - GALATASARAY
Tuğrul YENİDOĞAN
RENGİ SARI- LACİVERT , AMBLEMİ KARTAL
GALATASARAY
Galatasaray'ın sarı-kırmızı renkleri kabulünden önce sarı-lacivert formalarla maçlara çıktığını, 1906 İstanbul Ligi'nde sarı-lacivert renklerle mücadele ettiğini ve ilk logosunun 'kartal' olduğunu bilir misiniz? Ben, birçok Galatasaraylı'nın bilmediğine inanıyorum. Neden mi? Kartal logosu farklı anlamlar biçilerek anlatılıyor olsa da, bir şekilde Galatasaray tarihçelerinde yer alıyor. Ancak sarı lacivert renklerin varlığının nedense üzeri örtülüvermiş. Bir şekilde evrime uğratılarak zaman içinde sarı-siyah renklere dönüştürülüvermiş.
Şimdi, bu evrimin nasıl gerçekleştiğine bakalım. Galatasaray Kulübü'nün bir numaralı kurucusu Ali Sami (Yen) Bey 1929 yılında yayımladığı anılarında, kurdukları takım için kırmızı-beyaz renkleri seçtiklerini, ancak Türk olduklarının anlaşılmasından çekinerek bu renklerden vazgeçtiklerini ve maçlara sarı-lacivert formalarla çıktıklarını anlatır. Ali Sami Bey'in bu anılarını Galatasaray'ın ilk kulüp tarihçesi olarak da kabul edebiliriz: "Galatasaray ismi kendimize mal etmekten çok ürktük. Çünkü içinde 'saray' gibi dikenli bir kelime vardı. Fakat ne yaparsak yapalım, gerçek ismimiz benliğimize yapışıp kaldı. Bu isimden tek çekinen biz değildik. İngilizce olarak yayınlanan ve futbol maçlarının sonuçlarını tek yazan gazete olan Levant Herald'da da Galatasaray adı geçeceği zaman "another team" (diğer takım) yazıyordu.
Benzer bir sorun da renklerimizde yaşandı. Takım için seçtiğimiz renkler, bayrağımızın renkleri olan kırmızı ve beyazdı. Bu ilk formaları Asım Tevfik'in annesiyle kardeşim dikmişlerdi. Ancak, kırmızı-beyaz gömlekleri giydikten sonra milliyetimizi apaçık ilan etmesinden korktuk. Kuşdili'nin meşhur al fesli, palabıyık, tıknaz hafiyesi etrafımızda çizdiği çarkları daraltmaya ve fena gözle bakmaya başlamıştı.
Çok genç olmamızı, bu hareketlerimizin anlayışla karşılanması için kalkan olarak kullanmakla beraber, amacımıza ulaşma yolunda, istemeye istemeye kırmızı-beyazı terk ettik.'' Hikâyenin devamında, Ali Sami (Yen) Bey ve arkadaşlarının İngiliz kökenli Economic kooperatifinin mağazasına gitmeleri, burada çalışan Rum futbol idarecilerinden Yanni Vassiliadis 'den yardım istedikleri, Birmingham ''William Schillcokc'' mağazasının katalogundan, sarı-lacivert renkli parçalı formaların beğenilip ısmarlandığı anlatılır. ''Another Team'' 1906 İstanbul Ligi'nde (Football Constantinople League) sarı-lacivert formalarla top koşturacaktır. 1914 yılında gazeteci Suat Hayri Bey bir Türk tarafından kaleme alınmış ilk futbol tarihçesini yayımlar. Başlığı ''Futbolun Şehrimizde İnkişafı ve Tarihçesi'' olan bu yazıda, bakın Galatasaray'ın 1906 ligine kabul edilmesi nasıl anlatılıyor: "Bu (1906-1907) de Türkler içün şâyân-ı kayd [kayda değer] bir vak'a hâdis olmuşdur.
Birkaç seneden beri mekteblerinde ve haricde yukarıda bir nebze bahs eylediğim gülünc ve korkunc mevani'e [engellere] rağmen bu oyuna mahsus idmanlar ile meşgul olan ve (Galatasaray) tesmiye edilen [isimlendirilen] Mekteb-i Sultanî takımının ilk Türk kulübü olarak (Lig)e dahil olması ve parlak bir suretde saha-i cidâle [mücadele alanına] atılmasıdır. Parlak diyorum, çünki ilk müsabakada zamanın serafrâzanından olan (Imogen) Kulübüyle bire karşı bir gol ile berabere kaldı.'' Sarı lacivert renklerin evrimi duayen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın 'la başlar. Kuruluş döneminin canlı tanığı Ruşen Eşref Ünaydın, ilk kez 1952 yılında yayımlanan ''Galatasaray ve Futbol - Hatıralar'' adlı kitabında, 1906 yılında kullanılan forma renklerinin sarı ile siyaha kaçan koyulukta bir lacivert olduğunu yazar.
Gerek Ali Sami Yen'in, gerek Ruşen Eşref'in anılarından, sarı-lacivert renkli formaların 1906 yılı içinde, yani Fenerbahçe kurulmadan önce kullanıldığı net olarak anlaşılmaktadır. 26 Aralık 1906 tarihinde oynanan ve Galatasaray'ın 5-0 mağlup olduğu Baltalimanı maçının ardından, uğur getirmediğine inanılarak bu formalar değiştirilir. Galatasaraylı futbolcular vişneye çalan, koyuca, tatlı bir kırmızı ve içinde turuncudan iz taşıyan tok bir sarıdan oluşan maç gömleklerini ilk kez 1907 yılı içerisinde kullanmaya başlar. Ruşen Eşref anılarında forma rengini " sarı ile siyaha kaçan koyulukta bir lacivert" olarak tanımladı, günümüz tarihçileri için aranan evrim yolu açılıvermiştir. Siyaha kaçan koyuluktaki lacivert, görülen lüzum üzerine siyaha dönüşüvermiştir.
Galatasaray Kulübü resmi internet sitesinde yer alan tarihçede son durum şöyledir: "Galatasaray Spor Kulübü'nün ilk renkleri kırmızı-beyaz'dır. Bayrağımızın renklerinden esinlenerek seçilen bu renkler, dönemin baskıcı ve paranoyak yönetimi tarafından kuşkuyla karşılanmış ve futbolcular sıkı bir takibe alınmışlardır. Bu nedenle, sarı-siyah renkler gündeme gelmiş ama bunlar da kalıcı olmamış ve Galatasaray bugünkü renklerine kavuşmuştur.'' Üç büyüklerin tarihçeleri incelendiğinde, en az tahrif edilen, uydurma efsanelerin en az kullanıldığı; bir başka anlatımla en iyi korunmuş tarihçe olan Galatasaray tarihçesinde, sarı ve siyaha kaçan koyu lacivert renklerin, sarı-siyah olarak aktarılmış olduğunu görmek üzücü.
Bir eğitim kurumundan doğmuş olmanın avantajı ve ciddiyetiyle, başka kulüplerde olduğu gibi ''tarih yücelticisi'' yazarlara prim vermediklerini düşündüğüm Galatasaraylı'ların, bu konuda var olan kaynakları yok saymayarak, ilk kez katıldıkları 1906 İstanbul Ligi'nde sarı lacivert renklerle mücadele ettiklerini, hem de altını kalın çizgilerle çizerek not düşmelerini beklerdim.
ALİ SAMİ YEN, KIZKARDEŞİ SADIYE HANIM'LA
TİRAN KARTAL'I
Ö nce bilinen hikâyeyi hatırlayalım. "Galatasaray'ın ilk amblemi, ağzında futbol topu olan kanatları gerili bir kartal motifidir. Galatasaray Mekteb-i Sultanisi'nin 333 numaralı talebesi Şevki (Ege) tarafından çizilmiştir. Ali Sami (Yen) Bey anılarında, kartal amblemin ünlü İsviçre çikolatası Tobler'in paketinde görülüp beğenildiğini anlatır. Galatasaray'ın harf devriminden önce "Gayin ve Sin", harf devriminden sonra ''G ve S'' harflerinden oluşan bildik amblemi 1923 yılında kabul edilir. Kullanılmaya ise 1925 yılında başlanır.''
Peki, Galatasaray'ın amblem olarak kartal motifini seçmesi gerçekten bir rastlantı mıdır? Neden aslan, panter veya bir başka şey değil de kartal seçilmiştir? Olay, bir çikolata markasının logosunun görülüp beğenilmesi şeklinde açıklanacak kadar basit midir gerçekten? Belki de cevabını aradığımız tüm soruların yanıtı Ali Sami Yen'in kimliğinde gizlidir.
Ali Sami (Yen) Bey kimin oğludur? Arnavut milliyetçiliğinin en önemli idollerinden biri olan Şemsettin Sami 'nin (veya Arnavutluk milli tarihindeki adıyla Sami Frashëri'nin) oğludur. Şemsettin Sami,1850'de Güney Arnavutluk'ta Yanya'ya bağlı Fraşer kasabasında doğmuştur. İstanbul'a gelişi ve Matbuat Kalemi'nde görev alışı 1871 yılındadır. 4 Mayıs 1884 tarihinde Kazasker Sadettin Efendi'nin kızı Emine Veliye Hanım'la evlenen Sami, kayınpederinin Kandilli'deki yalısına yerleşir. Bu evlilikten Samiye, Ali Sami (Galatasaray'ın kurucusu), Sadiye ve Sadi adlı 4 çocuğu dünyaya gelir. Ali Sami (Yen) 1886'da Kandilli'de dedesine ait bu yalıda doğar.
Ali Sami Bey'in sadece babası Şemsettin Sami değil, amcaları Naim ve Abdül de Arnavutluk tarihinde önemli roller oynamışlardır. Sami ve Abdül Fraşeri kardeşler Latin ve Yunan harflerini kullanan ilk Arnavut alfabesini ve ilk Arnavutça dilbilgisi kitabı yazmışlardır. Diğer amca Naim Fraşeri , Arnavut milli şiirinin kurucusu olarak kabul edilir. Ali Sami Bey'in amcası Abdül Bey 1892'de, annesi Emine Veliye hanım 1893'te vefat eder. Baba Şemsettin Sami alışılmadık bir karar vererek, ölen kardeşi Abdül Bey'in eşi Belkıs Hanım'la evlenir. Eski kayınpederinin Kandilli'deki yalısından taşınarak, Erenköy Galip Paşa Camii yanındaki sokakta inşa ettirdiği köşke taşınır. Belkıs Hanım'dan İskender adı verdiği bir çocuğu daha olur. 1899 yılında Bükreş'te Arnavut milliyetçiliğinin manifestosu kabul edilen ''Arnavutluk Neydi, Nedir ve Ne Olacak? Anavatanın Onu Kuşatan Tehlikelerden Kurtuluşu Üzerine Düşünceler'' adlı imzasız eser yayımlanır.
Günümüzde bile bu eserin kime ait olduğu tartışılmalıysa da, Türkiye dışında genel kabul Şemsettin Sami'ye ait olduğu yönündedir. Bu eserin yayımlandığı 1899 tarihinden itibaren Şemsettin Sami, Erenköy'deki köşkünde saray tarafından adeta göz hapsine alınır. Vefat ettiği 1904 tarihine kadar 5 yıllık ev hapsi yaşayacaktır. Oğul Ali Sami ise, kulüp kurma girişimini ancak babasının ölümünden 1 yıl sonra gerçekleştirebilecektir. Şemsettin Sami'nin bu gün Arnavutluk'un başkenti Tiran şehir merkezinde, bir milli kahraman olarak büstü sergilenmekte, Arnavut okullarında, Arnavut milliyetçiliğinin en önemli kuramcılarından biri olarak öğretilmektedir.
Arnavutluk devleti, Erenköy'deki aile mezarlığında bulunan Şemsettin Sami Bey'in naaşını, Arnavutluk'ta yaptırılacak bir anıt mezara nakletmek üzere Türkiye Cumhuriyet'inden defalarca talep etmiştir. Bu talep T.C. yetkilileri tarafından her seferinde reddedilmiştir. Kartal, Arnavut kültürünün simgesidir. Arnavutluk isminin Arnavutçadaki karşılığı "Shqipëria'' (Şikiperya)'dır. Shqipëria'nın Türkçe karşılığı "Kartal Ülkesi'' dir. Arnavutluk'un milli sembolü çift başlı kartaldır. Ne ilginçtir ki, Arnavutluk'un milli kahramanı Sami Frashëri'nin oğlu Ali Sami Bey tarafından kurulan Galatasaray Kulübü'nün amblemi de kartaldır.
16 Ekim 2007 Salı
Basketbol Kombineleri
Bu sene çok iyi bir takım oluşturulmuş, keza bu iyi oyuncuların başına da Ergin Ataman gibi çok yetenekli bir hoca var.
17.Kasım.2007 tarihinde de Beşiktaş Akatlar Spor Salonu'nda saat 18.00'de Karşıyaka ile karşılaşıyoruz.
Bugün basketbol kombine kartlarımızı teslim aldık.Yarın da bir aksilik çıkmaz ise salondayız.
15 Ekim 2007 Pazartesi
100.Yıl Etkinliği
9 Ekim 2007 Salı
İbrahim Kaş Röportajı

İbrahim Kaş Röportajı
Cumhuriyet Spor Dergi 09.Ekim.2007
- İlk defa Sheriff maçında oynadın. Kendini onbirde görünce neler hissettin?
Yapabilecek miyim diye bir tereddüt yaşamıştım. Hazırlık kampında yaptığımız maçlarda çok iyi oynuyordum; acaba kamptaki gibi devam eder miyim diye düşünüyordum. Hafif bir takımla oynadık ama riskli bir maçtı sonuçta. Ne olursa olsun bir eleme maçıydı. Hata yapmak gibi bir şansın yok. Bir hata yapsam herkes suçlayan gözlerle bana bakacak diye düşünüyordum. Zaten o maçlarda oynadın oynadın, yoksa bir daha hayatta olmaz. Fakat ben o gün iyi oynadığımı düşünüyorum. İlk defa 11'de oynamama rağmen sırıtmadım bence.
- Sonra Fenerbahçe maçı vardı. Maça çıkmadan önce nasıldın?
Gayet sakindim ama tam maça çıkarken beni de derbi heyecanı sardı. Maça da iyi başladım zaten; biraz süre geçince heyecan da kalmıyor, tamamen maçı kazanmaya konsantre oluyorsunuz o maçlarda.
- Şampiyonlar Ligi'nde grubu nasıl değerlendiriyorsun?
Biz çok güçlü bir takımız. Marsilya maçında rakibin bize gol atmak gibi bir niyeti yoktu. Topu alıyoruz tekrar rakibe veriyoruz, çok top kaybettik. Bizden daha iyi olsalar gam yemeyeceğim. Şans meselesi bu iş; aynı korneri biz kullansak, top yine direkten dönse orada bizden birinin önüne düşmezdi. Açıkçası gücümüzü ortaya koyarsak ben bizi grupta yenebilecek takım olduğunu düşünmüyorum. Biz yeter ki gücümüzün gereklerini yerine getirelim, kendine güvenen bir takım olarak oynayalım bu gruptan çıkarız.
- Şampiyonlar Ligi'yle birlikte Gerard, Carragher, Cisse gibi futbolcularla mücadele etme şansın var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?
Değişik bir duygu tabii. Sonuçta hepimiz dünyanın ayrı bir yerinden kalkıp gelmişiz. Karabük'ten geliyorsun ve dünya yıldızlarıyla mücadele ediyorsun. Gerard'a karşı mücadele etmek beni heyecanlandırıyor. Ama bu maç anında, maçtan sonra bitiyor bütün bunlar.
- İlgi odağı olmak rahatsız ediyor mu seni?
Şöhret aslında insanı yok edebilir; bunun farkındayım ama şimdilik güzel geliyor. Geçen sene "Ne iş yapıyorsun?" diye sorduklarında "Futbolcuyum" diyordum. "Hangi takımda oynuyorsun?" diye soruyorlardı. "Beşiktaş'ta oynuyorum" deyince "Altyapı da mı oynuyorsun?" dedikleri zaman kötü oluyordum. Çünkü ben burada deli gibi idman yapıyorum, antrenmanlarda çimi yiyorum; "Altyapı mı?" diye sorduklarında kötü oluyordu.
- Ertuğrul Sağlam nasıl bir teknik adam?
Ertuğrul hoca bizim için bir avantaj. Sheriff maçında Serdar ve beni oynatmıştı. Bu her teknik adamın cesaret edemeyeceği bir karar. Hocamızın bizim için çok büyük bir şans olduğunu düşünüyorum. İyi oynadığın zaman arkasının geleceğini biliyorsun. "İdmanda oynadığını oyna, ben senden ekstra birşey istemiyorum" diyerek güven veriyor. Genç bir oyuncunun yanına hocasının gelip başını okşaması inanılmaz birşey; dünyayı versen o kadar sevindiremezsin.
Mahalle Takımlığından Asırlık Çınarlığa ( 2)
Ahmet Fetgeri Bey, ailesiyle birlikte Kafkasya'dan Sapanca'ya göç ederken izini kaybettiği bazı akrabalarını arayışı sırasında bu mektubu yazmış. Ailenin Türkiye'ye hicret etmeden önce kullandığı isimlerle Türkiye'ye göçleri sonrası kullandıkları adların farklılığına dikkatinizi çekmek isterim. Büyük - küçük harfler ve noktalama işaretleri, mektubun orijinalinde olduğu gibi kullanılmıştır: "Soyumuzun adı (AŞENİ) dir. Buradaki (A) dan sonra gelen (Ş) harfinin aslı (Ş) ile (F) arasında bir sedadır.
Teşkilat-ı Mahsusa buluşturdu (Cumhuriyet/T.YENIDOGAN)
Çerkez göçmenlerin seçkin boylarından olanlar Osmanlı politikası gereği İstanbul ve İstanbul'un yakın çevresine yerleştirilirler. Osmanlı ordusuna ve bürokrasisine entegre edilirler. İçlerinden birçok paşa, bürokrat ve saray görevlisi memur yetişir. İşte Beşiktaş Kulübü'nün nüvesini oluşturan Bereketiko Jimnastik Kulübü'nü kuran gençlerin aileleri, Çerkezlerin seçkin boylarına mensup bulunmaları nedeniyle Osmanlı'nın devlet kademelerinde yararlanmak üzere İstanbul ve yakın çevresine yerleştirdiği bu ailelerindendir.


1910 Beşiktaşlı sporcular Oturanlardan sağ Baştaki Mehmet FETGERİ Ayaktakilerden sağ baştaki Fuat BALKAN sağda dördüncü Ahmet FETGERİ
yeni beste v.4
Yeni Beste v.3
Yeni Beste v.2
8 Ekim 2007 Pazartesi
Beşiktaş 1 - Cavcavbirliği 0
Neymiş İkinci yarı Beşiktaş'lı topçular her pozisyonda yerdeymiş ,evet yerdeydiler sizde bir 61 numara ile 34 numara Eren vardı ayakta Beşiktaş'lı futbolcu gördükleri anda indiriyorlardı,özellikle 61 numaralı futbolcu nasıl atılmadan sahada kaldı hayret...
Maça gelince şöyle maçı domine edip alacağımız bir maçı özlemle ve sabırla bekliyoruz.
Gündüz maçı olunca hep stadlarda ışıklandırmalar olmadan önce gündüz oynana maçlar gelir aklıma,her ne kadar maçları stada teşrif etmeye başladığım dönemlerin sonlarına denk gelsede.
Özellikle BJK -GS ve BJK -FB derbilerindeki yarı yarıya kapalı tribünde bulunmuş olmak çok ama çok güzeldi.Adnan Polat seni bir kere daha kötü niyatle yâd ediyorum.
Bu maç için konumumuzu değiştirdik kapalı alt göbekten kapalı alt yeni açık köşesi en önde yerimizi aldık.Bu nedenle ve gün ışığından dolayı inanılmaz çok sayıda foto ve video çekebildim.
Yurtdışından arak FB ve bizim söylediğimiz yeni besteyi kayıt ettim,Sanki biz daha güzel söyledik gibi geldi bana,ama bunun için FB'nin evindeki ilk maçı beklemek lazım.
Baki maç öncesi kadro dışında olduğu için biraz çimlere bastı,bir iki foto çektirdi,sonra tribüne çıktı.Ben severim Baki'yi elinden geleni yapar,iyide bir kesicidir.
Cisse'ye her geçen gün daha çok ısınıyorum,Allah sakatlıktan korusun biz bu arkadaştan çok ekmek yeriz.
Ertuğrul Sağlam Diatta ve Higuain'in maliyetleri hakkında iki kelam etmiş,hiç ama hiç yakıştıramadım,benzer mantıkla açıklamalar devam etmezse duymamış gibi kabul edeceğim.
6 Ekim 2007 Cumartesi
CEbit 2007
Digitürk'ün Stand-Salon karışımı yerine Lig Tv canlı yayındaydı,Kabloları kesilmesine rağmen sesleri çıkmayan Erman-Şansal ikilisi ve Hobbit Ömer ile Atilla Gökçe'nin bulunduğu bir program vardı.
Oğuz Tongsir saçını boyatmış şahdı şahbaz olmuş.
Ballı Porto 'nun son dakika golüyle bizi yendikten sonraki gün Maestro Cisse ile İbrahim Torimik'de fuarda dolaştılar basınla beraber,İbrahim'i bir ara dinlerken en az benim kadar üzüldüğünü hissettim,sağlık olsun diyelim...
Panasonic'in dünyanın en büyük plazma TV'sini geçen sene de görmüştüm bu senede sergilemişler,bizim salona koysam seyrederken bir süre sonra başım döner koltuktan düşerim her halde,fiyatı kdv dahil 100.000 €,Orta sınıf Bmv ,Mercedes parasına tv,ilginç...
Çok geniş açıdan bir Haliç - Kabataş arasını panoramik olarak fotoğraflamışlar,birde üşenmeden baskıya verip 30-40 metrelik bir poster haline getirmişler,valla bravo…Resmin önündeki arkadaşa çekil dedik,çekilmedi…
Fenerbahçe'li futbolcularda çok kalabalık gelmişlerdi,ama çıkınca fuara geldikleri numunelik otobüslerini görünce Carlos buna nasıl binmiş diye dedikodu yapmadık değil.Esas takım otobüsünü vermemişler her halde.
5 Ekim 2007 Cuma
Skandallar federasyonu ve terbiyeli spor basını!..

Vestel 21 eylülde, Manisa'da Trabzonspor'la oynuyor.. Santrfor Holosko, nefis bir gol atıyor ve sevinçle tribünlere koşup, tel örgülere tırmanıyor. Kural açık. Sarı kart. Daha önce de bir sarısı var. Kırmızı.. Holosko oyun dışı kalıyor. Bir maç otomatik cezalı.Garip kurallar ülkesi Türkiye'de, sarı kartlar sadece kendi kategorisinde, oysa kırmızılar her maçta geçerli. Bu yüzden Holosko, 5 gün sonra 26 eylülde, hafta arasında Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile oynanan Türkiye Kupası ikinci tur maçında sahaya çıkmayarak cezasını çekiyor. Bu sayede de 30 eylülde İstanbul'da oynanan Büyükşehir-Vestel lig maçında takımındaki yerini alıyor.Buraya kadar tamam..
Şimdi bakın.. Geçen hafta UEFA Başkanı Platini, Futbol Federasyonu Başkanı Haluk Ulusoy'un konuğu olarak Türkiye'ye geldi ve hazırlanan program gereği, sadece Fenerbahçe Kulübü'nü ziyaret etti. Platini Fransız.. Bu ülkede Fransız kültürünü temsil eden camia Galatasaray. Bu yüzden, bu ülkeye gelen Fransız önde gelenleri önce, ya da sadece Galatasaray'ı ziyaret ederler. Gelenektir.. Ama Fransız Platini, Haluk Ulusoy'un programı ile Fener'e götürüldü, neden?.. Terbiyeli spor basını, onu da hiç merak etmiyor.
Ulusoy, Platini'yi Fener'e götürdü.Ulusoy, Manisa'nın en büyük kozunun Fener'e karşı oynamasını engelledi.Taşları yerine koyun.. Canaydın ihanet etti. Demirören ve Albayrak koptular. Yani AKP'nin, Fenerbahçe'nin de yardımıyla devirmek ve ele geçirmek istediği federasyonda, artık Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon, Ulusoy'un arkasında değil..
4 Ekim 2007 Perşembe
Beşiktaş 0 - (Ballı) FC Porto 1
3 Ekim 2007 Çarşamba
Mahalle Takımlığından Asırlık Çınarlığa



Araştırmalarım sırasında, Beşiktaş'ın kuruluşunu gerçekleştiren ailelerin, yeni kuşaklarıyla tanışıp, görüşme imkânım oldu. Gerek Fetgeri, gerek Mehmet Şamil - Hüseyin Bereket kardeşlerin ailelerinin genç kuşaklarıyla bir araya gelmek, onların soy ağaçların inceleme fırsatı bulmak, beni define bulmuş kadar sevindirdi. Ne yalan söyleyeyim, bu ailelerin Kafkas halklarının kültüründe bu kadar önemli yerlerinin olduğunu, bu denli sayılıp, bu denli sevildiklerini bilmezdim.
BEREKETİKO JİMNASTİK KULÜBÜ
Önce, babaları Osman Ferit Paşa'ya ait Serecencebey'deki konakta kulübün kuruluşunu sağlayan Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket kardeşlerin soyağacını inceleyelim.


ŞEYH ŞAMİL'İN TORUNU

Beşiktaş'ın kurucuları Mehmet Şamil ve Hüseyin Bereket'in anneleri Nefiset Hanım, tarihte ''Dağıstan Aslanı'' diye nam salan Şeyh Şamil'in torunudur. (Bazı kaynaklarda Şeyh Şamil, bazı kaynaklarda İmam Şamil olarak geçer. Buradaki şeyh ve imam sıfatları günümüzde anladığımız şekliyle dinsel bir anlam içermez. O günün Kafkasya'sında siyasi otoriteyi tanımlayan sıfatlardır. Yanlış anlaşılma olmasın.) Şeyh Şamil, kuzeydoğu Kafkasya'nın Dağıstan bölgesinin Avar boyundan Gimri'li savaşçı komutan Dengov Muhammed 'in oğludur.
ABDÜLAZİZ'DEN AĞIRLAMA
Şeyh Şamil, on yıllık Rus esaretinden kurtulduktan sonra, 1869 yılında, İstanbul'a gelir. Büyük sevgi gösterileriyle karşılanır. Ailesi ile birlikte uzun bir deniz yolculuğu sonunda, geldiği Dolmabahçe sahilinde saltanat kayıkları ile karşılanan önemli misafir, bizzat Sultan Abdülaziz tarafından ağırlanır. Cuma selamlıklarına padişah ile birlikte katılan Şeyh Şamil, İstanbul halkının büyük sevgisine mazhar olur. Bir süre İstanbul'da kalan Şeyh Şamil, hac görevini yerine getirmek için Hicaz'a gider.
1 Ekim 2007 Pazartesi
CowParade
http://bjktaraftarproje.com/













