22 Kasım 2008 Cumartesi

Giunti ilk kez Zaman'a konuştu: Gizli güçler devreye girdi, Beşiktaş'ın şampiyonluğu gitti

Giunti ilk kez Zaman'a konuştu: Gizli güçler devreye girdi, Beşiktaş'ın şampiyonluğu gitti

Türkiye liglerinde oynayan ilk İtalyan olarak tanıdık onu. Orta sahadaki savaşçı kimliğinin yanı sıra soğukkanlı futboluyla Beşiktaş'ın 100. yıldaki şampiyonluğunun mimarlarından biri oldu.
Siyah-Beyazlıların orta sahasında hâlâ yokluğu hissedilen, İnönü tribünlerinin çok sevdiği, çalışkanlığıyla alkışlanan Federico Giunti'den bahsediyoruz. Türkiye'den ayrıldıktan sonra hiçbir Türk gazetesine röportaj vermeyen Giunti suskunluğunu ilk kez ZAMAN için bozdu. Yaşadığı kasaba Citta de Castello'dan röportaj için 60 kilometre uzaklıktaki Perugia'ya gelen İtalyan futbolcuyla Siyah-Beyazlı günlerini, eski dostları ve 2003-2004 sezonundaki kaçan şampiyonluğu konuştuk.

Uzun yıllar sonra seni görmek çok güzel. İtalya'da şimdi neler yapıyorsun?

Hiçbir şey yapmıyorum (gülüyor). Artık hazır para yiyorum. Bu sene futbolu bıraktım. 37 yaşına geldim ve kendi kendime 'artık yeter' dedim. Şimdi ailemle vakit geçiriyorum. Çocuklarıma ve eşime daha fazla zaman ayırıyorum.
Senden sonra Beşiktaş'ta iyi bir ön libero göremedik. Senin boşluğun hâlâ dolmadı...

Türkiye'de birçok futbolcu, küçük yaştan itibaren golcü olmanın hayalini kuruyor. Herkes forvet olmak istiyor. Bir an önce golcü olup çok para kazanmak istiyorlar. (gülüyor) Beşiktaş'ta çok iyi forvet oyuncuları vardı. Ama Lucescu, defansa çok önem verirdi. Ve hep defansın sağlam olmasını isterdi. Ben de bana verilen görevin en iyisini yapmaya çalıştım.

Takımda, 'işte bu gerçek bir yıldız' dediğin Avrupa çapında oyuncu var mıydı?

Sergen Yalçın... İnanılmaz bir yetenek, fantastik bir yıldız, çok etkilendim.

Sergen, koşmuyor diye eleştiriliyordu...

Hayır, Sergen koşmuyor deniliyordu ama bence koşuyordu. Ona haksızlık ediyorlar. Hayatımda gördüğüm en teknik futbolcuydu. Eğer Sergen, İtalya Serie A'da oynasaydı bence bir dünya yıldızı olurdu. Peki Sergen şimdi ne yapıyor?

Bir spor kanalında yorumculuk yapıyor (NTV Spor). Maçların kritiğini yapıyor ve futbolcuları eleştiriyor.

Ooo... İnanamıyorum, Sergen Yalçın da gazeteci oldu öyle mi? (gülüyor)
Ahmet Dursun'la kavga ettik!

Ahmet Dursun'la bir kavganız olmuştu. Size falçata fırlattığı iddia edilmişti?

Antrenmanda yaşadığımız bir anlık tartışmaydı. Daha önce aramızda bir sorun da yoktu. İkimiz de Akdenizliyiz tabii, sinirlerimize hakim olamıyoruz, çok hırslıyız. Ama sonrasında tatlıya bağladık, birbirimizden özür diledik.

Beşiktaş'ta hiç unutamadığın maç hangisiydi?

Galatasaray'la evimizde oynadığımız şampiyonluk maçını unutamıyorum. Ligin bitmesine bir hafta kalmıştı. Galatasaray'ı Sergen'in attığı golle 1-0 yenerek şampiyonluğumuzu ilan etmiştik. Müthiş bir duyguydu. Bir de devre arasında ilk geldiğim maçta Kocaelispor'a atığım golü unutamadım.
Beşiktaş'ın 101. yılında da şampiyonluğa koşuyordunuz. F.Bahçe ile aranızda 8 puan vardı. Ve bir Samsunspor maçı oynandı, 5 futbolcu kırmızı kart gördü. O maçtan sonra dağıldınız. Takım neden kendini toparlayamadı?

Ben o maçta en çok kendi arkadaşlarıma kızdım. Maçtan önce, Samsunsporlu oyuncuların provoke edeceğini tahmin etmiştim. Arkadaşlarımı da uyardım; ancak kimse beni dinlemedi ve bu tuzağa düştü. 'Seyircinin galeyanına gelmeyin, onları unutun' dedim. Fakat amatörce davrandılar. Samsunspor maçını kendi kusurlarımız yüzünden kaybettik. İlhan Mansız'ın devre arasında Japonya'ya gönderilmesi de çok büyük bir hataydı. Onun yeri daha sonra doldurulmadı.
Beşiktaş'a bir komplo mu kurulmuştu peki?

Samsunspor maçında suç bizim arkadaşlardaydı; ama sonraki maçlarda garip şeyler oldu. Galiba, gizli bir güç Beşiktaş'ın ikinci kez şampiyon olmasını istemiyordu. Gazetelerde de çıkan yorumlardan bunu anlıyordum.

Özellikle bu maçın Lucescu'yu çok etkilediğini biliyoruz. Sen ne düşünüyorsun?

Evet, Mircea Lucescu da fazlasıyla etkilendi. Onun ve futbolcuların çoğunun aklı bu maçta kaldı. Ve her maça yine bir şeyler olacak stresiyle çıktık.

Yani krizi yönetemediler, öyle mi?

Samsun maçından sonra kaos ortamı oldu. Herkes birbirini suçlamaya başladı. Futbolcu kendi arkadaşı hakkında konuşuyor, yöneticiler de birbirinden farklı açıklamalar yapıyordu. Şampiyonluk da böyle kaybedildi işte. Tek bir vücut olmamız lazımdı, başaramadık.

Türkiye'de her antrenör istifasında Lucescu'nun adı gündeme geliyor. Lucescu'yu vazgeçilmez kılan ne?

Bence şampiyonluğun ana aktörü Mircea Lucescu'ydu. Avrupa futbolunu iyi bilen, zeki ve çalışkan bir hocaydı, özellikle İtalyan futbolunu Beşiktaş'a çok iyi entegre etmişti. Beşiktaş'a Avrupa mantalitesini yerleştirdi. Şampiyonlukta Lucescu'nun büyük emeği olduğunu düşünüyorum. Şampiyonluğun sırrı Lucescu'nun verdiği taktiklerde saklı. Her futbolcuyla tek tek ilgilenir, rakip takımların videosunu bize izlettirir, sonra hepimizden yorum alırdı. Futbolcuları nasıl motive edeceğini iyi bilirdi.

Baba ocağında yaşıyor

Giunti, futbola doğduğu kent olan Perugia'da başladı. Milan, Brescia, Bologna ve Chievo gibi kulüplerin formasını giyen 37 yaşındaki oyuncu, 2. Lig ekibi Treviso'da futbolu bıraktı. Giada Giunti ile evli olan İtalyan yıldız, babasının kasabası Citta di Castello'da yaşıyor.
GİUNTİ'NİN PROFESYONEL KARİYERİ
Yıl Kulüp Maç Gol
1991-1997 Perugia 166 24
1997-1998 Parma 15 0
1999-2001 Milan 54 1
2001-2002 Brescia 27 2
2002-2004 Beşiktaş 40 1
2004-2005 Bologna 23 2
2005-2007 Chievo 37 0
2008 Treviso 3 0

Beşiktaş, paramı 2,5 yıl sonra ödedi

Paranı alamadığın ve Beşiktaş'la dargın ayrıldığın konuşuluyordu. Tayfur Havutçu'nun da jübilesine gelmemiştin...

Evet öyle bir sorun yaşadım. Son ödememi, yani 275 bin doları iki buçuk yıl sonra aldım. 100. yıl şampiyonluğu için tüm gücümü ortaya koyarak mücadele etmiştim. Ancak onlar paramı 2,5 yıl sonra benim zorlamamla ödediler. Biraz üzüldüm tabii. Şimdi bir sorun yok, kimseye küs değilim. Tayfur'un jübilesine gelmeyi çok istedim; ama kulübümün kamp programının değişmesi üzerine gelemedim. Tayfur'u da arayıp özür diledim.

Taraftar seni çok sevmişti. Neden gittin?

Beşiktaş'la iki yıl daha sözleşme imzalamaya hazırdım. Yönetici Erdil Arpacı ile her konuda anlaşmıştık. Ama Lucescu'nun Beşiktaş'tan ayrılmasıyla bu kararımdan vazgeçtim. Beşiktaş'la olan en önemli bağım Lucescu'ydu. O kopunca ben de koptum. Beşiktaş taraftarının yeri, benim için çok özel. İtalya'da Milan'da bile o kadar ateşli taraftar görmedim. Beşiktaş taraftarı beni seviyorsa bu benim için büyük gururdur.

Şimdiki Başkan Yıldırım Demirören ya da eski başkan Serdar Bilgili'yle görüşüyor musun?

Hayır, ikisiyle de hiçbir temasım olmadı. Ne onlar beni aradı ne de ben onları. Beşiktaş'ta eski tercüman Sinan Serhatlıoğlu, eski yönetici Erdil Arpacı ve Lucescu ile görüşüyorum.

Beşiktaş taraftarına mesajın var mı?

İstanbul'da hayatımın en güzel günleri geçti. Eşim ve benim için güzel günlerdi. Şimdi üç yaşında bir oğlum var ve yurtdışına çalışmak için çıkamam. Beşiktaş'a karşı bir küskünlüğüm yok. Beşiktaş taraftarı 90 dakika boyunca susmayan, muhteşem bir taraftar. İtalya'da taraftarlar bir maç öncesinde, bir de gol atılınca tezahürat yaparlar. Beşiktaş taraftarı ise maçta hiç susmuyordu. Beni unutmasınlar, onları çok seviyorum.

İki yıl boyunca Sinan Engin'le iki kelime konuşmadık

Sen oynarken menajer Sinan Engin'di. Fakat yabancı futbolcuların Engin'le sorun yaşadığı konuşuluyordu. Olayın iç yüzü neydi?
Sinan Engin'in sadece takımın menajeri olduğunu biliyordum. Ama ne İngilizce ne de İtalyanca biliyordu. Dolayısıyla onunla bir bağlantım yoktu. Engin takımda sadece Türk futbolcularla konuşuyordu. Bize karşı soğuktu.

Tercüman yok muydu?

Bir tercüman vardı. Ama onu çok fazla kullanmıyorlardı. O yüzden benim Sinan Engin'le hiç diyaloğum olmadı. Yani iki yıl Beşiktaş'ta oynadım toplam iki kelime konuşmadık. (gülüyor)

Biraz da Milan'ı konuşalım. 1999-2001 yılları arasında Milan'da oynadın. Şampiyonlar Ligi'nde Galatasaray ile tarihî bir maçınız vardı...

1999 yılındaki o maç benim kariyerim için en önemli maçtı. Çünkü Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk ve tek golümü o maçta atmıştım. Galatasaraylılar için rüya gibiydi ama bizim için tam bir kâbustu. 86. dakikaya kadar 2-1 öndeydik. Sonra Hakan Şükür'ün golüyle beraberliği yakaladılar. Uzatmalardaki penaltıyla da Galatasaray inanılmazı başardı ve bizi 3-2 yendiler.

Milan, ondan sonra bir çöküş yaşadı...

Milan, Avrupa'nın en organize kulübüdür. 1999'daki krizi çabuk atlattılar. Berlusconi, Milan'da ne derse o olur. Ve Berlusconi'nin başarısızlığa asla tahammülü yoktur. Fatih Terim'i de o yüzden göndermişti. Kulübün kazanması, şampiyon olması için elinden ne gelirse yapar. (İmalı bir şekilde gülüyor)

18 Kasım 2008 Salı

Sene, Bindokuzyüz Bilmem Kaç.


Beşte Devre Onda Biter bloğuylada paylaştığım eskilerden bir anımı buraya naklediyorum...


***

Yaşım 31,

Sene 1990 lı yılların ortaları, klasik bir lig maçı ,adını hatırlayamadığım bir Anadolu takımıyla İnönü'de oynuyoruz.Takımın durumu o aralar pek iç açıcı değil o maçın sonucun da da zannedersem ya yenildik ya da berabere kaldık. Maç bitiminde benden bir yaş büyük ağabeyimle kapalı tribündeki yüzlerce taraftar gibi oyuncuların ve teknik kadronun usul usul sahanın ortasından geçerek soyunma odalarına doğru gidişlerini donuk gözlerle seyrediyoruz.

Sonrasında toplu olmamakla beraber özellikle bizim bulunduğumuz kapalı alt tribünde futbolculara ve teknik kadroya bireysel serzenişler bağırışlar duyulmaya başlıyor. Taraftar üzgün,yıkılmış ve sinirli halde birbirlerine dert yanarken maç bitmiş dakikalar da ilerliyordu ,taraftarlar, hatta hanımlar ve çocuklarda kapalı alttaki iki çıkış kapısına yönelmişlerdi. Bu arada (eskiden her maç dibimizdeydiler) tribündeki emniyet mensupları birden koyun güden çoban misali kadın çoluk çocuk demeden tribündeki taraftarı kapılarda sıkışmış durumda olan taraftarın üzerine doğru hala anlam veremediğim bir şekilde sürmeye başladılar.

İnsanlar kapı ağızlarında sıkışmaya ve dalga dalga kapılardan düşe kalka dışarı çıkmaya başladılar ,ezilenler bağıranlar polise hakaret edenler sonrasında iş iyice isyana döndü. İşte o anda öncesinde sonrasında bugüne kadar rastlamadığım bir şey oldu,Zaten canı burnunda olan taraftarlardan dışarı çıkanlar boşalan ve polislerin çıktığı kapılara tekrar hücum ettiler ve bizde tam o esnada kap ağzındaydık kafamı çevirmemle kapılara hücum eden taraftarı gören polislerin tribün koltuklarına kadar geri kaçtığını gördüm,arada taraftar yakaladığı polislere tekme tokat daldı,akabinde içeri kaçan emniyet güçleri jopları çekip tekrar giren taraftarı dışarıya kadar püskürttü ama o sırada da ilk atakta içeriye giren ve dışarıda kalan taraftar çıkan emniyet mensuplarına bu sefer taş ve sopalarla saldırınca memurlar tekrar içeriye kaçtı,taraftar ve biz dışarıda beklerken bu sefer üç yıldızlar dört yıldızlar belirdi etrafta ve memurları ilginçtir tekrar saldırtmak yerine sükunet altına aldılar.

Biraz şiddeti yüksek bir anı olsa da geçmişe dönük polis şiddeti ve akabinde yaşananlardan dolayı benim için ilginç bir anıdır.

* * *

11 Kasım 2008 Salı

Trabzonspor 1 - Beşiktaş 2

Maçı evde seyretmek yerine nostolji babında Beşiktaş'ta Kazan'da izledim bu sefer arkadaşlarla.Öncelikle Kazan'ı Efes Pilsen "İyileştirdiğinden" beri benim ilk gençlik yıllarımın Kazan'ı gitmiş.Girişde bir bira karşılığı 10 TL verdik,Sonrasında zannedersem bir bira 5 TL ye düştü.Mezeler Allahı var güzel,ama içerdeki televizyon sayısı ve açıları yetersiz,Bu mekan eski futbolcu yönetici Celal Soydan'ındır,gerçi şimdi oğulları işletiyor.Eskiye nazaran tek hoşuma giden yanı tuvaletleri oldu.
Neyse maça gelirsek Trabzona en son son dakika golünü Pancu atmıştı 100.yılda,ceza sahası dışından nasıl çaktıysa kalecinin kafasının üstünde gol olmasıyla taksim megustanın altını üstüne getirmiştik o gün.Bu son dakika golünde de benzer şekilde Kazan da aynı duyguları görselliği yaşadım,iki maç 6 puan biz çıkarız ama sonrasında lig telaşına düşülürse bu sene bizim için kupa zor.

10 Kasım 2008 Pazartesi

Beşiktaş 5 - Kocaelispor

Eski Açıktan
Kapalı
Orta Saha Mücadelesi
Başka Sevdalara Kapalı
Yıldızlar Asla Ölmez - Pankart
Güzel Bir maç oldu,başı klasik bir şekilde bizim için kabus gibi başlamasına rağmen.
Ama nedense 2 -0 yenik durumua düşünce inancımı kaybetmedim,hatta ilk yarı 2-2 ikinci yarı 5-2 olur dediğimi teyit edecek arkadaşlar var,Bobo'ya sevindim bana saçma gelen ama her halde onu etkileyen şu 50.gol stresi mavrasını atlattı,Nobre 'ye genele uyarak şapka çıkartıyorum.Taraftarı fena bulmadım bu maçta fena değildi,Kocaeliden gelen taraftarlara da güzel bir maç seyrettirdik zannedersem,ilk iki golde yanımızdaki tribünde çıldırdılar bir ara.

Bu akşam da Fenerbahçe - Galatasaray mücadelesini seyrettim,Fenerbahçenin yenmesinin en kötü berabere kalmasının bizim için daha avantajlı olacağını düşünüyordum,istediğim gibi bitti.

Maçla ilgili bana göre tek olumsuz durum tribünde kendini kaybetmiş bir şekilde eski genelkurmay başkanını görmüş olmamdır.

30 Ekim 2008 Perşembe

The Black Eagles of the Bosporus

(FIFA.com) Wednesday 29 October 2008

Besiktas, the oldest sports club in Turkey, traces its origins to the autumn of 1902, when a group of 22 young men began gathering for physical exercise on certain days of the week in the Istanbul suburb which gives the club its name. Football was not part of the equation to start with. The young men kept their bodies and souls in shape through gymnastics, wrestling and weight-lifting.
In spite of a general ban on sports clubs and severe restrictions on freedom of association under Sultan Abdulhamit the Second, Besiktas Jimnastik Kulübü - Besiktas Gymnastics Club – was officially founded under a special permit just a year later. The membership roll increased dramatically and rapidly, until the club was officially re-founded on 13 January 1910 as Besiktas Osmanli Jimnastik Kulubü on the repeal of the laws prohibiting clubs.
A few months later, football clubs Validecesme and Basiret merged with Besiktas, making football the most important discipline at the club in just a few short weeks. A curiosity dating from the early years is that Besiktas, as the only sports club in the country at the time, occasionally played as the Turkish national team, and are thus the only club to incorporate the national flag on their emblem.
The history of the Black EaglesIn the 1940s, Besiktas dominated the Turkish footballing scene. After back-to-back domestic league triumphs at the beginning of the decade, the club went into the 1940-41 campaign with a largely new and young team. The brilliantly skilled men in black and white were to become legends that year, after a series of breathtaking displays which also earned them their nickname, the Black Eagles.
The term first came into use on 19 January 1941, as the men from Istanbul took on Suleymaniye and ran up a crushing 6-0 victory. Midway through the second half, a fisherman by the name of Mehmet Galin struck up a previously unheard chant, which – so the legend goes – was rapidly taken up by the entire stadium. "Come on Black Eagles, attack Black Eagles!" was the cry from thousands of throats, and Besiktas had the nickname that persists to this day.
Success in the 90sThe period from 1957 to 1986 brought seven title triumphs, but that was merely the prelude to the 1990s, the truly golden age in Besiktas’ history. Under English coach Gordon Milne, the oldest club in Turkey recorded a title hat-trick from 1990 to 1992. Milne’s team featured an attacking trio of Metin Tekin, Ali Gultiken and Feyyaz Ucar, still considered by fans as the best forward line ever to represent the club.
The 1991-2 campaign brought not only the title but also a record, as Besiktas became the only club to win the Turkish championship without losing a match. Other records include a 10-0 victory over Adana Demirspor in 1989-90, the biggest margin of victory in Turkish league history, a run of 48 consecutive league matches without defeat, and a 13-game winning streak in the 1959-60 season. The same campaign brought a record total of 29 league wins.
Recent timesCompared to the glories of the past, Besiktas’ recent record in the Turkish championship has been patchy. Their twelfth and most recent Super Lig title came in 2003. This was followed by domestic knockout cup success in 2006 and 2007, but the championship trophy proved elusive. However, the current team under new coach Mustafa Denizli is undefeated so far this term and tops the Turkish standings eight games into the campaign.
StadiumBesiktas’ home ground is the BJK Inonu stadium, located in the suburb of Besiktas and boasting a panoramic view over the Bosporus. The Black Eagles moved into their newly-constructed home in 1947, when the stadium was named after the second president of the Republic of Turkey, Ismet Inonu. The most recent renovation took place four years ago, with the removal of the running track and lowering of the pitch. The only stadium in the world offering a view of two continents (Europe and Asia) currently boasts a capacity of 32,086.
Honours12 Turkish Championships: 1957, 1958, 1960, 1966, 1967, 1982, 1986, 1990-1992, 1995, 20037 Turkish Cups: 1975, 1989, 1990, 1994, 1998, 2006, 20071 Turkish Supercup: 2006
Legendary playersMetin Tekin (1982-1997), Feyyaz Uçar (1981-1994), Ali Gültiken (1985-1995), Eyjólfur Gjafar Sverrisson (1994-1995), Stefan Kuntz (1995-1996), Daniel Amokachi (1996-1999), Nihat Kaveci (1998-2001), Kleberson (2003-2005), Yordan Letchkov (1997-1998), Gökhan Zan (since 2003), John Carew (2004-2005), Rüstü Recber (since 2007)

28 Ekim 2008 Salı

Max Payne

Deli gibi oynunu oynadık bu gecede sinema filmine gittik.

Genel olarak video oyununa sadık kalınmış özellikle kasvetli havayı yaratmakta çok başarılı olmuşlar,başroldeki Mark Walgbergdi galiba biraz bana göre Max Payne karakteri için temiz yüzlü kalmış ama yine de başarılı.

Sonuçta video oyunundaki karakterden - hikayeden bir film yaratılıyor...Biz bunlara sinema endüstrisi babında zor yetişiriz,ve acı gerçek fena nal toplarız.

Bir pozisyonda adam pc oyunundaki sahhneyi birebir canlandırdı ,slow motion halinde yana atlayarak kapılardan geçme ve ateş etme,ayrıca insanların ilk Matrix serisinde şahit oldukları kurşunların silahtan ilk çıkış anındaki görüntüler silsilesini bizler altı ay önce Max Payne oyununda görmüştük, bu da bir dipnot olsun.

Aklım almıyor


Hakikatten aklım almıyor.
Lig Tv görüntü paylaşımı yapılıyor diye bütün bloglara erişim kapatıldı.
Tüm samimiyetimle söylüyorum, aklım almıyor,mantığa vuramıyorum,kabullenemiyorum,ülkemizi yurtdışındaki uygulamalarla kıyaslayıp sinirlenmiyorum,bu kapatmaya yasal zemini hazırlayan milletin vekillerinin kafa yapısını düşünce şekillerini ve bunların suratlarına yansımasını hatırladıkça sinirleniyorum.

Neyse açıldığından bi haber başka yollardan girmeye çalışırken gerek kalmadığını anladığımda ister istemez sevindim.

Bunu da gördük…

22 Ekim 2008 Çarşamba

Forma Aşkı




Bizim memlekette malum ekonomik sebeplerden dolayı bir türlü yukarıdaki kalitede formalar göremiyoruz.Kaliteyi görememek yanında dizayn namına da bir şey göremiyoruz.Halbuki bu örnek formalar kalitesinde dizaynında formalar yapılırsa benim gibi düşünen kitle tarafından kapışılacaktır.Çevremde böyle forma yapsınlar 80-90 TL vereceğime 140-150 TL veririm diyen bir çok insan var,hatta dizayn aynı kalır kaliteyi fiyata göre replika çıkartırsın herkes faydalanır.
Ama nerde, yıllardır konuşulur ama en ufak bir olumlu değişim yok.

Gerçi örnek olarak İtalyan işi verdik ama avrupanın kalburüstü takımları da genelde nike ve adidas giydiğinden onlarda da durum aynı.

4-5 sene önce arkadaşım İtalya'da Juve Store'dan tam takım bir forma getirmişti,formanın bazı yerleri pamuksu gibi o forma yaklaşık olarak 4 yıl x 45 hafta ,yani en az 180 kere çamaşır makinasında yıkandı banamısın demedi hala yeni alınmış gibi,aklım almıyor,bizim 100. yıldaki çubuklu formayıda çok beğenirim ama şimdiki hali tarumar.
Yapın kardeşim bunlar gibi formalar , parası neyse vereceğiz.

21 Ekim 2008 Salı

çolukla çocukla dünyaya meydan okuyorlar" - Ertem Şener.

Üç büyüklerden avrupa maçlarında kendi sahasında en farklı yenilgiler diyince ilk aklıma Galatasaray - Chelsea (1-5) maçı gelirdi,birde bu akşamki maç gelecek artık Fenerbahçe - Arsenal (2 -5), Arsenal'li futbolcular isteselerdi olayı ikinci yarıda abartabilirlerdi ama yapmadılar belki o zaman Aragones içinde son maç olurdu.
Bu arada 1994 de evlerinde Cannes'a 5-1 yenilmişler.

Fenerbahçe'nin kendi sahasındaki avrupa maçlarına internetten bakarken de daha önce

Benficaya deplasmanda 7-0
PSV ye deplasmanda 6 -1
Bohemians Praga deplasmanda 4-0
Manchester'a deplasmanda 6-2
Sigma Olomouc'a deplasmanda 7-1 yenildiklerini buldum.
Londradaki maça kadar takımda birşeyler değişmezse bizim Hoca efendi ile kırdığımız rekor egale edilebilir.

12 Ekim 2008 Pazar

Başarının Sırrı

http://belestepe.blogspot.com/2008/10/bilmece-bulmaca.html

115.000.000 TL - 17.000.000 USD = Demirören Yönetimi.


Göreve geldiğinde Beşiktaşın borcu 17 milyon dolardı, son yapılan mali genel kurulda kulübün borcu 115 milyon TL olarak açıklandı.

Bu borcun neredeyse yarısı Başkan Beyin şahsına olan borç , arada kulübü berbat yönetiyorsun denildiğinde verin 50 milyon TL mi gideyim diyerek aba altından sopa gösteriyor,hatalarından da ders almıyor, öyle bir yeteneği olsaydı çoktan ortaya çıkardı.Daha komiği adam başkan olmadan öncede kulüpte futbol şube başkanıydı, Kıvanç Oktay denilen zatla beraber müthiş ötesi transferler yaparak şu an oluşan borcun temelini atmışlardı.

İş o hale geldiki adamcağızı her hangi bir yayın organında gördüğünde hemen değiştiriyorum,izlemeye tahammülüm kalmadı.Neredeyse nazarımda Sinan Engin kıvamına gelecek.

Kısa zamanda istifasıyla beraber kendi beceriksizliğinden doğan verdiği borçları da hibe ederek locasına döner inşallah.

9 Ekim 2008 Perşembe

Kötünün İyisi.

- Hoşgeldin -

- Bay bayyyy-

Öncelikle Ertuğrul Hocanın gönderilmesi ve Lucescu'nun gelemeyeceği belli olduktan sonra sezon başlamışken alınabilecek en iyi hocayı aldık.
Ertuğrul Hoca'nın istifası sayesinde Sinan Engin'den kurtulduk,bence Ertuğrul Hoca'nın istifasından daha büyük fayda getirecektir camiaya.
Sergen'in belgesinin yetersiz kalması-yetişmemesi neticesinde teknik ekibe dahil olamamasınada sevindim .
Demirören iç güdüsel olarak hata yapmak isterken bu sefer galiba yararlı bir şeyler yaptı .
Bu arada 3 sene kadar önce Çeşme'ye ilk gittiğimde Mustafa hocanın sahibi olduğu sahildeki balıkçıda yemek yemiş ve mekanın şef garsonundan da Mustafa Denizli'nin, şefin tabiriyle;
-Manyak Beşiktaş'lı olduğunu öğrenmiştik.bu da küçük bir not.

7 Ekim 2008 Salı

Üzüldüm mü ?


Ertuğrul Hoca bugün istifasını verdi, insanlığına yakışır bir harekette bulundu,onun sağlam karakterine her zaman saygı duydum.Ama ben kendisini Beşiktaş'ta başarısız buluyordum,Beşiktaş macerasında ömrümce unutmayacağım bir kaç olaydan üçünü o yaşattı,biri her kesin malumu 8-0,bir diğeri son Metalist komedisi,sonuncusuda beş derbiden dört mağlubiyet beceriksizliğidir.

Ben Ertuğrul Hoca dan farklı kazanımlar bekledim,Senelik 1.800.000 TL ye anlaşabileceğimiz her hangi bir teknik direktör de üç aşağı beş yukarı Ertuğrul Hocanın artılarını kazandırebilirdi kulübe.Rıza Hoca,Tigana kalsaydı belkide daha da iyi durumda bile olabilirdik.

Avrupa dedik olmadı,Türkiye kupası dedik olmadı,Lig dedik hiç olmadı.Son transferleri çok bilmiş menejerimsi adamla yaptılar sonuç için Metalist maçı yeter.

Demekki zorlamakla Beşiktaş'ın eline bir şey geçmeyecekmiş,bence istifa etmesi yerindedir.

Ama tabi kabusumuz bitmiyor veya Ertuğrul Hocanın istifası her hangi bir şeyi çözmüyor,belkide ve büyük ihtimalle bu sene daha beter durumlara düşeceğiz orası ayrı.

Menejerimsi kişiyi her gördüğümde her açıklamasını okuduğumda tırnaklarım çekiliyor gibi hissediyorum.Ama esasen ona da çok kızmıyorum adama bulunmaz hint kumaşı muamelesi yapan her şeyin uzmanı Ordinaryüs Profesör Başkanımız sağ olsun.

Beşiktaş sevgisi dolu yıllarımda ,Beşiktaşı bu kadar çok sevdiğine inandığım ama sevdiğinden daha çok zarar vermesini başaran tek kişi Yıldırım Demirörendir.

Hata yapmakta ,hatalarından ders almamakta ve hata yapılacaksa kralını ben yaparım tavrından dolayı ,cezayı çeken bu takıma benim gibi gönül vermiş milyonlarca Beşiktaş taraftarı oluyor.

O kadar çok şey varki son istifa olayından sonra aklıma dilime düşen ,hangisini yazacağım diye şaşırıyorum.

Beşiktaş'ın kurtuluşu belli;

Demirören ve avanesi gidecek,başta menajerimsi adam olmak üzere.

Demirören efendi utanıp 40 milyon dolarını hibe edecek.

Futbol gerçek anlamda profesyonel ellere teslim edilecek.

Yeni gelecek ekip sık dokunup ince elenerek seçilecek ve uzun süreli kontratlar yapılacak.

Alt yapıya zorunlu olarak değer verilmesi yeni teknik ekipten ısrarla istenecek.

Kulübün mali yapısını bozacak her türlü hareketten kaçınılacak,gerekirse artıya geçene kadar özkaynakl otunculara daha fazla rol verilecek.

Yeni Stad bir an önce bitirilecek

Taraftar bu yeni anlayışa sabır göstermek zorunda olduğunu kabullenecek.

Beşiktaş'ta yönetici olmak sadece maddi güç kritirine veya oy potansiyeline indirgenmeyecek.

Kulüpteki asalak üyeler kovulacak.

dahası da var...

6 Ekim 2008 Pazartesi

6.Hafta...

Şans yine Beşiktaş'ın yanında ,şampiyonluk yarışındaki iki rakibide bu hafta puan kaybetti,hatta Sivassporuda sayarsak 3 rakibide diyebiliriz .
Samet Aybaba benim nadir hatırladığım kadarıyla Beşiktaş haricinde diğer iki büyük takımdan birini bu hafta yendi.
Kayseride Fenerbahçeyi evinde ilk kez yenme başarısını gösterdi.
Avrupa defterini saçmalıklar ötesi bir şekilde kapatma başarısı gösteren Ertuğrul Bey,Sinan Efendi ve Problemin kaynağı Demirören hazretleri bari bu haftayı kazasız atlatmayı başarabilsinler bir zahmet.

5 Ekim 2008 Pazar

Başımız Sağolsun

Bu şerefsiz kalleşler yine azdılar,15 canımız şehit oldu...
Beyefendi de açıklamada bulunmuş;

Senin hükümet olduğun 6 senede terör nasıl tekrar hortladı onu anlat bize,sen ne yaptın,içişlerin bakanın ne yaptı?

Yazık ki etrafını hikayelerini dinlemekten zevk alan bir güruh kaplamış.

4 Ekim 2008 Cumartesi

Ne Olabilir Acaba ?

Geçen gün GFB dayanamayıp Aziz Yıldırımla'la zamanında yaptıkları akçeli işleri ifşa - itiraf etti, çok atıp tutuyorsun ama bizler aynı yolun yolcusuyuz anlamında.

Bu açıklamaların bir yerinde şöyle bir bölüm var,bu bölüm hakkında kendimce duyduğum bana söylenen bir iki ihtimal var,ama aslı ne olabilir acaba ?

"İkinci kez istifa etmenizin gerçek sebebini ise birçok kişi gibi biz de biliyoruz. Gazeteci yakınlarınız, o dönem sizinle olan idareci arkadaşlarınız, yakın dostlarınız gibi biz de biliyoruz. Sağlık sebebi de bir sebep ama asıl sebep değil. Gerçek sebebini tüm Fenerbahçe camiasına açıklamanızı bekliyoruz."

2 Ekim 2008 Perşembe

Al Birini , Vur Diğerine !

Ertuğrul sana "Stajyer" demek bile iltifat olur.
Diğerinin zaten neden maaş aldığını anlayabilmiş değilim.

http://bjktaraftarproje.com/